Çukurdan alçaklığa terfi!

 Bir tahterevalli sallanmakta…

Bir ucunda DEMİR, diğerinde DUMAN…

Ortasında dengeyi sağlayan koca bir TAŞ…

İsimler, aksü'l-amel...

Biri çukurdan yükselip alçaklık seviyesine çıkar, yükseldiğini sanır; diğeri buna mukabil çukurlaşmakta…

Birinin kafası bonzai ile tütsülenmiş, diğeri Dahhak gibi kan içici…

Birinin sermayesi hakaret, diğerinin şarjöründe şiddet…

Birinin cümleleri nefret ve cehalet kokar, diğerinin güftelerinde kan damlaları…

Birinin eline Yasin'in kanı bulaşmış, diğerinin salyası Esra'ya sıçramış.

Biri Yasin'in feryadından yapmakta beste, diğeri Esra Hanım'a havlayarak diziyor güfte...

Ama ikisinin de ortak noktaları var:

İsimleri aynı isim, tasmaları aynı marka.

İkisi de şiddet ve hakareti hürriyet saymakta...

Bonzaiden kafası Dumanlı ve Esra'nın cümlesinden bir anlam çıkarmaktan aciz zevat, bu çapıyla gazeteden köşe kapabiliyorsa ve her şeyi yazma hürriyetine sahipse, kavatlık popüler bir sanatmış vesselam.

Denilir ya, ahlak dumura uğratılınca kavatlık sanat sayılır diye.

Hem sadece yalancının değil, ahlaksızın da Kandil'i yatsıya kadar yanar.

Sahte bir hesap üzerinden kirli hesap gütme çabaları nereye kadar!

Onca hakaret ve alçalma, bağırsak gurultularını fikir diye pazarlama ve nihayetinde derin bir üzüntü ve hayıflanma finişi…

“Ne yazık ki biz erkeklerin IŞİD militanlarıyla seks şansı yok”  diyerek aklınca laf çakmakta…

Bu kem sözler, dumanlı kafa sanrıları…

Üzülme efem, sende bu yetenek varken şansa ne hacet.

Sana verilen görevi icra et.

Yoksa seçim boyunca hemhal olduğun ibnelere bakılırsa üzülmeni gerektirecek fazla bir şey yok sanırım.

Havlayan bir iti susturacak bir “Höst! bir de kemik…

Tüm ahlaksız toplumlarda revaçta iki meslek olur:

Kavatlık ve ibnelik.

Adaşın sana saz çalsın, saz¸ sen de azdıkça az, dağılsın bu toz bulutu, anlaşılacak o zaman kuş beyinli misiniz, yoksa kaz.

****

Üzülerek belirtmeliyim ki, çözüm sürecinin akamete uğradığını görmeyenimiz yok herhalde.

Süreç zaten kadük başlamıştı, doğacak çocuğun güdük olması da bu yüzden doğal karşılanmalı.

Bu süreçten nur topu gibi bir çocuk beklemek fazla safdillik olur.

İktidar yine bilindik bir bahaneye sığınacak: “Kandırıldık.”

Bizden de hatırlatılacak veciz söz: “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.”

Şimdi kadük diye sıfatlandırdığımız sürecin mimarlarına bakalım:

Beşir ATALAY, Yalçın AKDOĞAN.

Allah aşkına akl-ı selim düşünüp bu ikilinin işi kotaracağına inanan var mı?

Danışmanlarını es geçtik, çünkü böyle aktörlerin figüranlarından zaten bir şey beklenemez.

Korkulan da oldu.

Gelinen son noktada hükümet de bu işin sağlıklı yürümediğini gördü veya görmek zorunda kaldı.

Peki, işin sağlıklı yürümediğini bilen hükümet bundan sonra sağlıklı iş yapar mı?

Hiç sanmam.

Çünkü perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.

2 Ağustos Pazar günü Başbakan DAVUTOĞLU, Doğu ve Güneydoğu Anadolu STK'larıyla süreçle ilgili bir görüşme gerçekleştirdi.

Kırk dört STK'nın bulunduğu görüşmede aynı STK'dan ona yakın kişi çağrılmıştı.

Kimdi bu STK'lar: İHH'dan bir kişi, Mazlum-Der, Öze Dönüş Platformu,  Anadolu Platformundan bir kişi, Cihannüma'dan bir il temsilcisi...

İki yüzün üzerinde derneği, onlarca yardım kuruluşu olan ve bölgenin en büyük sivil inisiyatifi olan Mustazaflar-Cemiyeti yoktu, İHH, Cihannüma ve Anadolu Platformu da “dostlar alışverişte görsün” babında çağrılmıştı.

Çağrılan birçok kişinin isminin önündeki etiketle ilgisi yoktu üstelik.

Güyâ gelinen noktada PKK ile görüşülmeyecekti, fakat PKK'ya koltuk değneği vazifesini gören ve toplumda bir karşılığı olmayan tabela dernekleri PKK'nın yerini alacak herhalde.

Aslından vazgeçip koltuk değneğini muhatap almak ne kadar sağlıklı olur?

Sonuç, gün gibi aşikâr.

Birkaç ay veya yıl sonra, dillerde benzer içerikli ama farklı bir üslup:

MANYAK KANDIRILDIK!...

Not: Mümin, aynı delikten iki defa ısırılmaz, ancak yılan yuvasını oturak belleyenin, ısırılmaktan başka şansı yoktur.

****

HDP, seçim döneminde çok kirli bir süreç yürüttü.

Medyası saldırılarını mağduriyet diye sundu, partilisi tehditler savurdu, militanı yol, yöneticisi racon kesti.

Yani muhaliflerini sindirmek için her türlü yöntemi kullandı.

HDP kirli savaşı yürütürken trolleri de boş durmadı ve kural tanımamada partilerini aratmadılar.

Son Kandil operasyonuyla birlikte militanlar eylemlerine, köşe yazarları köşelerine, sazcısı da saz arkadaşlarıyla birlikte sazına sarıldı.

Troller de bulundukları yerde haber uydurmaya ve uydurdukları haberleri tez elden daha çok kişiye ulaştırmaya çabaladılar.

Öyle haberler uyduruldu ki inanmak için HDP'li olmak icap ederdi.

Çünkü paylaşıma koşulsuz RT yapmak için troll'un gözü bağlı bir takipçisi olmanız icap ederdi.

Ve işte trollerden bir troll.

Haber güncel mi güncel.

Hemen teviller başlayabilir:

“İyi de Kuzey Irak bölgesinin iklim koşulları ve savaşın insan üzerindeki psiko-sosyal etkisinden dolayı doğumlar bazı bölgelerde on ay sürebilir.”

Bu ifade yazıyı okuyan birçok HDP'linin aklına yatmaya başladı bile.

Dedim ya, inanmaya şartlanmış bir kitleden bahsediyorum.

Güya yer Zergele, ama tweeti atan troll, gerçekten tam bir hergele!

****

Mizah, zeki insanların işidir.

Bunak birinin bedduasından dünyanın sarsılacağını zanneden bir mizahi anlayışa PUFF değil TUHH denir.

“AKP Doğu'yu PKK'ya verdi.” deyip HDP'ye oy veren bir yapının mizah eserine PUFF değil TUHH denir.

Beddua resitali eşliğindeki viyaklamalardan daha güzel mizah mı olur?

Ülkenin sınav sistemini eleştirme adına dokuz yaşındaki çocuğa Sokrates'in sözlerini söyleten zihniyetin doğal hali değil mi mizah?

Belden aşağı vurmakla sevap kazanacağına inanmak, kara mizahın malzemesi olur.

Süreç boyunca ihanet şebekesinin tüm zırvalarına PUFF değil, TÜHH veya affınıza sığınarak ÇÜŞŞ denir.

Önceki ve Sonraki Yazılar