Kıskanma ne olur, çiğne senin de olur

Demirtaş kendini sevdirmiş...

Yazılı ve görsel medya el birliği ile Demirtaş’a beyaz bir gelinlik giydiriyor...

Vay efendim seçim kampanyası boyunca saygın bir duruş sergilemiş. Allayıp pullayıp kaliteli, erdemli, seviyeli bir şahsiyet olarak Türk halkına servis edilmeye çalışılan bu şahsiyeti tanımıyor değiliz. Erdoğan’ın tüm sataşmalarına rağmen dik duruş sergilemiş. Asalet sahibiymiş. Polemiklere girmeden, Erdoğan’ın bozuk siyasi üslubuna prim vermeden kendi düşüncelerini zarifçe anlatmış meydanlarda.

Medyanın gücü azımsanmayacak oranda etkili. Kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bize empoze etmeye yeltenecek kadar irade sahibi yaşamımızda.

Bir zamanlar “PKK uzantısı parti” denilirdi... Ne de güzel aklandı, paklandılar...

Eskiden TV’lerde duyduğumuz bir “Elebaşı Öcalan” vardı. “Elebaşı” sıfatı silindi. Öcalan oldu. Yakında Sayın Öcalan olacak.

Tıpkı Demirtaş gibi. Kendini sevdirecek. Oysaki PKK hala eylemlerini sürdürmekte…

Dik duruş sergilemiş Demirtaş. Dik durmak ile diklenmeyi birbirine karıştırmamak gerek. Demirtaş ve avenesi zamanında çok diklendi. Baktı ki olmuyor “T.C. cicidir, biz bu devleti seviyoruz, T.C. devleti kutsaldır” söylemlerini haykırmaya başladı meydanlarda. Diklenenler gün gelir boyunları ile birlikte tüm bedenini eğerler. Hatta bazen diklendiklerine secde ederler.

Dindar olan Kürtlerin bir kesimi de sırf mazlum olduklarına inandıklarından HDP ve BDP ye meyletmekte ve oy vermekte.

Sırf Kürt kimliği taşıyorlar diye mazlum postu giymiş, Sosyalizmi ilke edinmiş bir zihniyete sempati duymak ve onlarla empati kurmaya çalışmak büyük bir yanılgı. Bizim tek bir kimliğimiz var o da Müslüman kimliği. BDP, HDP İslam’ı özümseyerek ve ilke edinerek yola çıksalardı sorun yoktu. Sorun onların İslam düşmanı ve İslam’a düşman olanlara dost olmaları…

Kur’an’ı yakan, tesettürlü bayanları darp eden, dindar insanların köyüne gidip onları hunharca öldüren, dindar kesimi bölgede sindirmeye çalışıp kendini tek güç ilan eden bir zihniyete her ne durum olursa olsun sempati duyulmaz.

Ezilmişmiş, hakları ihlal edilmişmiş söylemleri de onların döktükleri timsah gözyaşları. Ezilen onlar değil, ezilen Kürt halkı.

Onlar Avrupalarda büyümüş, Türkiye’nin en güzel yerlerinde ikamet etmiş, her türlü güzel olanaklardan istifade etmiş.

Sonra gelip ezilmişlikten dem vuruyorlar. Demirtaş daha düne kadar BDP’nin en fevri, kalitesiz, mahalle ağzı ile konuşan, ona buna çatan, her fırsatta iktidara diklenen şahsiyetiydi. İmralı görüşmeleri başladığında bu yönü dolayısı ile başkanken hükümet onun İmralı’ya gitmesini istemedi. Bir nevi adam olmayı öğren dercesine onu cezalandırdı. Daha yumuşak ve uzlaşmacı tavırları olan zatlar tercih edilerek bu şahıslar gidecek denildi. Diklenmenin akıbetinin boyun eğmek olduğu konusunda hükümetten aldığı ilk hayat dersiydi. Cumhurbaşkanı seçimleri öncesi genç ve dinamik olması sebebi ile Demirtaş’a Kürtleri temsil eden bir lider elbisesi dikildi. Kaliteli, sevecen, seviyeli bir Demirtaş imajı oluşturuldu. Medya’da elbisenin üzerinden çift dikiş geçti, yaldızlarla süsledi. Ezilmiş, büzülmüş kime ne… İslam düşmanı, sosyalist bir zihniyete zinhar meyledilmez.

Şimdi iktidar dağdaki teröristler için yaşam alanı oluşturma gayretinde. Geldiklerinde onlara ev, iş ve hayata uyum için psikolojik destek vs. Bence geldiklerinde önlerinde saygı ile eğilelim ve özür beyan edelim. Her şey iyi hoşta hala camilerden toplanıp senelerce zindanlarda kalan Müslümanlar ne olacak? Onlar dağda, değil de camilerde oldukları için mi terörist damgası kalkmadı üstlerinden.

Bir sakız reklamı vardı. ”Kıskanma ne olur çiğne senin de olur.” sloganı ile bayağı bir etkili olan bir reklamdı. Şimdi biz yapılan bu çifte standardı içimize sindiremeyip serzenişte bulunuyorsak İktidar bize bu slogan ile mi mukabelede bulunacak? “Siz PKK gibi kanun çiğnemediniz. Oturup camilerde dersler verdiniz, İslam’ı anlattınız. Siz de kanun çiğneseydiniz. Size de kucak açsaydık” sözleri midir bizim serzenişlerimizin karşılığı?

Seçimler ve çözüm süreci için de unutturulmaya çalışılan ve hiç gündeme getirilmeyen bir hakikat var ortada. Cezaevleri suçsuz mütedeyyin insanlarla dolu. Ve bunların bir kısmı hasta mahkûmlar. Başkalarına mavi boncuk gibi dağıtılan adalet ve özgürlükten nasiplenmeyi en çok hak edenler hâlihazırda bu haklardan yoksun, vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.