Koalisyon için pembe çizgi

 Seçimin üzerinden yaklaşık on gün geçti.

Partiler koalisyon görüşmelerine başlamadan önce “kırmızı çizgi”lerini açıklayıp bol keseden salladılar. Ancak çok geçmeden aynı partiler tükürdüklerini yalamaya başladı.

AK PARTİ, “her türlü koalisyona varım” diyerek bozgunculuk yapanın kendisi olmadığını seçmene aktarma niyetinde.

Çünkü olası bir erken seçimde seçmen karşısına yapıcı bir tablo çizerek çıkmayı planlıyor.

Koalisyonun olmazsa olmazı pozisyonundaki AK PARTİ yapıcı bir rol üstlenmeye çalışırken, diğer üç parti de “kırmızı çizgi”lerinin altını ısrarla çizmekte.

CHP ve HDP'deki “kırmızı”nın “kızıl komünist” renklerden geldiğini biliyoruz da, MHP'deki kırmızıyı anlamlandırmak doğrusu bizi biraz zorluyor.

“Kırmızı çizgi”lerin altını çizen bir parti, aday profilindeki efemine simalardan dolayı her ne kadar açıkça dillendirmese de halk arasında “pembe çizgi”lerle anılmaya başlandı.

Neredeeen nereye!?...

************

HÜDA PAR ve ona yakın derneklere bugüne kadar dört yüzün üzerinde saldırı yapıldı ve 6/8 Ekim saldırılarına kadar neredeyse hiçbiri ulusal basında haber değeri taşımadı.

Tüm saldırılar, SAM AMCA'nın Kızılderililere rutin saldırısı gibi geçiştirildi.

Saldırıya uğrayanların çığlıkları da saldırganların legal tetikçisi tarafından her defasında “provokatörlük” olarak değerlendirildi.

Onlarca kişinin aynı cenahtan ölmesi de nedense hiç kimsenin dikkatini çekmedi.

Seçim kutlamaları için adak niyetiyle Aytaç BARAN'ın katledilmesi sonrası DEMİRTAŞ'ın akıllara ziyan açıklamaları öyle geçiştirilecek gibi değil.

Ne diyordu Kandil'in postacısı?

“Birçok Hizbullah militanı elemanı şu anda Diyarbakır'da ve birçok yerde silahlandırılmış durumda. Evlerine ve kendilerine dönük bir saldırı durumunda kim kimi vuracak o da belirlenmiş durumda. Dolayısıyla HÜDA PAR'a yakın dernek başkanı vurulduğunda kimler misilleme olarak kimi vuracağı o da belirlenmiş. Ve Hizbullahçılar anında harekete geçip arkadaşlarımızı katlediyor. Şimdi Hizbullah denen bu grup, bu çete; eğer ‘Biz provokasyona gelmeyiz' diyorlarsa, ‘Bunu bilerek yaptık' diyorlarsa bilemem, bu alçaklığı kınayabilirim, ‘Bu alçaklıklarında boğulurlar' diyebilirim. Yok ‘Biz provokasyona geldik, kullanıldık' diyorlarsa halktan özür dilemeli ve bu tezgahlara düşmeyeceklerine dair akıllarını başlarına aldıklarına dair açıklama yapmaları lazım.”

Postacının ifadelerinde dört bölümün altı çizilmeli:

Kendilerine dönük saldırı, misilleme, provokasyon ve alçaklık.

İlkel hukuktan, modern hukuka; beşeri hukuktan İlahi hukuka kadar bütün hukuk sistemlerinde saldırıya karşı nefsi müdafaa, insani hak.

El hak!..

M.Ö. 1200'lerde yaşayan Friglerin kanunlarında öküz kesmenin ve saban kırmanın cezası bile ölüm iken, bu çağda öküzlük yapmanın ne alemi var?

Saldırıya karşı korunmak mı provakatörlük oluyor, saldırmak ve saldırganların avukatlığına soyunmak mı?

Saldıranlara ve provakatörlük yapanlara alçak demek yetmez, alçak oğlu alçak demek ve yüzüne tükürmek gerek.

Sahi evinde oturana köpekler saldırdığında ev sahibi kendisine saldıran köpeği itlaf ederse köpek sahibinin konuşmaya hakkı var mı?

Ev sahibi konuşursa, “İtine sahip çık!” demezler mi?

*************

Demirel öldü.

Fötür şapka sahipsiz, kirli iş yürütenler akılmendsiz kaldı.

Haberlere bakınca sanki ölen “Başörtüsü gericiliktir, başörtülüler Arabistan'a gitsinler.” diyen DEMİREL değil de dünya insanlarının hamisi bir insan ölmüş zannedersiniz.

Cumhuriyet gazetesinden Şükran SONER, DEMİREL'i anlatırken meşhur:”Yollar yürünmekle aşınmaz.” sözünü mensubu olduğu Sol cenahın beyhude çabası için kullandığından habersiz olacak ki bu sözdeki derinliği anlatmaya çabalıyordu.

Şükran SONER, Demirel'e şükran duygularını sunduktan sonra “Işık içinde yatsın!” demeyi de ihmal etmedi.

Şükran Hanım ve DEMİREL için iyi dileklerimizi sunarız ancak bu aydın(!) insanlara ışık yetersiz kalır, onları “Lav Patlaması” daha iyi aydınlatır.

Işıkları bol olsun!

***********

Demirel demişken ondan bir anekdotu da buraya aktaralım:

Yunanlılar “Ege Yunan gölüdür.” deyince bu durumu dönemin Başbakanı Süleyman DEMİREL'e sorarlar.

Cevap klasik bir SÜLO cevabı olur.

-

Ege bir Yunan gölü değildir.

Ege bir Türk gölü değildir.

    Her şeyden önce Ege bir göl değildir.

VAAAR MI BAŞKA BİR İZAHI?...

*********

Bilindiği üzere tweeterda meşhur bir fenomen var: K. AVNİ

Nam-ı diğer FUAT AVNİ.

Herkes söylediklerinin birebir gerçekleştiğini söyler. Aslında olacakları haber verirken bazen de olması gerekenleri söylüyor.

Mesela son günlerde olası PKK-HİZBULLAH çatışması ile ilgili tweet atarken aslında mesajını alanlara bu iki grubun karşı karşıya getirilmesi gerektiğinin mesajı verilmiş oluyordu.

Bu iki yapının çatışmasında FUAT AVNİ'nin ne kârı olur, diye düşünmeyin.

Polis lojmanlarında HDP'ye % 80'lere varan desteğin ne faydası oluyorsa, bu çatışmanın da o kadar faydası olur.

Her şeyden önce Paralel yapının piyasada pazarlanan kirli çamaşırları gündemden düşer.

KPSS hırsızlıkları örtbas olur.

Hükümetin onlara karşı dik duran gardı düşer.

Her türlü kumpasın içinde olan elemanlarına yeni senaryo yazma imkanı doğar. Düşman gördüğü iki yapıdan her birinin kaybını hanesine kazanç olarak yazar.

Bunları artırmak mümkün, ama sözü Kenan Evren'i Cennete gönderen, Ecevit'e şefaatçi olan, Cennet'e giden yolu beğenmeyen, Cebrail'in partisine oy vermeyip her partiye oy veren Efendi(!)nin sözüyle bitiriyorum:

“Allahümme ehzimhum ve zelzilhum ve şeddid şemlehum ve ferrik cem'ahum ve mezzikhum külle mümezzek vec'al be'sehum beynehum.”

AMİİİNNN!!!!.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.