Kobani'den bir manzara Melle Musa' ile ‘Gavur Sülo'nün' Hikayesi

Kimbilir, belki de şartlar el verdiğinde Kobani ismi, gelecek dönemde biraz da ideolojik akrabalığa atfen, “Yoldaş Stalin'in Stalingrad'ı veya “Yoldaş Lenin'in Leningrad'ını” taklit etmek adına “Apograd” ya da “Kandilgrad” olarak da Nişantaşı-Cihangir hattındaki yerli yoldaşların beğenisine sunulabilir.

“6. Filo Defol!” sloganıyla büyüyüp “Kahrolsun Emperyalizm” naralarıyla bugünlere gelen PKK başta olmak üzere “Made in Turkey” menşeli tüm “Anti Emperyalist” silahlı sol gruplar şu anda Kobani ve civarına kamp kurmuş durumdadırlar. Geçmişte aynı sol gruplara kamp anneliği yapan Bekaa ve Filistinli Sol grupların diğer eğitim alanları, belki de şu anda biraz mahzun, biraz da şaşkın bir şekilde kıskançlık dolu bakışlarla Kobani'yi dikizleme burukluğunu yaşamaktadırlar.

Ama bir tuhaflık var burada! Eskiden “6.Filo Defol!” sloganı atanlar, soluğu Bekaa'da, Lübnan-Filistin kamplarında alıp “Devrimci eğitime” koşarlarken, mezuniyet sembolleri “Kahrolsun Emperyalizm” şarkıları olmaktaydı.

Şimdilerde ise şarkılarında kahredemedikleri emperyalizmin güvenlik şemsiyesi altında aynı “devrimci hülyalara” dalmaktadırlar. Üstelik bu kez “Devrim şarkılarını” emperyalizm karşıtı söylemlerle süslemek yerine “Kürt sevdasını” nakaratlarına meze yaparak.

Yoldaşlar, “Kahrolsun” dedikleri Emperyalizm sembolünün abisi Emperyalist Amerika'nın hava güvenliği altında geçmişin sloganlarıyla işledikleri günahları çıkarırcasına Coni'nin vaftiz havuzunda tevbe-istiğfarın kapılarını ölümüne zorlamaktadırlar.

Emperyalist ABD'nin “devrim yuvasında” kuluçkaya yatıp kocaman emperyalizm kavramını kala kala IŞİD kalıbına hapsetmeyi başardılar. Bunu ister “Devrimci yoldaşların” başarısı, isterse “Emperyalist ABD'nin” başarısı olarak değerlendirin. Ama her halukârda bir değişim/dönüşüm başarısı bal gibi ortada.

Elalemin kapısında çöp muamelesi gören TİKKO'su, MLKP'si, şusu busu Kobani'de, Rojava'da yer bulup kamp kurarken, “Yoldaş psikolojisinden” nasiplenmeyen diğer tüm Kürt gruplar, kukla, maşa, Barzanici, IŞİD'çi muamelesi ile “İşbirlikçi, karşı devrimci” listesine konulmaktadırlar.

Anlayacağınız, Kürt halkının çektiği çileler üzerinden “Yoldaş ideolojisi” köpürtülerek “Devrimcilik” serüveninde level atlamaya çalışıyorlar.

Ölen Kürt, evi barkı talan edilen Kürt, acısı her gün deşilen Kürt; Ama “kazanım” Amerikalının, İngilizin!

Feryadlar, figanlar Kürtçe; Ama zafer naraları İngilizce! Yıkılan Kürt yerleşkeleri; ama dirilen “Devrim”; Zafer naraları atanlar Yoldaşlar topluluğu!

Kısacası acılar, ölümler Kürtlerin; ama kahramanlık naraları Emperyalist Amerika ile Anti Emperyalist Devrimci Yoldaşların! Hem de “koro” usulüyle!

Kimse kusura bakmasın ama, Kürtlere merkep muamelesi yapılırken, “Devrimciler” semer, merkebin sırtındaki semerin üzerinde bağdaş kuran ise bir numaralı emperyalist. Emperyalist binici zevkine bakar; Semer, kalitesiyle övünür; Ezilen ise merkep muamelesi gören zavallı Kürt'ten başkası değildir.

Ezilmişlik duygusu isyana dönüştürülüp dört parça Kürdistan'a yayılır, milli bilinç köpürtülerek “her evden bir genç” sahaya çekilir, cenazeler katar katar yollanarak daha fazla genç devşirilir. Ha gayret! Kürdistan kuruldu, kurulacak propagandası adeta bir pedal gibi çevrilir, pedala yüklenenler sıraya geçer, Washington'dan tutun en ücra köşeye kadar propagandalar adeta gaz tsunamisine dönüştürülür, fabrika ayarları bozulan Kürtler, “Devrim cephesine” kan yetiştirmek için birbirleriyle yarışır.

Kanına, canına, malına ve en son zekâtına, fitresine göz dikilen Kürt, çoğu zaman dini duyguları bile sömürülerek “Emperyalizm ile Devrimci koalisyonuna” malzeme haline dönüştürülür.

Nice namazlı-niyazlı genç bile bu yola baş koyar, Kürt-Kürdistan hayaliyle gittiği cephe hattında ilk önce kendini “Devrimci” beyin yıkama atölyelerinde bulur, önce inançsızlaştırılır, sonra cenazesi paketlenerek geri gönderilmesi için Conilerin emir komutasına verilir. Ve döngü bu şekilde işleyip durur. Kimisi kan ihtiyacını, kimisi merkep ihtiyacını bu döngü ile karşılamaktan mutluluk duyar.

“Melle Musa ile Gavur Sülo'nun Hikayesi”

Yukardaki döngü işletilirken Kürt yerleşkelerinde çoğu zaman “inanç faktörü” bile bu kirli döngüye alet edilir.

Oysa Başta Kobani olmak üzere cephe hattı diye tabir edebileceğimiz şimdilik “yarım koridor” hükmündeki alanlar, adeta inançsızlaştırma atölyelerine dönüştürülmüş durumdadır. Ki, inançsızlaştırma, merkepleştirmenin en kritik aşamasıdır.

----&----

Şu hikâye, belki “yarım koridorda” dönen dolaplar konusunda size bir fikir verebilir:

“Rojava bölgesinin PKK/PYD'ye terk edildiği ilk dönemlerdir. Suriye'de tanınmış bir sima olan Melle Musa, doğup büyüdüğü yer olan Kobani'ye yerleşmeye karar verir. Geldiği Kobani'de gördüğü manzara oldukça dramatiktir. İş yok, güç yok, savaş bölgelerinden kaçıp Kobani'ye yerleşen insan sayısı hayli fazla. Sefalet diz boyu. İslami ilimler konusunda yetişmiş bir sima olan Melle Musa, gördüğü dramatik manzaralar karşısında bir şeyler yapabileceğini düşünür ve yola koyulur. Hem Suriye'de tanınan, hem de Kobanili olan ve etkili bir aile mensubu olan Melle Musa, aynı zamanda çevre ülkelerde de tanınan birisidir. Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı ülkelere gider, bir takım İslami çevreler ve tanıdığı simalarla temasa geçerek durumu anlatır, Allah rızası için yardım talebinde bulunur. Derken çabaları sonuç verir ve Kobani'ye yardım akışına vesile olur. Melle Musa kendisine şöyle bir yol haritası çizer. Önce Kobani'de Kur'an dersi verebilecek şahısları tespit etmeye başlar. Tespitlerden sonra bir kadro oluşturur ve adeta bir Kur'an öğretme seferberliği başlatır. Hatta aldığı yardımlarla Kur'an öğreticilerine belli bir ücret de vermeye çalışır.

Bu sistemi oturtmaya çalışan Melle Musa, bir yandan da yardıma muhtaç aileler için de bir program yapar. Dışarıdan gelen yardımlar miktarınca muhtaç ailelere yardım seferberliğine de girişmeye başlar.

Derken Kandil'den bir “komutan” Kobani'ye atanır. Sözde komutanın yaptığı ilk iş, Melle Musa'ya gider ve bundan böyle Kur'an dersine son vermesi gerektiğini “emreder!”

Buna bir anlam veremeyen Melle Musa, hemen telefona sarılır ve Gavur Sülo'yu arar. Ne de olsa Gavur Sülo, Melle Musa'nın yakın akrabalarındandır ve PYD içinde etkin bir konumdadır.

Gavur Sülo'ya durumu anlatan Melle Musa, haklı olarak veryansın eder ve şöyle der:

-Gavur Sülo! Bu da neyin nesidir? Kandil'den birisi gelmiş, Kur'an dersine son vermemizi istiyor. Dışarıdan insanlar sizlere “Gavur, din düşmanı, komünist” der. Şimdi bu uygulamalarınızla size yönelen bu ithamları kendi ellerinizle haklı çıkartmış olmuyor musunuz? Gavur Sülo ise;

- Tamam Melle Musa! Ben bir süre sonra sana geri döneceğim der ve telefonu kapatır.

Birkaç gün sonra Melle Musa'yı arayan Gavur Sülo, şöyle der:

-Melle Musa! Yardım faaliyetlerini sürdürebilirsin, ama Kur'an dersine son vereceksin. Başka bir yolu yok, benim de yapabilecek başka bir şeyim yok!

Çaresiz kalan Melle Musa, mecburen Kur'an dersi programını rafa kaldırmak zorunda kalır. Ancak yardım faaliyetlerine devam eder. Mağdur durumdaki aileleri gücü yettiğince ve gelen yardımlar miktarınca ailelere yiyecek-giyecek yardımı yapmaya devam eder.

Çok geçmeden Kandil, Kobani'ye başka bir “komutan” ataması yapar. Yeni atanan bu sözde komutan da ilk iş olarak yine Melle Musa'nın kapısına dayanır ve Melle Musa'ya şunu emrivaki eder:

-Bak Melle Musa! Bundan böyle kimseye yardım falan yapmayacaksın. İlla ki yardım yapmayı istesen de bunu ancak “Parti” kanalıyla yapmak zorundasın. Yardımları “Partiye” vereceksin, parti olarak o yardımları biz dağıtacağız.

İkinci bir şok yaşayan Melle Musa, tekrar telefona sarılır ve Gavur Sülo'yu arayarak durumu bildirir. Gavur Sülo yine “Tamam, ben bir araştırayım, sana dönerim” der. Ancak günler geçmesine rağmen Gavur Sülo'dan bir geri dönüş olmaz.

Tekrar Gavur Sülo'yu arayan Melle Musa, durumu hatırlatır ve kendisinden bir haber beklemesine rağmen neden geri dönüş yapmadığını sorgular.

Gavur Sülo, Melle Musa'yı yine hayal kırıklığına uğratmak adına şunu söyler:

-Melle Musa! Benim yapabileceğim bir şey yok. Komutan öyle demişse mecburen uyacaksın. Başka çare yok. Yardımları “Partiye” ver, parti dağıtsın!

İkinci kez hayal kırıklığına uğrayan Melle Musa, Gavur Sülo'ya şunu der:

-Öyle ha! Ben gidip binbir zahmetle hayır sahibi Müslümanların zekâtlarını, sadakalarını, yardımlarını toplayıp sizin gibi dinsiz komünistlere vereyim ha!”

----&----

Gördüğü dramatik manzaralar karşısında kendince bir şeyler yapmaya, insanların mağduriyetini bir nebze de olsa gidermeye çalışan Melle Musa'nın önce Kur'an öğretme faaliyetleri, ardından da insani yardım faaliyetleri engellenerek etkisiz kılınır. Artık Kobani'de kalıp yaşamak için hiçbir nedeninin kalmadığını gören Melle Musa, çaresiz olarak Kobani'yi ter eder ve başka bir yere yerleşir.

Tüm marjinal Sol grupların yeni kamp alanı haline getirilen Kobani, maalesef ferdi imkânlarla Kur'an öğretmeyi amaçlayan Melle Musa'yı, nice Melle Musaları fazlalık olarak görür.

Sonrası malum…

IŞİD saldırıları… Yıkım… Talan… Viran! Ve bu yıkım üzerinde yükseltilmeye çalışılan “Devrim Türküleri!”

Bazen gelen büyük felaketlerin sebebi sadece dışarıdan gelen saldırılara veya saldırganlara bağlanır. Ama hiç kimse, yaşanan felaketlerde kendi elleriyle oluşturdukları sebepleri görmez, görmek istemez.

Kobani'de ve benzeri “Devrimci özgürlük alanlarında” şimdilik IŞİD saldırıları belli bir düzeye indirilmiş olabilir. Ama aynı şiddetteki ölüm oranları neredeyse aynı düzeylerde. Yani anlayacağınız, felaketler bazen yön veya nitelik değiştirebilir. Ama felakete yol açan sebeplerde ısrar edildikçe felaketler de birbirini izlemeyi sürdürür.

“Demir Perde” ülkelerinin bile kendi elleriyle kaldırdıkları “Din/İman/Fıtrat düşmanlığını” kalkıp bu çağda, üstelik “kurtarıcı” edasıyla mazlum Kürt halkına dayatırsan, felaketler zincirine zaten davetiye çıkarmış olursun. Bugün felaketin ismi IŞİD olsa da yarın bir başka isimde yeni felaketle yüz yüze kalmaktan kurtulamazsın.

Elbette Allah-u Teala mazlumlara lûtfetmek ister, güç, izzet, ikram sahibi kılmak ister. Ama mazlumların da bu konuda dikkatli olması, güce ve izzete yönelme noktasında irade beyanında bulunması gerekmektedir.

“Devrimci hikâye”, Kürtleri felakete sürüklemenin adı olmuştur ve şu anda bu “hikâye” maalesef sorgulanmak bir yana, felaketin pençesine sürükleyen bulaşıcı bir virüs gibi evden eve, bedenden bedene bulaşmayı sürdürmektedir.

Belki de bu yolda yapılabilecek en hayırlı iş, “Devrimci hikâyenin” saldığı felaket virüsü konusunda Kürt halkını bilinçlendirmek, tüm imkânları bu doğrultuda ortaya koymaktan geçmektedir.

NOT: Melle Musa ve Gavur Sülo temsili isimlerdir. Ama hikâye gerçektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.