Kuklayla kavgalı, efendiye dost

Ne acıdır ki; İslam dünyasındaki yer isimlerini, bölgelerini hatta insanlarını yıkımlar, savaşlar, katliamlar eşliğinde öğreniyoruz. Ümmetin yeni yarası Yemen'i konuşacağız. Cumhurbaşkanı Hadi'nin Arap Birliği ve uluslararası topluma, acil askeri müdahale çağrısı oldu. “Anlaşmama konusunda anlaşan” Araplar, alışılmışın dışına çıkarak; Suudi öncülüğünde 26 Mart'ta “Kararlılık Fırtınası” adıyla hava saldırısı başlattı. 7 Nisan gününe kadar en az 74 çocuk hayatını kaybetti, 44 çocuk sakat kaldı. Ayrıca 100 binden fazla kişinin çatışmalar nedeniyle evlerini terk ettiği; sağlık kuruluşlarının çok sayıda yaralıya karşın yetersiz imkânlar sebebiyle baskı altında olduğu söyleniyor.

Türkiye bu operasyonu desteklediğini ilk günden yetkili ağızlardan açıkladı. Erdoğan İran'ı suçlayan açıklamalar yaparak durumu yorumladı. Suudi koalisyonuna destek, İŞİD'e karşı yapıldığı iddia edilen ABD komutasındaki koalisyondan sonra ikinci skandal niteliğinde. Gerçi; ABD koalisyonuna desteği eleştirdiğimizde meseleyi İŞİD'le duygusal bağlantıya bağlayanlar, Suudi koalisyonuna desteği eleştirdiğimizde de İran'a yakınlık edebiyatı yapacaklar ama her şeye rağmen futbol holiganı gibi bir tarafta durup karşıya küfretmek yerine hak tarafında durup her yanlışı konuşmak vicdani bir borçtur. Bu yanlışı yapan -kimi zaman insafsız eleştiri ve ithamlar karşısında savunmak durumunda kaldığımız- Erdoğan ve Ak Parti bile olsa; doğrusuna “güzel” dediğimiz gibi yanlışına da “çirkin” diyeceğiz.

Evet, Erdoğan her ne kadar  “Irak kan ağlıyor.” diyerek durumun vahametini söylese ve yine “Beni ne Şia ilgilendirir ne de Sünni.” diyerek ümmetçi bir tutum sergilese de mesele hiç de öyle umut verici değil. Nitekim ortak basın toplantısında Erdoğan Suriye'de ölen 300 bin insanı dile getirerek; tarafların buluşturulup uzlaştırılmasını konuşurken; Ruhani, Yemen'i dile getiriyor ve ateşkesin sağlanması konusunda kararlılıktan bahsediyor. Demek ki kimse olayları ümmet penceresinden değerlendirmiyor. Kimi mezhep, kimi devletin milli çıkarları için çırpınıyor. Ümmet hep arka planda imaj renklendirme unsuru olarak bekliyor.

Erdoğan'ın İran'a ziyareti, sadece gerçekleştirilmiş olması açısından bile önemli bir gelişmedir. Zira ne Sünnilik ne de Şiilik özünde, anlayışında ayrışmayı barındırmadığı halde; yıllardır başta Irak'ta körüklenen mezhep bloklaşması gerçekleşmek üzere ve ayrılık fiili olarak olmasa bile algısal olarak oluşmuş. İşte fitnecilerin fırsat kolladığı bir zamanda samimi bir ortamda gerçekleşen ziyaret önemlidir. Ancak maalesef bana göre yapılan olumlu açıklamalar dahi resmi toplantı sonlarında yapılan dilek ve temennilerden öteye geçmedi. Çünkü ümmetin birliğinde bu iki önemli ülkeye daha çok iş düşüyor ve özellikle biz kendi ülkemizden daha İslami adımlar bekliyoruz.

Örneğin; Araplar, toplantılarında meşruiyete vurgu yaparken; yanlarında oturan darbeci Sisi'ye göz yumuyor hatta destek veriyorsa; biz Türkiye'nin aynı cephede durmasına onay veremeyiz. Diğer yandan İran, Yemen'de hava bombardımanı ile sivil katliamını dillendirirken Esad'a kol kanat gerse de Türkiye İslam ümmetine o kadar kumpas kuran emperyalistler dururken İran'ı en büyük düşman olarak göremez, görmemeli. Misyon sahibi büyük bir devletten beklenen; hemen bir tarafa geçmek değil, çatışan tarafları uzlaştırabilecek bir pozisyon alabilmektir.

Bugün Erdoğan'dan başlayıp Ak Parti'nin en küçük ilçesindeki teşkilat başkanına kadar herkes biliyor ki; İslam coğrafyasında akan her damla kanda Batı'nın parmağı var. Ortadoğu'da artık kendi askerinin kanının akmasını istemeyen Batı, kuklaları vasıtasıyla ümmeti birbirine düşürmekte; kendileri ise silahlarını pazara sürerek hem semirmekte hem de Müslüman katliamı karşısında ellerini ovuşturmaktadır. Hatta Batı artık bir taşla iki kuş vurmayı bile az görmekte; aynı taşla Müslümanların kan dökücü olduğu; İslam'ın çatışmaya sebep olduğu algısını da oluşturarak üçüncü kuşu avlamaktadır.

Hiç kimse bu yorumlardan, İslam dünyasındaki kimi yapı ve devletlerin zulümlerine sessiz kalınması gerektiği sonucuna varmasın. Tavırlarda oyunun tamamını görmek; öldüren, zulmeden ile birlikte ona o zemini hazırlayıp destek sunanlara da aynı şekilde düşman olmak gerektiğini söylüyoruz. Yoksa Türkiye -özellikle Ukrayna krizi sonrası- Rusya ile can ciğer dost olup Esad'a hakaret etmekle bir yere varamaz. Aynı şekilde ABD ile hem dost hem müttefik olup ABD'nin desteklediği Sisi'nin elini sıkmamak da kimseyi bir yere ulaştırmaz. Belki bir vicdani tatmin getirir o kadar. Hele iç siyaset malzemesi olarak yapılıyorsa o ayrı bir faciadır. Neuzubillah.

Önceki ve Sonraki Yazılar