Kulum ben seninle beraberdim, sen kiminle beraberdin?

Darbeye karşı direnişte can veren kahramanlardan birinin İstanbul'daki taziyesine katıldık. Taziyede konuşurken, “bu kardeşlerimizi belki dünyalık olarak kaybettiğimiz ama onlar sayesinde memleketi kaybetmediğimiz; darbe, bu ülkenin geneline yönelik gerçekleştirilmiş olsa da aslında İslam'a, Müslümanlara, İslam âlemine ve ümmete yönelik gerçekleştirilmek istenen bir darbe olduğu; şayet bu darbe gerçekleşmiş olsaydı, ülkenin 30-40, belki elli yılını çalıp israil ve Amerika'ya teslim edecekleri” etraflı konuşuyordum. Taziyede bulunan, PKK'lı olduğunu tahmin ettiğim biri, konuşmalarımdan rahatsız oldu ve dayanamayıp “darbenin İslam'a ve Müslümanlara yönelik gerçekleştirilmek istendiğini söylediniz, ama bunu yapan bir âlim ve ona bağlı Müslümanlar” deyip, kendince oradakilerin kafasını İslam ve Müslümanlar konusunda karıştırmak, kafalarına soru işaretleri koyarak, İslam'dan ve Müslümanlardan soğutmak istedi.

Osmanlı'nın son dönemlerinde İttihat Terakki ile başlayan darbelerden başka kesimler etkilenmiş olsa da bu ülkede darbeler, hakikatte İslam'a ve Müslümanlara karşı yapıldı. İttihat Terakki ideolojisinin rahle-i tedrisinde yetişmiş cumhuriyetin kurucu iradesi, Lozan'da İngiltere ve Fransa ile birlikte bu ülkeye darbe yaptı. Bu yönü ile cumhuriyetin kuruluşu, bu ülkeye yapılmış en büyük darbedir.

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte laiklik ve Türkçülük esas alındı, İslam başta olmak üzere diğer toplumsal farklılıklar hepsi hedef alındı. Hilafet kaldırıldı, Kur'an yasaklandı, medreseler kapatıldı, camiler ahırlara çevrildi, âlimler asıldı... Ülkenin omurgası Müslümanlar, soruna dönüştürüldü... Kürtler inkâr edildi, baskı, asimile politikaları uygulandı yıllarca ve ülkenin kurucu ortağı Kürtler, can yakıcı soruna dönüştürüldü. Bu yönleriyle cumhuriyetin kuruluşu, bu ülkenin İslam'ına, Müslümanlarına, tarihine, toplumsal birliğine ve kardeşliğine yapılmış en büyük darbedir. Şunu net söyleyebiliriz: Bugün toplumda yaşanan bütün sorunların sebebi, Cumhuriyetin kuruluş esasları ve bu esaslara dayalı uygulamalarıdır. En büyük darbe olan Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da bu ülkede darbeler eksik olmadı.     

Hakikatte bu ülkedeki bütün darbeleri Kemalist ulusal çevreler yaptı. Ancak son darbeyi âlim sıfatlı, Müslüman görünümlü Gülen ve ona bağlı FETÖ yaptı. Bu yönüyle son teşebbüs, Türkiye Cumhuriyetinin yüzyıllık darbe algısını bozdu. Türkiye'nin tek renk olan darbe anatomisine yeni bir renk katıldı.

Herkes kızıyor ama çok kimseler de anlam vermekte zorlanıyor. Ancak yaşananları, bizim açımızdan çok da garipsenecek bir durum olarak görmüyoruz. Çünkü “başına Cebrail külahı geçirmiş İblis”i ve oluşturduğu yapıyı çok iyi tanıyorduk, kimlerle iş tuttuklarını, amaçlarının ne olduğunu ve bu ülkede neler yapabileceklerini çok iyi biliyorduk. Çünkü devlet içinde darbe yapmadan önce toplum içinde bize ve diğer kesimlere yaptıkları darbeleri yaşamıştık.

Tıpkı PKK'yı çok iyi tanıdığımız gibi, herkes çözüm sürecinin hipnozuna kapılmış barış hayalleri kurar ve türküleri söylerken bizim, PKK'nın “silah bırakmayacağını” bildiğimiz ve söylediğimiz gibi. Çözüm Süreci kabusuna Türkiye'yi uyandıramadığımız gibi, maalesef Gülen Grubu kabusuna da Türkiye'yi uyandıramadık.

Hasılı; geçmişin Türkiye'sinde Kemalist ulusalcı çevreler darbeleri nasıl ABD ve NATO nam-ı hesabına yaptılar ise, Gülen Grubu da 15 Temmuz darbe girişimini ABD ve NATO nam-ı hesabına gerçekleştirmiştir.

Önemli olan bu ülkede darbelerin kimin adına yapıldığıdır. Operasyonel güç ister Kemalist çevreler olsun, isterse son darbe teşebbüsünde olduğu gibi suret-i haktan görünen Müslüman kılıklı kimseler olsun. Bizim ölçümüz, “kim kiminle beraberdir” olmalı.      

Müslümanlık sadece namaz kılmak, oruç tutmak değildir, koca ilim sahibi olmanız da sizi muteber bir Müslüman yapmaz. Müslümanlık, aynı zamanda kiminle beraber olunduğuyla da alakalıdır.

Bahsettiğim taziyede, söz konusu şahsa bunları anlattım ve kendisine şu hikâyeyi örnek verdim: Halk Şibli'ye gelip, “efendim, falanca hoca hep, Allah çok soru soracak” diyor. Şibli, hayatın merkezine “bir”i koyan mutasavvıflardan olduğu için (“siz her nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir” ayetinden ilhamla) onlara şu cevabı veriyor: “Hayır, Allah bir soru soracak: “Kulum ben seninle beraberdim, sen kiminle beraberdin” diyecek.”

Bugün namaz kılıp, oruç tutan ve ilim sahibi olan pek çok kimse Allah'a, İslam'a ve Müslümanlara düşmanlık edenlerle beraberdir. Bu sadece Gülen için geçerli değil, PKK ile beraber olan Müslümanlar ve âlimler için de geçerli.

Gülen Grubu'na dikkat çektik ama maalesef zamanında görülmedi ve bu darbe teşebbüsü yaşandı. Şimdi bir tehlikeye daha dikkat çekiyoruz, inşallah bu defa da basiretsizce hareket edilmez ve ülkeye faturası ağır sonuçlar doğurmaz.

FETÖ'nün darbe teşebbüsü ile beraber bütün ekranlar eski “derin devleti” aklıyor ve derin devletin kadroları, muteber insanlar olarak ekranlarda arz-ı endam ediyorlar. Orduda boşalan kadrolara tekrar bunlar gelir ve devlet içinde güçlenirlerse, asıl darbeyi bunlar yapacak. Hükümet bu konuda son derece dikkatli olmalı, bir canavardan kaçarken, başka bir canavarın ağ(z)ına düşmemeli.

Önceki ve Sonraki Yazılar