Kürdistan yangın yeri

Kürdistan yangın yerine dönmüş durumda ve en acısı bu yangın gün geçtikçe büyümesine, yaş kuru demeden herkesi önüne katmasına rağmen yavaş yavaş kanıksanıyor. Her zaman böyleymiş gibi normal karşılanır oluyor. Özellikle Türkiye'nin batısında insanlar günlük adli olaylar kategorisine indirgemiş Kürdistan'da olup bitenleri.

İlk haftalarda bir mahallede veya ilçede iki üç günlük sokağa çıkma yasağı uygulandığı zaman tüm ülke nefesini tutup oraya odaklanıyordu. Ama şimdi Kürdistan'ın birçok yerinde günler, haftalar süren sokağa çıkma yasaklarına, mağdur ve perişan olan yüz binlere, öldürülen kadın ve çocuklara rağmen ciddi bir tepki yok. Bu olup bitenlerde sorumluluk sahibi olan hükümet bile eski ilgi ve duyarlılığı göstermiyor.

Evet, hükümet de olanlardan bir dereceye kadar sorumlu. Niye mi? Çünkü bugün olup bitenler barış süreci denilen karanlık sürecin meyvesi. Hükümet sağduyulu insanların, bölgedeki İslami camiaların, Kürdistan'ın etkili ve güçlü oluşumlarından olan Hüda Par'ın tüm uyarı ve tavsiyelerine rağmen barış süreci adına bölgeyi PKK'ye teslim etti. PKK de bundan azami derecede faydalandı. Üç yıl boyunca Kürdistan'ın şehirlerinde ellerini kollarını sallayarak örgütlendi. Kürdistan'ın yollarına, caddelerine, sokaklarına, camilerin ve tarihi mekânların altına patlayıcı yerleştirdi. Bomba ve mayın yerleştirdi. Binlerce evi silah deposu haline getirdi. Güvenlik güçlerinin gözleri önünde binlerce genci pikniğe götürür gibi dağa götürdü.

Hükümet tüm bunları gördüğü halde sesini çıkarmadı. Uyarı ve çağrılara kulaklarını tıkadı. Büyük bir zayıflamaya doğru giden, şehirlerde bitme noktasına gelen PKK barış süreciyle tekrar güçlendi ve ilk fırsatta da barış sürecine tekmeyi attı.

Bugün Kürdistan yangın yeri… Şehirlerimiz harabeye döndü. Azgınlaştıkça azgınlaşan PKK'li çeteler çatışmaları sivil halkın içine taşımakla yetinmeyerek tüm halkı da savaşın içine çekmek istiyor. Mesela Derik'te her evden bir militan istiyor. Bu uygulamasını diğer yerlere de yaygınlaştırmak niyetinde.

Ve kutsal mekânlarımız…  Müslüman Kürt halkının onur ve izzetinin sembolü olan camilerimiz, mabetlerimiz, Kürdistan'ın medeniyet havzası olduğunun delilleri olan tarihi yapılarımız… Artık camilerimizi yakıyorlar, mabetlerimizi ateşe veriyorlar, kutsallarımızı hiçe sayıp onurumuzla oynuyorlar. Bin yıllık tarihimizi yok ediyorlar.

Gencecik kızlarımızın, kadınlarımızın yaşadığı evler yabancı militanların karargâhı haline geldi. Ne mahremiyet kaldı, ne namus ne de onur.

Ey Kürt halkı! Namus ve iffetiyle meşhur, dini ve dindarlığıyla onur duyan, her zaman serbılınd olan ey halkım ne oldu size? Ne oldu bize? Nedir bu yıkım, bu zillet, bu perişanlık? Camilerimiz yakılıp yıkılırken, mabetlerimiz ateşe verilirken sokaklara dökülüp protesto gösterileri yapmaktan bile aciz bir duruma düşürdüler bizi…

Kürdistan'ımızı Suriye'ye çevirdiler. Ve hükümet bağımsız, onurlu, özgün politikalar yerine Amerika'nın, Nato'nun, Avrupa'nın, Haçlıların ipiyle kuyuya iner, onlara güvenir, komşularına karşı onları yardıma çağırırsa tüm ülke Suriye'ye dönecek.

Halk desteğini arkasına alan hükümet bu tarihi fırsatı kaçırmamalı. Tüm meseleleri bağımsız ve Müslümanca politikalarla çözmeye çalışmalı. Kürt meselesinin sistemden kaynaklandığını kabul edip Kürt halkını bu ülkenin ikinci asli kurucu unsuru bilmeli ve ona göre davranmalı. Türklerin sahip olduğu tüm haklar hemen Kürtlere de verilmeli. Kürt dili ve edebiyatının önü açılmalı. Kürtçe ülkenin ikinci resmi dili olmalı.

Eğer bunu yaparsa Kürdistan'da israil uşağı, Marksist, Leninist bir yönetim kurmak isteyen PKK'yı zayıflatıp ülkeyi parçalanmaktan kurtarır.

Önceki ve Sonraki Yazılar