Kürt sorununda çözümü konuşmalıyız

Türkiye’de şaşaa ile kutlanan Cumhuriyet’in ilanı ile yaşıt bir sorun var: Kürt Sorunu. Neredeyse birleşik bir kelime haline gelmiş olan bu iki kelime, geçmiş yılların favori tabiriydi. Ancak siz de fark etmişsinizdir; son zamanlarda bu tabir kullanılmaz oldu. Şimdinin moda tabiri: “Çözüm Süreci”

Cumhuriyetle beraber ülkeye yerleştirilen inkarcı zihniyet Kürt sorununu, ardından da PKK sorununu doğurdu. Ak Parti hükümetleri zamanında Kürt Sorunu ile ilgili çözüm arayışları veya buna dair muhabbetler yapıldı. Milli Birlik ve Beraberlik Projesi konuşuldu, Demokratik Açılım yapıldı, Çözüm Süreci başlatıldı. Geldiğimiz durumda ise asıl mesele olan Kürt Sorunu gözden düşmüş; hatta son moda tabirin çözüm kısmı da rafa kaldırılmış; bir süreç tartışmasıdır gidiyor.

Nitekim teknoloji ve hız çağında hızla değişen gündemde, bir anda süreç de konuşulmaz oldu. IŞİD geldi, bayrak mevzuu arkada kaldı. Tıpkı bayrak indirme meselesinin Lice’de öldür-t-ülen iki kişiyi unutturduğu, onun da oturma eylemindeki annelerin üstünü örttüğü gibi. Artık kimse ne Demirtaş’ın annelere yönelik zırvalarını konuşuyor ne de Kılıçdaroğlu’nun  vitrinlik Cumhurbaşkanı adayı turlarını… Her biri yeni çıkan şarkılar gibi yıpranıp eskidi. Ancak Kürt sorunu veya Erdoğan’ın tabiriyle “Kürt kardeşlerimin sorunu” devam ediyor. Onun için biz gene o konuya devam edelim.

Ak Parti hükümetleri yıllardır Kürt Sorununu çözme taahhütleri veriyor ancak ne yapacağı, neyi ne zaman gerçekleştireceğine dair hiçbir bilgi yok. Örneğin insanlar merak ediyor; yüz yıllık zulümlerden dolayı Kürtlerden özür dilenecek mi? Anayasadan “Türk” vurguları çıkarılacak mı? Kürtçenin önü tıpkı Türkçe gibi her alanda açık olacak mı? Tabi PKK’nin son şımarıklıklarından dolayı bu haklı talepler bile batıda sükûnetle karşılanmayacaktır. PKK ve türevlerinin Kürtlere nasıl hizmet ettiklerini de bu şekilde anlamışsınızdır.

Çözüme yönelik uygulamalar belki hemen gerçekleştirilemeyecek adımlardır ancak en azından bu şartların oluşması için bir yol haritası belirlenmelidir ki samimiyet ve şeffalık oluşsun. Örneğin anadilde eğitim için 10 yıl sonraya denk gelecek olsa bile bir planlama var mı? Bir de PKK sorununun çözümü için siyasi suçlara genel af meselesi var ki; her gündeme geldiğinde hükümet kanadı ısrarla reddediyor. Oysa aksi bir durumda kalıcı bir çözüm olmayacağını herkes biliyor.

Erdoğan’ın başına örülmeye çalışılan ayrı ayrı çorapların da etkisiyle çözüme dair umutlar çorap söküğü gibi çözülürken; süreç sürünceme doğru sürülüyor. Erdoğan;  belki ailesini ikna etme belki de nişanlılığın tadını çıkarmak derdinde ama PKK tarafı bastırdıkça bastırıyor. Talepler yerine gelmedikçe de nişanı bozma tehditler yükseliyor.  Tabi fitneciler de boş duracak değiller. Art arda provokasyonlar geliyor.

Şahsi kanaatim; uzun süren nişan dönemi hiç hayra alamet değildir. Bir an önce düğün yapmak, buna imkan yoksa da bir düğün tarihi ayarlamak gerektir. Hükümete şahsi tavsiyem şudur: Siz PKK ve türevlerinin nazıyla başa çıkamazsınız. İyisi mi adete-adalete göre ne yapılması gerekiyorsa yapın; ondan sonra kim ikna olur kim kavga çıkarırsa da halk haklıyı haksızı ayırt edecektir.

Hükümet tek bir PKK elemanı kalmayacak şekilde PKK sorununu çözse bile Kürt Sorunu kalıcı ve adil bir şekilde halledilmezse; sorun peptik ülser gibi tekrarlayıp duracak, ülke bünyesinin tamamını huzursuz edecektir. Onun için Kürt Sorununu bırakıp PKK sorunuyla uğraşmak yerine asıl meseleye yoğunlaşıp tali duruma sonra çare aranmalıdır. Yazar-çizerler de süreç tıkandı-tıkanmadı tartışması yapmak yerine mahiyeti ve nihayeti ile çözümü konuşmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar