Kurtarıcı(!)lık tiyatrosunda sona geliniyor

Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde: ‘Biz sadece ıslah edicile-riz' derler. (Bakara/11)

Yeryüzü ne çektiyse ıslah ediciliği kendinden menkul fesatçılardan çekmiştir. Başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın muhtelif yerlerini havadan, karadan, deniz-den bomba yağmuru altında tutarak yakıp yıkanlar bölgeye barış ve demokrasi ge-tirdikleri iddiasındadırlar. Bu sözde barış ve özgürlük dağıtıcıları huzur ve güvenliğin önündeki en büyük engeli oluşturmaktadırlar.

Müslüman Anadolu halkı tarihi boyunca düşmanlarından çekmediği zulmü kat kat fazlası ile Kurtarıcılarından(!)  çekmiştir. Kendilerini önder ve kurtarıcı olarak yutturanlar düşmanın aklına gelmeyen vahşetlere imza atmışlardır. Bu zalimler, Al-lah'ın evi olarak kabul gören camileri ahırlara çevirdiler. Âlimleri kurşuna dizdiler, darağaçlarına çektiler. Denizden dindar halkı topa tuttular. Medreseler, tekke ve za-viyeler kapatılırken Fesat yuvaları olan kumarhanelere, meyhanelere sınırsız özgür-lükler verildi.

Mazlum halkımızı zalim fesatçılardan kurtarmaya çalışan siyasetçiler ya idam edildiler ya zehirlendiler ya da defalarca suikastlara maruz bırakıldılar. Son birkaç yıldır “Kurtarıcı(!) afetiyle” mücadele devam etmektedir. Fesatçılar gerilemeye baş-ladılar. Nisbî bir huzur, sükûn ve rahatlama sağlandı. Hala da fesatçı kurtarıcılar-dan(!) tam olarak kurtulduğumuz söylenemez.

Kırk yıla yakındır Kürdistan kurtarıcı(!) zulmü altında inlemektedir. Kâfirler, kendilerine sadakatta ve uşaklıkta başarılı olan birine “önder”lik ödülü verip mazlum Kürtlerin başına bela ettiler. Kürdistan bu başlarına bela edilen kurtarıcılar(!) nede-niyle kırk yıldır rahat yüzü görmedi. Daha önce görüyorlar mıydı? Hayır. Ancak hiçbir zaman baskı ve şiddet bu boyutlara ulaşmamıştı. Mesela 6/8 Ekim vahşetinin bir benzeri yaşanmamıştı. Kurtarıcıların(!) emir ve talimatıyla Kürtlerin canice katledil-mesi, mallarının talan edilmesi akıllara durgunluk veriyordu. “DAİŞ Kobaniyi cehen-neme çeviriyorsa biz de buraları Kobani gibi cehenneme çeviririz” mantıksızlığı ile DAİŞ'e rahmet okutacak zulümler yapıldı. DAİŞ'in Kobanide Sur'a, Cizre'ye benzer bir katliam ve yıkımı olmamıştır. Kurtarıcılar(!) DAİŞ'i açık ara geçmişlerdi. Kurtarıcılık oyunu oynayanlar güçlendikleri oranda zulmün, vahşetin şiddeti arttı.

Halk yavaş yavaş kurtarıcılık oyunu oynayanların gerçek misyonlarını fark etmeye başlamıştır. Mesela Diyarbakır Bağları kurtarmaya/özgürleştirmeye gidenle-re halk “biz zaten özgürüz siz bizi esir almaya kalkışıyorsunuz” demiştir. Kurtarıcıla-rın(!) maskeleri düşmüştür.

Mazlumların kendi aralarında ittifak etmesi gerekirken Yasinlerimizin katilleri Şeyx Said'î Palevî hazretlerinin katilleri ile ittifak ettiler. Daha vahimi coğrafyamızın işgalcileri, talancıları ile işbirliğine gittiler. Umutlarını katil Obama'ya bağladılar. Ku-düs'ün işgalcisi rejimle işbirliğine girdiler.

Küresel emperyalizmin mektebinde Siyonistlerden aldıkları eğitimle “aziz İs-lam'ı” özgürlüklerinin(!) önünde engel olarak görüp İslam'a savaş açtılar. Kendileri ile aynı mektepten mezun olan zalimlerin Müslüman ve mütedeyyin halkımıza reva gördükleri zulümden rejimin ezdiği tepelediği mazlum “İslamcıları” sorumlu tuttular.

Kurtarıcılık oyununda sona gelinmiştir. Tiyatronun son sahnesi oynanıyor. Müslümanları etnik temelde ayrıştırıp düşmanlaştırma projesi fiyasko ile neticelen-miştir. Cizre'nin, Sur'un mazlum halkına yardım TIR'ları Batıdan geliyor. “Cizre yanı-yor, Sur yanıyor” diyerek yangının her tarafı sarması için serhıldan çağrılarında bu-lunanlara karşı “Cizre'ye Sur'a Ensar olalım” diyenler ateşin üzerine “su” ile gitmiş-lerdir.

Gazap ehli, merhamet ehline mağlup olmuştur.

Rabbim cümlemizi asıl Kurtuluşun yegâne önderi Efendimiz Muhammed Mustafa'nın (SAV) izinden gidenlerden eylesin. Amin

Önceki ve Sonraki Yazılar