Mal ile cihad eden sahabi: Abdurrahman b. Avf (radiyallahu anh)

Mal ile cihad eden sahabi: Abdurrahman b. Avf (radiyallahu anh)

Sadece gökyüzünün değil, yeryüzünün yıldızları… İnsanlığa yol gösteren yıldızlar… Şule şule gönüllere parlayan; bir asra, “Saadet/Mutluluk” adını veren yıldızlar…

a) Kimdir?

Sadece gökyüzünün değil, yeryüzünün yıldızları… İnsanlığa yol gösteren yıldızlar… Şule şule gönüllere parlayan; bir asra, “Saadet/Mutluluk” adını veren yıldızlar…

Kasım ayı, bu yıldızları anmanın ayı olalı, birer birer yanıveriyorlar yüreklerde, göklerde…

Bu ay böyle parlıyor ufuktan bir yıldız: Ebu Muhammed künyeli Abdurrahman b. Avf (radiyallahu anh).

Uzun boylu, kızıla çalan beyaz tenli ve güzel yüzlüydü. Saçları omuzlarına dökülürdü. Saçının aklığını boyamaz, kına kullanmazdı.

Annesi Şifa Hatun, babası Avf b. Abdi Avf idi. Soyu Peygamberimiz (s.a.v) ile Kilab b. Mürre’de birleşirdi. Cahiliye döneminde asıl adı Abdüamr veya Abdükabe iken Müslüman oluşuyla yaşadığı değişiklik, adına da yansıdı. Peygamberimiz (s.a.v) adını, Abdurrahman’a çevirdi.

Müslüman olan ilk sekiz kişiden biri…

Cennetle müjdelenen on kişiden biri…

Peygamberimiz (s.a.v) henüz sağken fetva verenlerden biri…

Hz. Ömer’in atadığı altı kişilik halife adaylarından biri…

Peygamberimiz (s.a.v)’in vefatından önce kendisinden razı olunanlardan biri…

Bedir ehli/ashabı, zengin ve cömert bir tüccar, iki hicret sahibi, müminlerin annelerini gözeten, Peygamberimiz (s.a.v)’in namazda tabi olduğu ender kişilerden biri…

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın önemli ve güvenilir danışmanlarından biri…

b) Hidayeti ve Ticareti:

Kemalat ve keyfiyeti ile göz dolduran İbni Avf, Fil vakasından on yıl sonra dünyaya geldi. Genç yaşta ticarete atıldı.

Ticaret için gittiği Yemen’deki Himyer oğullarından Askelan adlı ihtiyara hep konuk olurdu. Son defasında ihtiyar; Hz. Peygamber (s.a.v)’i anlatıp “Dönüşünü çabuklaştır. Gidip ona yardımcı ol.” dedi.

Olanları anlatınca, Hz. Ebu Bekir ile olan dostluğu sayesinde Müslüman olup hidayete erdi. Yaşanan işkence süreci sonucu, önce Habeşistan sonra Medine’ye muhacir oldu.

Sad b. Rebi ile kardeş edildi. Sad’ın malının yarısını teklif etmesine karşılık “Allah aileni ve malını sana mübarek kılsın. Bana çarşının yolunu göster, yeter.” dedi.

O gün eli dolu döndü çarşıdan. Kısa sürede kazandıkça kazandı ve evlendi. “Dünya yüzüme güldü. Öyle ki bir taş kaldırsam, altında mutlaka altın ve gümüş bulacağıma inanıyorum.” diyecek kadar kazandı.

Bedir harbinde bulunup müşriklerle savaştı, Bedir ehlinden olmanın faziletine nail oldu. O Bedir ehli ki; ‘Dilediklerini yapsalar da Allah’ın kendilerini bağışladığı’ kimselerdi. (Buhari, 3007; Müslim 2494)

Uhud’da ise yirmiden fazla yara aldı, sebat etti, çarpıştı.  Ayağına aldığı yara sebebiyle aksak oldu. Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraber tüm savaşlara katıldı.

Şurası bir hakikattır ki; İbni Avf’ın asıl kahramanlığı canıyla değil, malıyla yaptığı cihaddı.

Hz. Peygamber (s.a.v), Tebük tarafında bulunan ve halkı Hristiyan olan Dumetu’l Cendel’e bir sefer yapmak istedi. İbni Avf, sermayesinin yarısı olan iki bin altını “Rabbime borç verdim.” diyerek sefere sermaye yapınca Hz. Peygamber (s.a.v)’in “Allah verdiklerini de vermediklerini de bereketli kılsın.” duası ve bereketine mazhar oldu. Bu bereket sebebiyledir ki; sahabenin en zenginlerinden olup kazancı arttı. Başka şehirlere kervanları sık sık gitti. Her dönüşte Medinelilere yiyecek, giyecek ve muhtelif ihtiyaçlar getiriyordu.

Zorluk seferi olan Tebük seferine ilk bağışta bulunan, oydu. İki yüz ukıyye altın verince, Hz. Ömer (r.a) onu Peygamber (s.a.v)’e “Ailesine bir şey bırakmadı.” diye şikâyet etti. Hz. Peygamber (s.a.v) sordu:

-Ailene bir şey bıraktın mı?

-Evet! Onlara verdiğimin daha fazlasını ve iyisini bıraktım.

-Ne kadar?

-Allah ve Resulünün vaad ettiği rızık, hayır ve ecirleri…

Tebük’te Hz. Peygamber (s.a.v) namaz için gecikince imamlık yaptı. İkinci rekâta yetişen Hz. Peygamber (s.a.v) ona tabi oldu. Vefatı sonrası Hz. Peygamber (s.a.v)’i mezarına indiren dört kişiden biri de yine Abdurrahman b. Avf idi.

Hz. Ebu Bekir’e (r.a) danışmanlık yaptı. Hz. Ömer’in (r.a) tayin edilmesinde ilk defa Hz. Ebu Bekir (r.a), ona danıştı. Hz. Ömer’in (r.a) halife olarak atadığı altı kişilik şurada yer aldı.

Bu şurada hakkından vazgeçip Hz. Ali ve Hz. Osman (r.anhüma) arasında hakem oldu. Öyleki halktan kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere komutanlar, yöneticiler hatta misafirlere kadar herkese danıştı. Seçtiği Hz. Osman’a (r.a) da danışmanlıkta bulundu. Yeri geldikçe yönetimle ilgili konularda ikazlar yaptı. Bu süreçte hac emirliği ve beytül mal muhafızlığı (Hazine Bakanlığı) yaptı.

c) Veba Hadisi:

Öyle ki içinde bulunduğumuz salgın dönemine atfen şu olayı da anlatmadan geçmemek gerekir: Hz. Ömer (r.a) döneminde Şam’da çıkan vebadan dolayı oraya gidip gitmeme konusu tartışılıyordu. Hz. Ömer(r.a), İbni Avf’a  da danıştı. Şu cevabı alınca rahatladı:

– Resulullah’tan işittim ki “Veba olan yere girmeyiniz. Veba olan yerden başka bir yere de gitmeyiniz, oradan kaçmayınız.” buyurmuştu.

Hz. Ömer de:

-Elhamdulillah, sözüm hadis-i şerife uygun oldu, deyip Şam’a gitmedi.

d)Vefatı:

Yetmiş beş yaşında iken hicretin otuz ikinci yılında çok sevdiği ve arkalarından imrenerek kendileri hakkında konuştuğu başta Hz. Peygamber (s.a.v) ile Hz. Musab ve Hz. Hamza’ya (r.anhüma) kavuştu. Hz. Osman (r.a) cenaze namazını kıldırdı. Cennetü’l Bakiye defnedildi.

e)Fazileti ve Cömertliği:

*Bir arazisini satıp bedeli olan kırk bin dinarı fakirler, muhacirler, müminlerin anneleri arasında paylaştırdı. Hz. Aişe (r.anha) bunun üzerine şöyle dedi: “Resulullah şöyle buyurdu: Benden sonra size ancak sabırlı olanlar merhamet eder.”

* Bir defasında yüklü yedi yüz devesi şehre girince, oluşan gürültüden dolayı Hz. Aişe’nin (r.anha), Hz. Peygamber (s.a.v)’den rivayet ederek söylediği “Abdurrahman b. Avf cennete emekleyerek girecektir.” müjdesini işitince, ona koştu ve “Hayattayken oraya girebiliyorsam şahit ol ey anne! Bu kervan her şeyiyle Allah yoluna fedadır.” dedi.

*Sadaka verme arzusuyla kimi zaman sağ eliyle, kimi zaman sol eliyle, kimi zaman gizli, kimi zaman da açıktan verirdi. Bu aşkla bir gün önce kırk bin dirhem gümüş, sonra kırk bin dinar altın, sonra da iki bin dört yüz dirhem bağışladı.

*Bir günde 30 köle azad etti.

*Bedir’e katılan ve o gün itibarıyla hayatta olan 100 ashabın her birine, dört yüz dinar verilmesini vasiyet etti.

*Medine halkı, onun ev halkı gibiydi. Servetinin üçte birini onlara borç verirdi. Üçte biri ile borçlarını öderdi. Üçte birini de onlara ihsan ederdi.

Buna rağmen Kabe’yi tavaf ederken şöyle duaları vardı:

“Allah’ım nefsimin cimriliğinden beni koru!”

“Ahiret nasibi, dünya hayatında verilmiş olan kimselerden olmaktan korkuyorum. Servetimin çokluğunun beni tutup arkadaşlarımdan alıkoymasından korkuyorum.”

Köleleri arasında olduğunda onlardan ayırt edilmezdi. Çünkü o, gökyüzünde parlayan bir öncü olduysa da bir “yeryüzü yıldızı”ydı. Müslümanlar için ideal portlerdendi.

İdealler yıldızlara benzer. Ulaşamasak da bize yol gösterirler.

Kaynakça:

el-İsabe, İbn-i Hacer Askalani, Sağlam yayınevi, 2011
İslam Tarihi, M. Asım Köksal, Şamil Yayınevi, 3. Cilt, 1989
Sahabe Hayatından Tablolar, Dr. A.Rahman Rıfat el-Başa, Kervan Yay. 1. Cilt
https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurrahman-b-avf

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.