Mantığın Haddi

“Bir hafta sonra şehrin en büyük meydanında bir yüce meclis kurulmuştu. Ben, büyük çanaklar içerisine zeytinyağı doldurarak kandiller yaptırmış, meydanın her tarafına koydurmuştum. Alimler iki grup olmuşlardı. Birisi Tantan’ın başkanlığı altında dini yenileyiciler ve itiraz edenler güruhuydu. Diğeri ise Tonton adlı fukaha reisin takımıydı. Nihayet Tantan ve Tonton huzuruma geldiler. Tonton dedi ki:

- Ey Tantan! Binlerce senelik öğreti ve mesai sonucu olarak elde edilen ilmi neticelere fuzuli itiraf caiz değildir. Şimdi şarlatanlık sırası geçti, haydi bakalım Sarı Şeytan Hazretleri huzurunda bize olan itirazlarını arz et. Tantan cevap verdi:

- Ey Tonton! Ben size her hususta itiraz ediyor değilim. Lakin siz ilerleme düşmanısınız. Hakikat için inceden inceye araştırmada bulunmuyorsunuz. Öğrendiklerinizi genişletmiyorsunuz. Mesela Beyaz İfrit’in yanındaki şeytanlara mor diyorsunuz.

-Öyle denilmiştir.

-Evet, ama hatadır. Zira binlerce sene Beyaz İfrit’in huzurunda oturan şeytanların rengi aslen mor olsa bile onun nuru tesiriyle açılarak maviye dönüşmesi lazım gelmez mi? Ey Tonton! İnsaf et!

- Olabilir. Lakin bu konuda delil yok.

- Nasıl yok. Ateşin karşısına katı bir cisim bıraksak sonunda yumuşuyor. Hatta bazı cisimler eriyor. Demek ki, mor şeytanlar da şimdiye kadar mavi olmuşlardır.

- Dedim ya olabilir.

- Alemin üzerine asılan kazan sayesinde bize hararet geldiğine inanıyorsunuz?

- Bize semavi kazandan hararet geldiği, gece ve gündüzün ısı farklılığıyla ve mevsimlerle sabittir.

-Peki kaç kulpu vardır?

Bu mühim suale Tonton cevap veremedi. Tantan dedi ki:

- Sükût ha! İşte sizin bilemediğiniz bu mühim sırrı ben keşfettim. O büyük semavi kazanın tam 768 buçuk adet kulpu vardır...

Artık sabrım tükendi. Kendimi tutamadım. Güneşe semavi kazan adını verip nefesle kaynatmak gibi saçmalıklardan vazgeçtim, bir de buna 768,5 adet kulp vermeyi bir sır ve bir ilim farz edişe artık dayanamadım. Kahkahayı salıverdim. Lakin bizim kahkaha o halkın binlerce senedir beklediği semavi ses hükmünde olduğundan gülüşüm Tantan’nın haklı ve ilminin hakiki ilim olduğuna alamet sayıldı. Kahkaha işitir işitmez bu halka mahsus olan ibadet sureti başladı. Başta Tantan ve Tonton olarak cümlesi dört ayaklı olup zıplamaya başladı... Kahkahalarla uyandım... Aynalı babanın mütebessim çehresini gördüm.

“Şu erdemli kişilerin kıyasına ve alimlerin ciddi fikirlerine ne buyurursunuz? İşte eşyanın hakikatleri ne nispetle insanların ilmi Tantan’ın keşfine benzer. Sonuna kadar da böyle olacaktır. Zira insanların gözü hakikatleri görmekte arpacık soğanı mesabesindedir.”

...

Filibeli Ahmet Hilmi'nin “A'mâk-ı Hayâl”inden bizi zihinlerimizin amâkına götürecek bir kesit... Bu kesit ne bir rüya ne de bir hikâyedir.. Bilakis zaman zaman içinde bulunduğumuz bir durumdur. ‘Arpacık soğanı mesabesindeki’ gözlerimizle gözlemleyip edindiğimiz bilgi parçacıklarıyla kendimizi ‘bir şey’ zannediyoruz kimi zaman. Hatta bazılarımız daha da ileri gidip ilmi vereni yok sayıyor. Maddeci bir zihniyet, tıpkı Tantan gibi her şeye 768 buçuk kulp bulayım derken gerçek kudreti es geçiyor. Birtakım şeylere 768 buçuk kulp arayana dek, 768 buçuk kere hikmet nazarıyla bakanlar, evet onlar kazanıyor.

Maddecilik ve somutçuluğun sıkı dayatması altında ruhaniyete değer verenler, akıl ve duyguyu itidal üzere bir edenler, bir şey bilmediğini itiraf ederek marifet gösterenler, ancak onlar hakikate ulaşabilir ve hikmet nazarıyla bakabilir.

İnsan mantığının bir sınırı olduğunu “mutluluk” gibi bizlere basit gelen kavramların bile bu sınırı aştığını kavrayanlar, sınırları içinde, mantığı yettiğince araştırıyor ve öğreniyor. Bu sınırı aşmaya çalışanlar, aciz kalıp çareyi inkarcılık bataklığında buluyor.

Allah’ın Kibriya noktasının bir tek cüz’ünü bile dolduramayan bilgilerle sarhoş olup hiççiliğe gidenler, bir küçücük karıncadan Allah’ın varlığına delil bulanlar karşısında öylesine komik duruyorlar.

Velhasılı kelam, iman ve inkâr arasında ince bir çizgi var. Mantığının sınırının farkında olup haddini bilenler, had bilmenin karşılığı olarak kainattaki tüm olayların tek bir yaratıcıya delalet ettiğini iliklerine kadar anlarlar, had bilmeyip aşanlar öylesine karmaşık hallerle karşılaşırlar ki zihinleri allak bullak olur ve en nihayetinde Tantan’ın durumuna düşerler.

Unutmamak gerekir ki birçoğumuzun dikkatini celb etmeyen öyle ayrıntılar var ki bu ayrıntılar kimilerinin hikmet nazarını açıyor ve onları zihinlerimizin hayal bile edemediği mertebelere getiriyor. Hepimizin gözleri önündeki bu ayrıntıları görmek daha doğrusu fark etmek çok azlarına nasip olsa da bize düşen haddimizi bilmek ve hayretimizi her daim diri tutmak. Zira hayret etmeden idrak edemeyiz. Gün içinde bin bir türlü renk cümbüşü yapan güneşe, şekil şekil bulutlara, taşı delen çiçeklere hayret etmeden olaylara hikmet nazarıyla bakmadan imanımızı tazeleyemeyiz. Tazelenmeyen imanlar, bayatlayıp yok olmaya mahkumdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.