Marks Mı yenildi, Yoksa Konjonktür Mü Değişti?

Bin yıl düşünsem aklıma gelmezdi doğrusu, “Muhammed yenildi, Marks kazandı” diyen Öcalan’ın, Muhammed(SAV)’in galibiyetini ikrar eden sözler sarf edeceğini.
Allah’ın insanları yaratmadığını, insanların Allah inancını yarattığını söyleyen Apo’nun, siyasi çözümler için Allah inancını referans göstereceğini. Dini “sorun” olarak gören devrimci (!) yaklaşımlardan bu aşamaya evrilmiş olmayı doğrusu olumlu karşılayanlardanım.

Her ne kadar süreci idare edenlerin zihin dünyalarını etkilemeye yönelik siyasi manevra olma ihtimali yüksek olsa da…
Bir diğer ifade ile M. Kemal’in Balıkesir Hutbesi tadında olsa bile…
İslam’ı düşman, dindar insanları ise yok edilmesi gereken gerici-yobazlar sürüsü olarak görmekten vazgeçip normalleşmeye dönme şartı ile tabi…

Kanın durmasını her türlü takdirin üzerinde gören çevrelerin, bu süreci baltalamama adına itirazlarını yüksek sesle dile getirmekten imtina etmelerini, sürecin tamamının kabulü şeklinde algılamak ciddi bir yanlıştır.
Bir diğer yanlış ise, silahların susmasını Kürt meselesinin tamamen çözüldüğü algısına dönüştürme çabalarıdır.
Palyatif çözümlerle devasa bir sorunu nötralize edeceğini düşünen hükümet ve İmralı kanadının, yerleşik Kemalist statükonun sorunun ana müsebbibi olduğu hakikatini yüksek bir sesle dile getirmemelerini doğrusu şaşkınlıkla karşılıyorum.

Sorunu değil, sorundan kaynaklı belirtileri ya da sorunun sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik bu yüzeysel çözümlerin, uzun vadede sadra şifa olamayacağını dile getirmek gerekiyor.

“Erdoğan mı Kemalistleşiyor, yoksa Kemalistler mi Erdoğanlaşıyor?” tartışmasının uç taraflarında kendilerine konum biçenlerin, savlarını destekleme adına zorlama deliller getirmeleri asla inandırıcı değildir.
Özellikle hükümete yakın çevrelerin, “Ê kö ne’l şerre, şére” ( Kavgada olmayan, aslan kesilir) darb-ı meseline uyan bir tarzda, sürecin insani ve İslami boyutuna değil de siyasi usul ve esaslarına yapılan itirazları dahi mahkûm etmeye çalışmaları, dürüstlükle bağdaşmamaktadır.

“Kürtlerin lideri Öcalan, Kürtler ve Türkler barışıyor” gibi cehalet ya da eblehiyet kokan ifadeleri pervasızca kullanan bu kesimlere sormak gerekir: Kürtler ve Türkler ne zaman birbirlerine düşman oldular ki, iki kavim arasındaki bir barıştan söz ediyoruz?

Öcalan ne zamandan beridir bütün Kürtlerin temsilciliğini yapmaktadır?
Bu arada, evvelki süreçlerde Cumhuriyet’in savunucularını kendileri ile ittifak yapmaya çağıran Aysel Tuğluk’un; Öcalan’ın din, vatan, millet, misak-ı milli gibi kavramları sık sık kullandığı mektubunun, ilerici(!) Kemalist güçlerce yanlış anlaşılmaması adına hemen devreye girdiğini not etmek gerekir.
Aynen şöyle söylüyor Tuğluk:
“Ben Öcalan’ın sözlerini sizin gibi anlamıyorum. Bölgede tarikatlar, radikal dinci gruplar oluşmamışsa PKK ve Öcalan sayesindedir.”

Sanırım yoruma gerek bırakmayacak derecede açık sözler…
Bütün bunlarla birlikte on maddede toplandığını varsaydığım Kürt meselesinin birinci ve en önemli maddesi, elbette akan kanın durması ve can kaybının önlenmesidir.
Tabi bu husus, diğer dokuz maddeyi ötelememizi, görmezden gelmemizi, sorun tamamen bitmiş gibi davranmamızı gerektirmiyor. Silahlı isyancı grupların liderlerini “Paşa” yaparak sorunları çözmek, Osmanlıya mahsustu.
Şu an itibarı ile kısmi bir paradigma değişikliğine de gitse Osmanlıyı tamamen redd-i miras etmiş laik ve Kemalist bir rejimde yaşadığımızı unutmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Selam ve dua ile…
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar