Mehmet ŞENLİK

Mehmet ŞENLİK

Medreseler gerçekten kapatıldı mı?

Geçen haftaki yazımızda Cumhuriyet kadrolarının medreseleri nasıl ve ne gerekçelerle kapattıklarını anlatmıştık. Bu hafta ise kendilerince kapattıkları tekke, zaviye ve medreseler, gerçekten kapatıldı mı? Bunu irdelemeye çalışacağız.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, “ilelebet yaşayacak” dedikleri Kemalizm'in ilke ve inkılapları, tam hayata geçmeden kısa bir süre sonra patır patır dökülmeye başladılar. Kaldırmaya ve yok etmeye çalıştıkları değerler de mecra değiştirerek yaşamaya devam ettiler. Çünkü getirilen şeyler yapay, kaldırılmak, yok edilmek istenen şeyler de asıl idi. Yapaylar zamanla eridi, eriyecek; asıller ise bir müddet zayıfladı, sonra tekrar ayağa kalktı, parladı ve... Gitgide parlamaya devam edecek.

Uğruna nice kelle alınan, nice katliamlar gerçekleştirilen “şapka kanunu”, unutuldu gitti. En koyu Kemalistler bile şapka takmaktan vazgeçtiler. Ecevit'in bir kasketi vardı bazen takar, bazen çıkarırdı. Demirel'in hala bir lengeri var bazen takar, bazen de korumalarına taşıtır. Hatırlıyorum bir defasında kaybolmuştu korumalarıyla beraber arıyor bulamıyorlardı. Kimi gazeteciler de “Demirel şapkasız kaldı” deyip takılmışlardı.

Tekke ve zaviyeler ise fiiliyatta hiç kapatılmadı. Tarikatler eskisinden çok daha hızlı çalışıyor. Ağalık, beylik ve şeyhlik meclise taşındı. Seçimlerde parlamentoya seçilen mebusların önemli bir kısmı daima şeyhlerden ve beylerden oluşur. Parti liderleri, kazanmak için mutlaka sırtını tarikatlara, cemaatlere vermek zorundalar. Hatta en popülerleri bile himmet için gidip şeyhin elini öper dualarını alırlar.

Medreselere gelince; en çok onun üzerinde durdular. Medrese kültürünü tamamen ortadan kaldırmak için “Harf inkılabı”nı yaparak bir kültür lincine giriştiler. Haşin bir şekilde medreseleri bastırdılar, alimleri astılar, kütüphaneleri yok ettiler, ama zihinlerden silemediler. İşte Müslüman olan bu halk, özellikle Kürtler, bu kadim kültürünü yaşamak için bir yandan medreseleri kırsala çekmeye, bir yandan da yeni alfabeyle kültürünü öğrenmeye başladı.

Elbette uzun bir süre medreseler sekteye uğradı, çünkü akıl almaz sindirme politikaları, çekilmez hale gelen jandarma baskınları, âlimlerin ve talebelerin aşağılanması ve korkutulması uzun bir süre medrese tedrisini engelledi, ama kaldıramadı, zayıf düşürüldü ama yok edilemedi. Bütün tehlikelere rağmen kırsalda, mağaralarda, ahırlarda ve samanlıklarda medrese tedrisine devam edildi. Çünkü medresenin yok edilmesi, dinin kaybolması demekti. Bu da gösterdi ki bu halk canını verdi, malını verdi, köylerini ve kasabalarını verdi ama medreselerini vermedi/veremezdi.

Bunu yok edemeyeceğini anlayan rejim ise, alternatif olarak imam hatip okullarını açtı, akademiler, enstitüler ve ilahiyatları açtı. Bunlar da temelsiz ve ruhsuz olduğu için halkı tatmin etmedi. Bu okullarda yetişenleri kimse âlim yerine koymadı/görmedi. Ve kalp huzuru içinde bunların arkasında namaz kılmadı. Özellikle Kürdistan'da halk devletin gönderdiği imamlardan ayrı olarak kendilerine ücretli imam tutarak bu ihtiyacını gidermeye çalıştı.

Açıktır ki, bu uygulama, kaskatı bir ırkçılıkla birlikte psikolojik bir işkenceydi. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kuruluşu bile dini devletin kontrolünde tutmak içindi. Bu tuhaf bir uygulamaydı. Laik sistem, Müslüman halkın dinine sınır koyacak ve şekil verecekti. Müslüman halka namaz kıldıracak imamlar, sistemin okullarında sistemin istediği formatta yetişecekti.

Gerçi Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğu günden beri doğru dürüst devletin tekeline girmedi. Görevlendirdiği imam, hatip ve müezzinleri imam hatiplilerden daha ziyade medreselerden ve kuran kursu hafızlarından seçti. Bugün dahi İlahiyatlarda biraz iş becerenler, ilmi kariyer yapanlar varsa, ilahiyatla birlikte medrese mezunlarıdır. Çünkü ilahiyatlar, ilimden ziyade felsefe; İslam'dan ziyade eski/batıl dinleri öğretmektedir.

İşte bütün bu hakikatler bu tablolar ispatladı ki, medreseler kapatılmadı/kapatılamadı. Kemalistler kapatamadı, Marksistler de kapatamaz. Çünkü medrese Müslüman halkın malıdır. Uğuruna her şeyini feda edeceği öz değeri ve Peygamberî kültür mirasıdır. O yüzden Müslümanlar fırsat buldukça medreselerine sahip çıkıyor, destekliyor. Bugün daha modern ve daha donanımlı mereseler açıyor.

Bu bağlamda, “İTTİHAD” yani Âlimler ve Medreseler Birliği tarafından başlatılan sistemli tedrisat ve hazırlanan yeni müfredatla bu işe yeni bir ivme kazandırılmış bulunmaktadır. İslamî ilimlerin yanında (fennî) sosyal ilimlerin de müfredata konulmasının yanı sıra eski klasiklerle birlikte yeni te'lif edilmiş eserlerin de dâhil edilmesi güzel bir yeniliktir. İnşaallah bu uygulama tam olarak hayata geçirilirse medrese eğitiminde iyi sıçrama olacaktır. Allah medreselerimizi daim, Seydalarımızı kaim eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar