MEŞRUİYET-4

Meşruiyetin asli ve birinci derecede kaynağı olarak kabul edilmesi gereken şeyin ilahi kelam ve peygamberlerin yol göstermesinden başka bir şey olmayacağı güneşin aydınlığının ve sıcaklığının gücü kadar ayan beyan ortadadır. Kaldı ki bu meşruiyet anlayışı asli itibariyle halkların adalet ve huzur taleplerinin tam olarak karşılığıdır.

Sınıflandırmamızın ikinci kısmını ise kendi içinde iki başlık altında değerlendireceğiz. Bunlardan birincisi İslamiyet öncesi tarihi süreci kapsayan ve ilahi ilkelere dayandığı varsayılan meşruiyet anlayışı ikincisi ise İslam’ın Meşruiyet anlayışıdır.

Daha çok İslam dışındaki diğer ilahi dinlerin oluşturduğu birinci kısımda meşruiyetin kaynağı açısından başlangıcı itibariyle ilahi ilkeler üzerine ikame edilmiş ancak tarihi süreçte bu ilkelere kaynaklık eden kitapların(Anayasa) müntesipleri tarafından çıkar gruplarının ve kralların talepleri doğrultusunda değiştirilmek suretiyle tahrif edilmiş olmaları ve bu şekilde ilahi niteliklerini kaybetmeleri, İkinci önemli nokta ise bu dinlerin belirli bölgeler veya kavimlere gönderilmiş olmasıdır. İsrail’in bugün uyguladığı şiddet ve vahşet anlayışının temelinde bu bozuk ve çarpıtılmış din anlayışı yatmaktadır.Yani başka bir deyişle Musevilik başlangıçtaki ilahi niteliğini kaybetmek suretiyle beşeri bir nitelik kazanmış ve meşruiyetini yitirmiştir.

Diğer taraftan Hıristiyan alemindeki dini düşüncedeki değişimlerin Yahudilikten çokta farklı bir pozisyonu bulunmamaktadır. Bu dini düşünce zaman zarfında tahrif edilmiş, kitabi prensip ve ilkeleri din bilginleri tarafından idarecilerin istediği şekilde değiştirilmiştir. Zira o zamanlar halk nezdinde meşruiyet kazanmanın tek yolu bu dinin kurallarına uygun davranışlar sergilemek ve uygun yasal düzenlemeler yapmaktan geçmektedir. Yöneticiler bu dini anlayıştan uzak bir yaşam tarzını benimsediklerinden dinin hükümlerine uymak yerine din adamları vasıtasıyla dinin hükümlerini kendi istek ve arzularına göre şekillendirmişlerdir. Böylece Hıristiyan alemindeki dini düşünce, toplumu baskı altına alan ve yeni yasal metinlere uygun yaşamaya zorlayan mekanizmanın bir parçası haline dönüşmüştür. Hatta öyle bir noktaya varmış ki toplumda yaşanan tüm gayri ahlaki davranışlar dahi sanki Hristiyanlık anlayışının bir parçasıymış gibi bir algı oluşturmuştur. Aslı itibariyle Avrupa da ortaya çıkan ve ateist felsefenin yaygınlaşmasında ve benimsenmesinde azımsanmayacak derecede katkısı olan“din afyondur” söylemi veya düşüncesi bu bozuk dini anlayışa bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Böylece Hıristiyan Aleminde meşruiyet anlayışı zamanla değişikliğe uğramış ve ilk halinden eser bile kalmamıştır. Avrupa medeniyeti bugün itibariyle daha önce değindiğimiz demokratik meşruiyet felsefesinin temelleri üzerine bina edilmiştir veya edilmek istenmektedir. İnsanlar dini düşünce boyutundan soyutlanınca uzay boşluğuna düşercesine kendilerini kaybetmiş ve tüm insani yönlerini ve vasıflarını yitirmek suretiyle adeta birer canavar haline gelmişlerdir.”İnsan insanın kurdudur” sözünün Avrupalı düşünürler tarafından ortaya atılmış olması bu anlamda manidardır. Günümüz Hıristiyan dünyasında yerleşen bu meşruiyet anlayışının bir neticesi olarak insanların iç dünyalarında oluşan bu manevi boşluğu değişik totemler vasıtasıyla(zevk,içki,eğlence,çarpık cinsel ilişkiler,eroin,esrar v.b.) doldurmaya çalışıyor olmaları ise bu toplumun içine düştüğü zilletin ve acziyetin açık bir göstergesi hükmündedir.

Özetle Hristiyanlık da kendinden öncekiler gibi ilahi niteliğini yitirince beşeri bir felsefi düşünce halini almış ve temel ilkelerine ilişkin kitabı yani İncil tahrifata uğradığından bu kitapta belirtilen asli prensipler üzerine yeniden inşa edilme olasılığı sıfırlanmıştır. Bu nedenle toplumda meşruiyet kaynağı olarak kabul görmesine olanak kalmamıştır. Ancak bu tahrifata uğramış hali ile bile insanlardaki manevi boşluğu gidermeyi amaçlayan yönetimlerin toplumu yönlendirmek için Klise’yi ve din adamlarını kullanmaları sıradanlaşmış bir kutsal değer olarak Hristiyanlığın ve dini düşüncenin Avrupa toplumlarında arz ettiği önemi göstermektedir.  

VEKİL OLARAK BİZE ALLAH YETER

 

Önceki ve Sonraki Yazılar