"Milyonların sevdasından bize ne"

Allah’ın adıyla

Danimarkalı kendini bilmez karikatüristin 2006’da Hz. Muhammed –aleyhissalatu vesselam-‘a yaptığı hakaretten bu yana dalga dalga Peygamber Sevdası büyüyor. 2006’da Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda başlayan bu günse Şırnak, Cizre, Mardin, Kızıltepe, Batman, Sason, Silvan, İzmir, İstanbul, Tokat, Adana, Manisa, Kayseri vesaire onlarca il ve ilçeyi gül ikliminin rahmetiyle kuşatarak, hatta en son belde ve köyleri bile rahmet havzasına alarak engel tanımadan büyüyor.

Peki, önü alınmaz, engel tanımaz bu sevda nedir, bu sevdayla sevdalananlar kimlerdir, gayeleri nedir? Ve neden medya ambargosuna uğruyorlar, niçin yok sayılıyorlar?

Bunları merak eden yok mu, bunları araştıracak tanıyacak ve tanıtacak yok mu? Bu sevdaya ses, bu sevdaya tercüman, bu sevdaya dil, bu sevdaya el ayak olacak yok mu? Yoksa bu Peygamber sevdası değil mi?

Tüm içtenliğimle, samimiyetimle belirteyim ki bu sevda Peygamber Sevdasından, Peygambere duyulan aşktan başka bir şey değildir. Hem öyle bir sevda ki Allah’ı ve Peygamberini her şeyden daha çok sevmenin en canlı manzarası, en çağdaş versiyonudur. Allah’ı sevenlerin, Allah’ın sevgisini de kazanmak için Allah’ın Habibi’ne vurgun ve meftun olanların sevdasıdır. Allah, Peygamber, deyince yüz binlerin sokaklara dökülmesini, meydanlara doluşmasını başka neyle açıklayabilirsiniz.

Kürdüyle, Türküyle, Lazıyla, Arabıyla, Amerikalısı ve İngiliziyle, doğulusu batılısıyla, siyahı beyazıyla Muhammed –aleyhissalatu vesselam’ı dünya gemisinin kaptanı bilenlerdir, bunlar.

Gayeleri mi? Peygamber Sevdalılarının hiçbir etkinliklerinde dünyadan, dünyanın menfaatlerinden, mal ve makamdan bahsetmediklerine göre ve tüm etkinliklerinde her zaman Allah Azimuşşan’ı ve Muhammed –aleyhissalatu vesselam-‘ı merkeze aldıklarına göre bunların hedeflerinin, gaye ve amaçlarının Allah ve Resül’unden başka bir şey olmadığını anlamamak için ya çok çaba göstermek ya da anlama özürlü olmak gerekir..

Evet, bilenler biliyor; bilmeyenler, bilmek istemeyenler, görmek ve göstermek istemeyenler de bilsin ki; Peygamber Sevdalılarının yegâne gayesi Allah’tır, Allah’ın Resul’udur. Salonlara, statlara, meydanlara iman katanların gayesi Muhammed –aleyhissalatu vesselam-‘ın mesajını, davasını, ona olan bağlılığı üzerinde güneşin doğup battığı her yerde bayraklaştırmaktır. Dünyayı Muhammed –aleyhissalatu vesselam-‘ın nübüvvet güneşiyle aydınlatmaktır. Sizce bu korkulacak, kaçınılacak, deşifre edilecek, tehlike görülecek bir gaye mi?

Hayır! Asla! Zira bu öyle bir gaye ki; vahyin rehberliğinde insanları karanlıklardan nura, kinden sevgiye, düşmanlıktan dostluğa, enaniyetten mütevaziliğe davet eden bir gayedir. İnsanlara, sadece dünyanın değil dünya ve ahiretin kurtuluşunu vadeden; sulhu, silmi, hilmi salık verip huzur, saadet ve mutluluğa çağıran bir gayedir.

Af etmeyi, bağışlamayı, hoş görmeyi, müsamahayı ruhlara işleyen, fakat zülme, zalime, zorbaya, despota, yasakçılığa, kafatasçılığa, fuhşa, vahşete, dehşete diş bileyen bir gayedir.

Aynen Rab Subhanehu ve Teâlâ’nın Muhammed –aleyhissalatu vesselam-‘ın ashabının vasıflarını sayarken kullandığı –…eşşiddau ‘alel kuffar…- ve - …ruhemau beynehum…-  tabirlerinin gerektirdikleridir.

Bir kişinin imanına vesile olmanın kırmızı develerle dolu vadilerden –lüks otomobillerle, dünyalıklarla dolu oto parklardan- daha hayırlı olduğunun şuuruyla hareket ettiren bir gayedir.

Peki, Peygamberi Sevda bu olmasına, Peygamber Sevdalılarının gayesi ihsan olmasına rağmen gerçekten bunların görmemezlikten gelinmesinin sebebi nedir?

Hangi kin, nefret; hangi haset set oluyor bu Muhammed-i sevgiyi görmeye? Nasıl bir mantık, nasıl bir zihniyet, nasıl bir Müslümanlık dahası nasıl bir insanlık?

Peygamberi sevdaya kör, sağır ve lal kesilmek neyin nesi? Hangi gizli, kirli, derin el ve dil engel oluyor Peygamberi sevdanın gündem olmasına?

Muhammed –aleyhissalatu vesselam-‘ın dünden bu güne kime zararı olmuş ki Muhammedî sevdanın birilerine zararı olsun? Hadi, sol ve laik cenahların Peygamberî Sevda’ya kör kalmasına bir anlam verelim de, Müslüman cenahın Peygamberî Sevda’ya kör, sağır ve lal kesilmesini anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Benden olmayan, benim olmayan Peygamberî Sevda’ya “bana ne” demek; hangi kardeşliğin gereğidir? Kimse kusura bakmasın; bu, çekememezliğin daniskasıdır. Tahammül edememenin ve hasedin göstergesidir. Görmek istemeyen, görmesin bu sevdayı. Allah’ın izniyle bu sevda onların kaleleri konumundaki şehirleri rahmetiyle kuşatacaktır. Amerika’dan, Ürdün’den, Irak’tan, İran’dan, Şikago’dan Müslümanlar sırf bu Peygamberî Sevda’yı görmek için gelip görsünler de hayranlıklarını gizlemeden dile getirsinler ve şimdiden gelecek kutlu doğumu iple çeksinler. Peygamberî Sevdaya kör, sağır ve lal kesilenler bu sevdanın rahmet dalgaları tarafından kuşatılmayı ve zamanında bu sevdayı görmemezlikten gelmenin ezikliğini yaşayacağı günleri beklesinler. Allah her şeye kadir değil mi? O dilerse hâkimleri mahkûm, mahkûmları hâkim kılar. Selametle.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar