Erdoğan`ın keyfi yerinde

Allah’ın adıyla…

Salı günleri işi olmayanlar için iyi vakit geçirecekleri bir tavsiyem olacak: Erdoğan’ın grup toplantılarındaki konuşmaları.

Ele aldığı her bir muhalefet liderini öyle bir evire çevire haşlıyor ki; deve güreşlerinden bu kadar seyirlik manzara çıkmaz.

Bu hafta Kılıçdaroğlu’nu ele alırken rastladım. CHP’nin 1940’lardaki icraatlarından örnekler vererek, bir sağdan vuruyordu, bir soldan. Aslında 60–70 yıl önceki acı geçmişin ötesinde de Erdoğan’ın görmezden geldiği acı gerçekler vardır. Ama Erdoğan bir türlü oraya geçmeye cesaret edemiyor. 1920’li yıllar mesela. Tehlike sinyalleri seziyor belli ki.

Doğrusu Başbakan’ın söylediği cürümler, hatta daha fazlası, işlendi bu ülkede. Camiler de kapatıldı medreseler de. Hakkı söylediği için müftüler görevden alındığı gibi kimi âlimler darağacına da gönderildi. Bunları sanırım bilmeyen yok. Sadece inkâr eden var. Biri Kılıçdaroğlu’dur ki, onu da kaç buçuk insanın taktığı belli değildir. Hatta bu hafta o dahi ahıra ve eğlence merkezlerine çevrilen camileri inkâr etmedi; ancak ikrar da etmedi.

Neymiş? O zat-ı muhteremler ülkeyi kurtaran kahramanlarmış. Sanki herkes evde oturmuştu da İsmet ile abisi hokus pokusla ülkeyi kurtarmışlar.

Halkın var gücüyle mücadelesinin, nasıl anlaşmalarla manevi mağlubiyetlere çevrildiğini anlatan tarihçiler az değildir. Ne var ki herkesin Erdoğan kadar belgelere ulaşma imkânı yok. 70–80 yıl öncesinin arşivlerinin halka hala açılmaması; neyin ifadesidir?

 

Murid ve tabileri ile işgal güçlerine karşı mücadele vermiş şeyh, âlim ve önderlerin savaştan sonra nasıl teker teker imha edildiğine dair de belgeler vardır mutlaka. O belgeleri de bekleriz. Yalnız, CHP’nin, o zaman ki TC devletinin tek partisi olması münasebetiyle, her cürümün bizzat devlet tarafından ve devlet politikası ile işlenmiş olduğunu göz ardı etmeyelim.

Ana muhalefet partisi liderinin hatalı çıkışlarla o dem ve adamları sahiplenmesinin de salt bir CHP savunması olmadığını bilmek gerekir. Kendisi canhıraşane bizzat rejimi savunmaktadır. Sözde halk partisi liderinin bu gidişle varabileceği en yüksek makam da ana muhalefettir zaten.

Erdoğan’ın, partisinin ve hükümeti destekleyen medyanın; devlet planlamaları sonucu yapılan katliam ve tahripleri ısrarla sadece CHP’ye yüklemeleri ise manidardır. Varmak istedikleri ise şudur: İş başına bir zamanlar kötü adamlar gelmiş; bunlar izale edildiğine göre her şey hallolmuştur.

Maksat siyasettir. Erdoğan da Kılıçdaroğlun’a biraz takılıyor, o kadar. Kemal Bey, Erdoğan için bulunmaz bir fırsat özelliğinde. Gündeminde hiçbir şey olmasa bile, keyfinin yerine gelmesi için sadece ona takılsa yetiyor.

Bir de, Başbakan için iyi malzeme olacak bir kişi daha var bence: İçişleri Bakanı. Ah keşke CHP’li olsaydı da, ağız tadıyla onu da bir ele alsaydı; mesela “Taklacı güvercini bilirdik de taklacı şahini bilmezdik. Bu bakanımızın sayesinde onu da görmüş olduk. Zaten başka bir hayrını da görmedik.” Deseydi. Ardından da ona, okuması için bazı hikâyeler önerseydi. Tıklım tıklım dolu grup toplantı salonunda bir alkış tufanı kopsaydı. Ancak ne çare! Şahin, kendi partisinden; hem de kurucu üyelerden.

Gelelim kendi iktidarı dönemine: Kızının başörtülü okuma hakkını aradığı için yargılanan, vücudunun nerdeyse tamamı felçli olduğu halde cezaevinde kalan, İslami faaliyetleri sebebiyle sürekli takip altında tutulan insanlar var. Bundan yıllar sonra Erdoğan’ın halefleri bu cürümlerden dolayı kendisini savunmak zorunda kalmasın. O zamanki adamlar da, cürümleri inkâr veya ikrar yerine, onun ülkeyi kurtarışından mı bahsedecek?

Devran hep böyle dönecek değil ya. Halk Partisi zamanında kim derdi ki bir gün “Allah” diyen kalacak. Elbet bir gün  “mutlak hayır” da hakim olacak.

Selam ile...

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar