Mısır’dan Avrupa’ya; Ümidim Tazelendi-2

Geçen haftaki yazımda Mısır merkezli gelişmelere dair ümidimi yazmıştım. Sonrasında gittiğim Avrupa’nın durumlarından ve Avrupa’ya dair ümitten de bahsetmek gerek. Her ne kadar hâlihazır Avrupa’nın manevi hali, pek iç açıcı olmasa da güneşin karanlıklardan doğduğu muhakkaktır. 

Bir ara İstanbul’a gelmiş olan Cami’ül-Ezher’in reisi Şeyh Bahid Efendi, Üstad Bediüzzaman’a; “Osmanlı ve Avrupa hakkında ne düşünüyorsun, gelecekleri hakkında fikrin nedir?” diye sorar. Bu sorusuyla Üstad’ın ilmi yanında siyasi ve içtimai meseleler hakkındaki görüşünü ve geleceğe dair öngörüsünü sınamak ister. Üstad da şu veciz ifade ile cevap verir:

“Muhakkak ki Osmanlı bir Avrupa devletine gebedir ve günün birinde onu doğuracaktır. Avrupa da bir Osmanlı devletine gebedir ve o da günün birinde onu doğuracaktır.”

Bu öngörünün ilk doğumu gerçekleşti ve Osmanlı bir Avrupa Türkiye’si doğurdu. Sistemi ve kanunları ile Avrupa’ya ait olan Türkiye, maddi alandaki kalkınması ve toplumsal yaşantısı ile de Avrupaileşmeye devam ediyor. Türkiye Avrupaileşme yolunda maddi olarak kalkınıp gelişirken, manevi olarak çok ciddi irtifa kaybediyor. Ak Parti iktidarında maddi olarak kalkınan Türkiye, bu hal üzerine devam ederse, varacağı netice Avrupa olacaktır. İnsanlığı, ahlakı, inancı ölmüş; akrabalık bağlarının kesik ve toplumsal ilişkilerin kopuk, hayatın ferdi boyutta yaşandığı bir Avrupa… İyi insan değil, iyi vatandaş yetiştiren bir Avrupa…

Bu haliyle Avrupa bir umutsuz vakıa gibi görünse de Üstad’ın öngörüsünde bulunduğu ikinci doğum (İslam), işte tam da bu Avrupa’dan doğacaktır. Zira Avrupa insanı, maddeyi bulmuş ama manayı kaybetmiş. Madde de tek başına insanı mutlu etmiyor. Avrupa insanın şu anda hayatı şehvetiyle yaşadığı bir maddesi var. Ancak hayatı kalbi ile yaşayacak bir manası yok. Bu yüzden Avrupa insanı madde içinde mutsuz yaşıyor. Bu da insan fıtratına zıt. Çünkü insan fıtratı dostluk, muhabbet, sevgi gibi kalbi duygular ve hemcinsleri ile ilişki ihtiyacı olan bir sosyal yapı üzerine yaratılmıştır. Bunları kaybetmiş olan Avrupa insanı hem de psikolojisi bozulmuş bir şekilde mutsuzdur. Ancak Avrupa insanı, fıtratıyla daha fazla savaşamayacak ve dönüp bir gün kaybettiği mutluluğu arayacaktır. Mutluluğu da ancak İslam’da bulacaktır.

Mevcutları denemiş ve onlarda hayat bulamamış olan Avrupa’nın, yaşam deneyimi olmadığı bir tek alternatif olarak İslam kalmıştır. Günün birinde fıtratının arayışı olan mutluluk, huzur, hayatı bulmak için İslam’a yönelecektir. Avrupa insanı, mutsuzluk ve huzursuzluğunun farkındaki bir arayış öncesinin sancılarını yaşıyor. Tam da burada Müslümanlara çok büyük iş düşüyor; Avrupa insanının muhtaç olduğunu onlara taşımak. (Ülkelerinde yaşadıkları zulümlerin bir neticesi olarak Avrupa’ya doğru gerçekleşen hicretlerin arkasında da şahsen bu taşıyıcılık hikmetini görüyorum. Yeter ki oradaki Müslümanlar, kendilerini ve çocuklarını Avrupa’nın ifsat edici yönlerinden korusunlar.)  Bu da her şeyden önce örnek İslam modelini ortaya koymakla olur. Ferdi, ailevi, toplumsal yaşantısında İslam’ın güzel ahlakını yaşamakla olur. Bugün Avrupa’daki Müslüman kardeşler, Avrupa’nın ihtiyacı olan İslam tohumunu ekiyor. Bu ekim sancıları, yarınlarda doğumlara dönüşecek inşallah. 

Avrupa’nın mutluluk ve huzur arayışının adresinin İslam olduğunu bilen küfür merkezleri, İslam’ı, Peygamber’i (sav) karalamaya ve Müslümanları terörist gösterip Avrupa insanı ile İslam/Müslümanlar arasına set çekmeye çalışıyorlar. Korkuları; karanlık cehaletlerine İslam güneşinin doğmasıdır.

Müslüman dünyanın Avrupa’ya taşıması gereken şeyleri olduğu gibi, Avrupa’dan kendi dünyalarına taşımaları gereken çok şeyler de var. Hamburg Belediyesi’ni ziyaret ettiğimizde, orada bulunan ziyaretçi defterine içimden geçen duyguları yazma hissi geldi ve şunları yazdım: “Avrupa’yı maddesi var, manası yok; dünyası var, ahireti yok gördüm. Asya ve Ortadoğu’yu da manası var, maddesi yok; ahreti var, dünyası yok gördüm. Avrupa, doğuya maddesini (gelişmişlik ve fennini), doğu da Avrupa’ya manasını taşırsa, kazanan bir bütün olarak insanlık olacaktır. Hal böyle devam ederse, bugünkü dünya ve insanlığın huzursuzluğu ve buhranları bitmeyecektir.”

Sanayide, teknolojide, sosyal devlet anlayışında, şehirleşme ve alt yapıda, vatandaşına hizmette Türkiye’den çok ileri olan Avrupa’nın alınması gereken yönlerinden biri de sınırları kaldırdığı birliğidir. Ülkelerarası geçişler, aynı ülke içindeki bir şehirden bir başka şehre geçiş gibi. İslam coğrafyası, sınırların kalktığı böyle bir birliğe muhtaç. 

                 Avrupa’nın İslamlaşması ve İslam birliğinin oluşması dileği ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar