Omurgalı ve İlkeli Olma Lüzumu

Omurgalı canlılarla omurgasızlar arasındaki farkları sayardık sınavı geçmek için.

Biyoloji ilmi varsın her gün yeni farklar tespit ededursun. Bırakın dünü, bugünün sabahında konuştuğunun ikindiye varmadan aksini söyleme tuhaflığına siyasi maharet filan denir oldu ya. Bunlar da herhalde siyaset bilimi, felsefesi okutan bölümlerde soruluyordur.

Acıkınca yemek için helvadan mamül sanemleri de öyle okkalı derslerin “temsilde hata olmasın” nezaketiyle serdedilen misalleri olarak saklamaya gerek yok. Niye? Çünkü siyasetin muktezası, takiyyenin muhtevasından, daha ehemm addedilir oldu da o yüzden.

‘Dün böyle düşünüyordum, bugün farklı bir kanaate sahibim ne var bunda' diyebilirsiniz ya da, ‘biz değil, aynalar tağyir oluyor, iklim, atmosfer, şartlar tebdil oluyor, fikirler, hesaplar, haritalar da elbette ki değişir' diyebilirsiniz. Eyvallah da, ahd, misak, söz, ikrar gibi şahsiyet kalitesinin marka değerleri, sadece Allah ile kul mabeyninde mi muteberdir?

Cinli muhabbetlerin şamatalarından olan “baktım ayakları tersti” cümlesi, aslında insana özgü en zahir alametin kodlanmış esprisidir.

İnsanın kafatası ile ayak kemiği arasındaki en azından yön uyumu bize karşıdaki ile aynı türden varlıklar olduğumuz şeklinde mini bir güven telkin eder.

Haliyle, vücudunun belli bölümlerini anormal derecede çevirebilen insanların şovlarını izlemekte zorlanan ruh keyfiyeti, omurgasızlığa karşı fıtri bir tepkidir.   

Bugün modern dünyanın pragmatizm, oportünizm, kapitalizm, makyavelizm gibi sadece menfaat, çıkar, kazanç anlatan ne kadar dayanak noktası varsa, hepsinde sanki iskelet sistemi yok farz edilmiştir.

Şu öğüdü sıradan bir Amerikalı kişisel gelişim koçundan da duyabilirsiniz; “Bir işte faydan, çıkarın, kazancın varsa, amacına ulaşıyorsan, bulunduğun ortamın rengini almalısın, hatta bukalemunun dili gövdesinin bir buçuk katı uzunluğundadır bunu da unutma, kafanı da baykuş gibi 270 derece çevirebilmelisin.”

Cennetten kovulan şeytanın ilk numarasının Adem ile eşine kendini bir nasihatçi olarak tanıtması, sürekli kılıktan kılığa girerek yalan ve hile ile bin bir türlü aldatma potansiyeli ile donatılmış olması alev ve dumanıyla ateşteki omurgasızlıktan da haber verir.

Yalana ruhsat verilen çok hususi bir iki durumu, “yalan bir laz-ı kafirdir” diyen Bediüzzaman gibi alimlerin çoğu kabul etmekte temkinlidirler. Kendisi mesela şöyle der: “Amma maslahat için kizb(yalan) ise zaman onu neshetmiş(kaldırmış.) Maslahat ve zaruret için bâzı âlimler 'muvakkat'(geçici olarak) fetvası vermişler. Bu zamanda o fetva verilmez. Çünkü o kadar suiistimal edilmiş ki yüz zararı içinde bir menfaati olabilir. Onun için hüküm, maslahata bina edilmez. Maslahat dahi yalan söylemeye illet olmaz. Çünkü muayyen bir haddi yok, suiistimale müsait bir bataklıktır. Hükm-ü fetva ona bina edilmez. Öyle ise İmmâ's-Sıdk ve immâ's-sükût. Yani yol ikidir, üç değildir; ya doğru, ya yalan, ya sükut değildir.”(Hutbe-i Şamiye)

“Harp hiledir.” (Buharî, Müslim) hadisini siyasette de hatırlayalım hatırlamasına da bunun kapsamını, başlar öne bakarken ayakların ters olmasını da içine alacak kadar genişletirsek yalnız harp değil hayatın tamamı hileden ibaretmiş gibi yanlış bir algı oluşabilir.

“Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.” biçiminde sıdkı tefsir eden bir hasbilik, her an yeni bir davranış kalıbı aramaktan daha kolay olsa gerektir.

Ve röntgen filminizde sorun yoksa, başka filmlere gerek yoktur. Omurgası olan kimse ancak yükü ve emaneti omuzlayabilir. 

Ve hiç şüphesiz, yarınlar ilkeli olanlarındır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.