Mehmet GÜLSEVER

Mehmet GÜLSEVER

Osmanlıda Eğitim Sistemi ve Medreseler

Eğitim, toplumun yapısını ve gelecek tasavvurunu belirleyen en önemli etkendir. Gelişim ve değişim süreçlerini etkileyen temel faktördür. Bunun farkında olan devletler ve ideolojiler çoğunlukla eğitim sistemlerini kendi kalıplarıyla şekillendirmişlerdir. Bu da sistemlerin başarısında ya da başarısızlığında belirleyici olmuştur.

Osmanlı Eğitim Sisteminin temelini medreseler oluşturur. Anadolu Selçuklu Devleti’nden bu mirası devralan Osmanlı, medrese temelli eğitim sistemini çağının zirvesine çıkarmayı başarmıştır. Özellikle yükselme devrine paralel olarak İstanbul’un fethi ile Fatih medreseleri ve sonrasında Süleymaniye medreseleri vasıtasıyla Osmanlı, eğitimde altın çağını yaşamıştır. Medreseler daha ziyade gücünü halkın bağışlarından alan vakıflar aracılığıyla finanse edilirdi. Yani eğitim tamamen halkın desteği ve teveccühü ile büyüyüp gelişiyordu. Çok güçlü eğitim kurumları haline gelen medreseler toplumu ve dolayısıyla yönetimi derinden etkilemişlerdi.

Medreseler İslam aleminde olduğu kadar, dünya medeniyetinde de bir merhaleyi ifade etmekte ve medeniyet tarihinde sistematik şekil ve metotla öğretim yapan ilk kuruluş olarak kabul edilmektedir. Medrese, genel planını, doğduğu camiden almış olmasına rağmen, öğrencilerin barınmaları için yurtlar-hücre, temizlikleri için hamam, çalışmaları için kütüphane, yemekleri için mutfak vb. tesislerle tam teşekküllü bir eğitim-öğretim kurumuydu.

Medresede talebe hoca ilişkisi gönüllülük esasına bağlı idi. Hoca talebesini, talebe de hocasını seçme iradesine sahipti. Medreselerde ilkokuldan başlanarak eğitimin tüm kademeleri mevcut idi.

Medreselerde gerekiyorsa alfabeden başlanarak yazı, dört işleme kadar aritmetik, Gramer, Sentaks, İştikak, Geometri, Hesap, Münazara, Mantık, Tıp, Tabiiyat, Riyaziyat ve Astronomi dersleri okutulmaktaydı.

Eksikliklerini ve yanlışlarını söylemek başka bir şey ama 6 yüzyıl dünyaya her açıdan üstünlük sağlamış bir İmparatorluğun ve medeniyetin eğitim sistemini o günün şartlarını da göz ardı ederek küçümsemek, kötü bir eğitim sistemine rağmen Dünya’nın en gelişmiş ülkesi olunabileceği tezini söylemek kadar akıl ve ilimden uzak kötü niyetli bir görüş olur. Osmanlı medreseleri, dolayısıyla uleması kendi istikrarı içinde, yoğunluğu azalmış olsa bile 1840'a kadar bilgi üretimine devam etti.

Osmanlı Eğitim sistemi de kurumlarına paralel olarak XVII. yüzyıldan itibaren gerilemeye başladı. Özellikle Fransız İhtilalı ile birlikte bilim ve teknikte büyük atılım yapan garba karşı yeterince yenilenme sağlamayan medreselere karşın, yenilik ve değişimi isteyen kesimler de batının tekniğinden yararlanmaktan ziyade batıya benzeme ve taklid etme talebiyle Osmanlı sarayını zorluyorlardı. Medreseleri ve İslam’ı kötülüğün ve geri kalmışlığın sebebi gibi görüyorlardı. Bağımsız olarak yenilenmeyi sağlayamayan, halk ve saray üzerinde çok etkin olan medreseler ve ulema da korunma refleksiyle batıcı taleplerin karşısına batıdan gelecek tekniğe de mukavemet gösterme temayülü içine girdi. Medreseyi teknik ile birleştirme cesaretini gösteremeyen, aynı zamanda bir gerilemeyi de öngören saray, batı destekli baskı gruplarının da baskılarına karşın, İslami ilimleri ikinci plana alan eğitim kurumları açmaya başladı.

İlim(bilim) ile İslam’ı ayırmak Müslüman toplumlar için intihar olurdu ki bu intihar 1700. yılın sonlarında başlayan, Tanzimat ve Islahat Fermanı ile devam eden ve nihayet cumhuriyetle son nokta koyulan ilim ve İslam’ı birbirinden ayıran batılı tarzda eğitim çabaları olmuştur. Avrupa devletlerinin baskısı karşısında ilan edilen Tanzimat ve Islahat Fermanları ile Avrupa devletlerinin koruyuculuğunu yaptığı gayrimüslimlere hem askeri ve mülki mekteplere kabul olunma hem de kendilerine özel mektepler yapma izninin verilmesi gibi bir imtiyaza dönüşmüştür.

2. Mahmut döneminde başlayan eğitimde yenilenme hareketleri özellikle 2. Abdülhamit döneminde zirve yapmıştır.

Meşrutiyeti ilan ederek Islahat Fermanı’na son veren 2. Abdulhamit, Camii yapılan her köye bir tane de okul yapıtı. Kız okullarının sayısı arttı. Hukuk, ticaret, ziraat yüksekokulları açıldı. 1895′te T.C. sınırlarına tekabül eden bölgede 835 ortaokul ve lise varken, 1923′te bu sayı 95′e düşmüştür. Tahta geçtiği yıl 250 olan rüştiye sayısı 1909′da 900′e, 6 olan idadi sayısı 109′a çıkmıştır. 1877′de İstanbul’da sadece 200 tane modern ilkokul varken 1905′te 9 bine çıkmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul açılmıştır ki, bu, Cumhuriyet döneminde bile kırılamamış bir rekordur. Belki de eşine az rastlanır bir atılım ve yenilenme göstermesine rağmen Osmanlı eğitim sistemi cumhuriyetin kurulmasıyla çıkarılan Tevhidi Tedrisat kanunuyla bütün izleri silinecek derecede lağvedilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar