Kimse Dışarıda Kalmasın!

Atlar çektikleri arabanın ağırlığından olsa gerek terlemiş hatta tökezlemeye bile başlamışlardı.  Araba sürücüsü de bu durumdan oldukça rahatsızdı ama arkada oturan efendisinin her zamanki gibi yine acelesi vardı.

Yol üzerinde bir çok köyün içinden geçmişlerdi. Şimdi yine bir köyün içinden geçiyorlardı ve köyün semalarında ikindiye çağıran müezzinin sesi, hoş bir seda olarak yankılanıyordu.  Ezan sesi taa yüreğine işliyordu arabacının. Hele ezanı duyup da camiye seğirten insanlardaki o ihlas onu her zaman ki gibi yine mest ediyordu.

Tam caminin önüne geldiklerinde atları durdurup efendisine dönerek konuşmaya başladı, Efendim sizin de duyduğunuz gibi Ezan okunuyor, ben bi koşu ikindi namazımı kılıp geleyim hem de bu arada atlar da biraz soluklanmış olurlar. Çatlayacak hayvancıklar...

Efendi bu sözlerden çok da memnun olmamıştı aslında. Fakat atların durumu da ortadaydı. Tamam, dedi kerhen de olsa...

Arabacı atları gölgeye çekip su ve otlarını temin ettikten sonra ilk rekatın sonlarına doğru cemaata yetişmişti. Efendi ise duvarın gölgesine çekilmiş açık olan pencerenin dibinde çömelmişti.İçeriyi çok rahat duyuyordu.

Efendi içten içe kendisiyle muhasabedeydi, neden namaza katılmadığını sorgulayan zayıf bir sesi, yetişmesi gereken ticaretin sesi bastırıyordu. Ticaretin sesi aynı zamanda kaygı ve sabırsızlık da pompalamaktaydı tüccar efendinin vicdanına giden damarlara.

Nihayet imamın namazı bitiren selamları gelmişti kulaklarına. Tesbihatı beklemeyen bir kaç kişinin aceleci çıkışları içindeki ticari sesin hoşuna gitmişti. Ama onun arabacısı yoktu erkencilerin arasında. Kulakları müezzindeydi efendinin. Nihayet duaya geçilmişti.

İmam bir türlü duayı bitirmek bilmiyordu efendi açısından. Sonunda imam, El-Fatiha, demeyi hatırlamıştı. Efendi hemen bi koşu arabaya atlayıp sürücüsünü beklemeye başlamıştı. Herkes çıkmıştı, hatta İmam ve müezzin de camiden ayrılmışlardı. Ama gelin görün ki, sürücü halen gelmemişti. Bir hışımla arabadan inen efendi, soluğu pencerenin önünde almıştı.

İçeri bakınca sürücünün halen elleri semada gözyaşları içinde duaya devam ettiğini görmüştü. Durum gerçekten etkileyiciydi ama  zaman o zaman değildi efendi için. O yüzden içeriye seslendi. Hadi nerde kaldın, herkes çıktı sen de gelsene...

Bırakmıyor ki!

Kim bırakmıyor?

Seni içeri almayan beni de dışarı bırakmıyor...

Efendi anlamıştı. Bir anda içinde namaza çağıran kısık sesin yavaş yavaş yükseldiğini hissetti. Bir de kendisinin o caminin Rabbi tarafından içeri alınmadığı iddiası zoruna gitmişti. Hemen şadırvana yönelip abdestini alarak camiye girmiş sürücüyle hiç konuşmadan namaza başlamıştı. Namaz bitince, sürücünün yüzünde tebessümlerin boy verdiğini görmüştü.

Atak sırası efendideydi, hani beni içeri almıyordu. İşte geldim ve ben de senin gibi namazımı eda ettim!

Sürücü kapıya yönelmiş tam kapıdan çıkarken de efendisinin gönlüne dokunacak sözleri sarfetmişti.

‘Allah Teâlâ duaları kabul edendir. Bu mekanda benim de dualarımı kabul eden Âlemlerin Rabbine hamd olsun’

Efendi o gözyaşlarının ve uzun uzun yakarışın sebebini anlamıştı...

Sürücü sevdiği insanın iyiliğini istemiş ve bunu başarmıştı.

Belki bizim de dualarımıza ihtiyacı olan akrabalarımız, sevdiklerimiz, duaya muhtaç kardeşlerimiz vardır.

Onları da unutmamak lazım...

Önceki ve Sonraki Yazılar