PKK 'Terörist mi'; PYD 'Hümanist mi?'

Türkiye'nin “Terörle mücadelesi” ile Amerika'nın Suriye politikası, iki müttefikin ilişkilerini “PYD terörist mi, değil mi” tartışmasına kilitlemiş durumdadır. Türkiye, PKK'nin Suriye'deki uzvu olan PYD'yi “Terörist” olarak ilan ederken, müttefiki Amerika'nın tam tersine PYD/YPG'yi “Terörist” olarak görmediğini açıklaması, artık bir laf yetiştirme yarışına dönüşmüş durumdadır.

Son olarak bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Obama'ya hitaben “Senin müttefikin ben miyim, yoksa Kobani'deki YPG midir” şeklindeki sert suçlamasına karşı ABD cenahından yükselen “PKK terörist, ama YPG terörist değil” açıklamaları birbirini izlemeye başladı.

Doğrusu Amerika'nın PKK ve bileşenlerine karşı ilginç bir yaklaşımı vardır. PKK ile PYD/YPG ilişkisini tartışmak bile abes iken Amerika'nın bir vücudun iki azası arasında bu denli bir ayırıma gitmesinin mantıken bir izahatı bulunmamaktadır. Son olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner'in, “Türkiye, PKK ile YPG arasında bir bağ görüyor. PKK'nın terör örgütü olduğu konusunda biz çok açık olduk. Ancak biz PKK ile YPG arasında bir bağ görmüyoruz” açıklaması ne kadar mantıksal temelden uzak ise, o denli ABD'nin çıkar ilişkisiyle alakalı bir durumdur.

İki farklı isimlendirme olsa bile ortada tek bir çatı vardır. Mantık şunu gerektiriyor;

“PKK terörist ise YPG de teröristtir. YPG terörist değilse PKK de terörist değildir!”

O halde şu soru ortaya çıkmaktadır; Amerika, akıllara ziyan bu ayırımı ne diye yapmaktadır? PKK'yi şeytanlaştırırken, YPG'yi neden meşrulaştırmaktadır?

Elbette bunun temel nedeni, Amerika'nın Suriye politikasıdır. Suriye'de başından beri kendi kontrolünde bir kara gücü olarak oluşturmak istediği “organize silahlı vurucu güç” noktasında tüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Bu noktada elinde kalan tek alternatif, PYD/YPG oldu. Buraya kadarki durum Amerika'nın Suriye politikası açısından bir anlam ifade edebilir. Ancak Mark Torner'in PKK-YPG ayırımı için öne sürdüğü “PKK'nın terör örgütü olduğu konusunda biz çok açık olduk. Ancak biz PKK ile YPG arasında bir bağ görmüyoruz” ifadesi bırakın başka tarafları, Amerikalıları bile tatmin etmekten uzaktır ve görünür nedenler bağlamında hiç de anlamlı gelmemektedir.

O halde bu kez Amerika'nın Suriye politikasıyla doğrudan ilgili olmasa da –dolaylı olarak yine var- farklı bir PKK politikası olduğu gerçeği burada nüksetmektedir.

PKK-YPG tartışmasında Amerika'nın takındığı çelişkili tavırlardan kaynaklanan mesajların muhatabı her ne kadar şimdilik Türkiye olsa da, aslında bu mesajların önemli bir bölümü de PKK'ye yönelik gibi durmaktadır.

Şu anda Türkiye'de yaşanan çatışmalı süreçte PKK'ye yönelik ilk harekât, bildiğiniz gibi Kandil'deki hedeflerin bombalanmasıyla gerçekleştirilmişti. Amerika daha ilk günden beri Kandil'e yönelik harekâtı “Türkiye'nin kendini savunma hakkı” olarak ilan etmiş, bu durum, Türkiye'nin, Suriye'de Amerikan tezlerine yaklaşması karşısında Amerika'nın Türkiye'ye yönelik desteği olarak yorumlanmıştı. Ama o zaman da Amerika'nın PYD/YPG'ye destek mesajları ardı ardına gelmekteydi.

Bu farklı tavırla ilgili 31 Temmuz 2015'te yine bu köşede, “PKK'nin Geleceği… Etkisizleştirilecek mi; PYD'leştirilecek mi? Başlığıyla yazdığım yazıda Amerika'nın bu tavrına ilişkin belki de bugünkü duruma ışık tutacak şu görüşlere yer verilmişti:

“PKK'nin PYD'leştirilmesine dönük farklı bir süreç işletilebilir. Bunu biraz açarsak;

PKK'nin PYD ile olan ilişkisi malumdur. Adeta bir vücudun farklı azaları gibidirler. Buna rağmen hem Türkiye hem de uluslararası aktörler PKK'ye ayrı, PYD'ye ayrı muamelede bulunmaktadırlar. İşin ilginç tarafı ise, PKK'yi bir çırpıda Türkiye'ye satan ve bombardımanları Türkiye'nin kendini savunma hakkı olarak ilan eden Amerika, hala PYD ile ilişkisini sürdürmektedir. Üstelik Türkiye ile Amerika arasında varılan anlaşmalar kapsamında Amerikan yetkililerinden nakledilen “Türkiye, PYD'ye saldırmama konusunda bize güvence verdi” türünden beyanatlar, duruma farklı boyutlar katmaktadır. Yine Başbakanlık kaynakları da, Türkiye'nin PYD ile bir sorununun olmadığı yönünde beyanatlarda bulunmaktadırlar.

Tüm bunları alt alta topladığımızda, Türkiye ve Amerika'nın ortak tavrının, PKK'nin PYD'leştirilmesi noktasında kesiştiği ihtimali kendini ele veriyor. PKK'ye, saldırılardan kurtulmak istiyorsan senin yerin Kandil değil Rojava bölgesi, ismin de PKK değil, artık PYD olmalıdır gibi bir mesaj veriliyor. PKK'ye terörist denip bombardımana tabi tutuluyor, ama PKK'nin bir başka işlevsel kolu olan PYD noktasında iki ana müttefik gül dağıtıyor. Adeta PKK'nin “terörist” imajından sıyrılması, Türkiye'ye karşı olmaktan ziyade Rojava bölgesine transfer edilerek topyekün Amerikan piyadeliğine razı edilmesi gibi ilginç bir durum beliriyor.”

İlk günlerde tıpkı Amerikan kaynakları gibi Türk kaynakları da PYD'ye karşı bugünkü gibi agresif değildi. Ancak Türkiye'de şehirlere taşınarak dozajı artırılan şiddet sarmalı, Türkiye'nin PYD/YPG'ye karşı olan tavrının sertleşmesini beraberinde getirdi. Bu noktada Türkiye, PYD'ye karşı uluslararası bir tutum takınılması beklentisine girmişken, Amerika, ilişki durumunu daha da geliştirdi ve PYD/YPG'yi şimdilik vazgeçilemez bir konuma yükseltti.

Açıkçası Amerika, PKK'ye PYD'leşme baskısı yapıyor. Kandil'deki PKK'nin artık kendisi için işlevsel olmadığı, en işlevsel sahanın Suriye sahası olduğu mesajını veriyor. Kandil'de kalmayı sürdürürsen “Teröristsin”, ama Suriye sahasına yerleşip PYD'leşirsen “Terörist” damgasından kurtulmakla kalmaz, aynı zamanda yapacağın “hizmete” karşılık “destek ve meşruiyet” zemini de yakalamış olursun mesajını veriyor, bunun için baskı da uyguluyor.

Burada da PYD/YPG üzerinden Amerika ile yaşadığı “söz düellosunun” dışında Türkiye, Amerika'nın PKK'yi PYD'leştirme mesajlarını da anlamıyor değildir. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son açıklamalarından birinde “1 Mart Tezkeresine” değinirken o dönemde hata yapıldığını söylemesi ve aynı “hatanın” Suriye'de tekrarlanmaması gerektiği şeklindeki sözleri, aslında Amerika'nın PKK/PYD politikasıyla ilgili bir durumdur.

Önceki dönemlerde Türkiye'nin Suriye'ye karadan müdahaleye teşviki ve Türkiye'nin buna yanaşmadığı tartışmalarını da hatırlayın. Amerika'nın PYD/YPG'yi desteklemesi, Suriye sahasında ihtiyaç duyduğu “kara gücü” gereksinimiyle ilgilidir. Haftalar önce gündeme gelen “Teröre karşı İslam ordusu” projesi ve son olarak Suudi Arabistan ve Türkiye öncülüğünde Suriye'ye karadan müdahale edecek ortak bir ordunun gündeme gelmesi, Cumhurbaşkanı'nın “1 Mart Tezkeresi” bağlamındaki mesajlarının bir tür tefsiri gibi durmaktadır.

Açıkçası Amerika, Suriye'ye karadan müdahale olmadıkça salt hava saldırılarıyla istediği sonuca ulaşamayacağını çok iyi biliyor. Kendi askerlerini Suriye'deki ölüm tarlasına sürmek yerine “müttefiklerinden” yana olan beklentisi de henüz karşılık bulmuş değil. Şimdilik bu açığı kapatmak adına her ne kadar PKK/YPG'yi kullanıyorsa da, neticede bu örgüt ancak kısmi pansuman işlevi görebilmektedir.

Yapılan açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla Suudi ve Körfez emirlikleri şu an Amerika'nın karadan müdahale isteğine hazır durumdadırlar. Şimdiye kadar hazır olmayan ülke ise Türkiye idi. Türkiye'yi de hazır hale getirmek için anlaşıldığı kadarıyla Amerika, PKK/YPG kartını iyi derecede kullanmaya başlamış görünüyor.

Ne dersiniz? Suudi'nin 15 bin askerle girmeye hazırız açıklamasıyla birlikte Cumhurbaşkanı'nın “1 Mart Tezkeresi” çıkışını sağlam bir zemine oturtmak gerekirse en sağlam zemin bu olabilir mi?!

Şayet Türkiye'nin kabule yanaşacağı Suudi ile ortak kara harekâtı gerçekleşirse şu anda “24 ayar” mesabesinde işlem gören PKK/YPG'nin ayarı sizce kaça geriler?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.