Prens Selahattin El-Darbeci İbni Pensilvani,

Yaşadığımız darbe girişimi sürecinin önemine binaen;

Latin Amerika'da darb-ı mesel haline gelen şöyle bir söz vardır:

“Bu kıtada bütün ülkelerde darbe olur, sadece ABD'de darbe olmaz. Çünkü Washington'da bir ABD Elçiliği yoktur.”

Bu söz, “Amerika'nın son darbe girişimiyle bir ilişkisi var mı?” gibi gereksiz soru ve tartışmaların önüne geçmek için herhalde yeterdir.

***

Geride bıraktığımız kış mevsiminin en dondurucu soğuklarında “Mayıs sıcağıyla” verilen mesajlar halen kulaklarımızda. Olmayınca “Bu Temmuz çok sıcak geçecek” diyerek peşinen “ısınma” hareketleri yapanları, darbenin başarısız geçtiğine hayıflananların “Temmuz sıcağına” tuttukları tempoyu hepiniz iyi bilirsiniz.

Şimdi dikkatinizi biraz daha geçmişe çekeyim; darbecileri ve darbeseverleri biraz daha yakından görmek, hangi şartlarda, nerede, nasıl ve kim tarafından “Darbe nikâhının” kıyıldığını tekrar hatırlamak için.

Tarihler 26 Ekim 2013'ü gösterdiğinde internete şok bir ses kaydı düşüyordu. Konu, şu sıralar yaşadığımız “Darbe nikâhının” hazırlık çalışmalarıydı.

Ses kaydında;

Telefonun bir ucunda yer alan ve merkezdeki birine rapor şeklinde sunulan bilgileri aktaran kişi, medyadaki iddialara göre Paralel'in israil temsilcisi Süleyman Hamit Müftigil'di.

Müftigil'in verdiği bilgiler kısaca şöyle:

“28 Ekim 2013'te BDP'nin New York bürosu açılıyor. Selahattin Demirtaş ve bütün Kürt diasporası buraya geliyor. İmralı'dakinin karşısında olan dünyadaki herkes oraya geliyor. ABD orada resmi olarak en büyük kongre merkezini tahsis etti ve kendi korumasına aldı. Bunun anlamı, Amerika oradan çıkacak her kararı tanıyacak anlamı çıkıyor. Buna, benim sevdiğim Güneydeki ülke de destek veriyor. ABD, Güney'deki ülke ve Kürt kardeşlerimiz birlikte hareket edip güç birliği edecekler. Bu da aynı zamanda İmralı'dakinin bertaraf edildiği anlamına geliyor. Yani artık İmralı'dakinin hükmü bitti. Bundan sonra tekrar silahlı, çatışmalı bir dönem geliyor.

(Karşıdaki ses) Yani dağdakiler artık ipini koparıyorlar…

Evet. (…)

(Karşıdaki ses): O zaman Türkiye'de hareket bayağı artacaktır.

Abi zaten Türkiye'de halkı uyutmuşlar, halk aptal, zavallı.”

***

Burada ses kaydını önemli kılan şey, ABD'nin BDPKK'yi önemsemesi değil, FETÖ'nun da bu ilişkinin merkezinde olması ve FETÖ üyesi Müftigil'in bu durumu “müjde” tadında “kumanda merkezine” bildirmesiydi.

Hani hatırlarsınız Öcalan'ın “Darbe mekâniği” kehanetlerini. Çünkü bu dönemde sıklıkla adaya giden Selahattin Demirtaş, FETÖ'nün yeni prensi olmaya başlıyordu ve Öcalan bu durumdan haberdar olmaktaydı.

Nitekim Müftigil'in başka ses kayıtları da sızdı. O konuşmalarda Barzani ile beraber Tayyip Erdoğan'ın da ipinin çekildiğini ballandıra ballandıra anlatıyordu.

***

Bunları niye mi anlatıyorum?

FETÖ ile HDPKK arasındaki kirli ilişkiler o denli ilerledi ki, bu durum, HDPKK üst kadrolarını ilk saatlerde “Darbe sevincine” boğarken, akamet trendi başlayınca da hüzün, öfke ve hatta provakatif söylemlere sevk ettiği içindir tabii ki.

Bir örgüte/topluluğa mensubiyetleri tescilli olsa bile sorumsuz kişilerin fevri/saldırgan/provakatif söylemleri/eylemleri bazen dikkate alınmayabilir. Ama sorumluluk makamındakilerin ergenleri bile geride bırakan “üçüncü sınıf militan” ağzıyla saçmalamaya başlamaları tolere edilebilecek bir durum değildir.

Tahmin edeceğiniz üzere “sorumluluk makamındaki kişi/ler” ile Selahattin Demirtaş'ı kastediyorum.

Darbe girişimi karşısında halkın sokaklara dökülüp tepki geliştirmeleri, darbe girişimcilerini ilgilendirirken, Selahattin Demirtaş, yandaşları ve medyasının halkın darbe karşıtı tavrına karşı sergilediği tutum, bir yönüyle karakter sorununa işaret ederken, diğer yönüyle de “Darbe nikâhından” bu günlere sarkan kirli ilişkilerin yansımaları olması, dikkatle üzerinde durulması gereken bir nokta haline gelmektedir.

***

Selahattin Demirtaş'ın Avrupa'da yayın yapan PKK'nin darbe tetikçiliği yapan gazetesine yaptığı darbeci/FETÖ'cü açıklamaların bazı bölümlerine göz atalım:

“Evet, IŞİD'çi bir kafa, bir güruh, Hüda-Parlısıyla, AKP'lisiyle bütün dinci, gerici gruplar, meydanlarda güç gösterisi yapıyor ve demokrasiden ne anladıklarını da gösteriyorlar. Hiç kimseyi bu ülkede yurttaş olarak bile görmek istemiyorlar. Özellikle darbe girişimi sırasında suçu günahı olmayan zavallı erlere bile neler yaptıklarını görüyorsunuz.

Dolayısıyla bu gerici grup, bırakın demokrasi için umut vaat etmeyi, büyük bir tehdittir. Bunlara karşı da bir mücadele göze alınmak zorundadır. Çünkü her alanda bunlar daha da pervasızlaşacaktır… Kürtlere, Alevilere, solculara, ilerici güçlere karşı linç kampanyaları hatta katliam girişimleri olabilir…

Darbe girişimi, aslında biz de dâhil bütün siyasetçilerin ortak duruşu sayesinde engellendi. Tabii bunu AKP'yi desteklemek için filan yapmadık. Ama AKP, bunu böyle değerlendirmek, fırsata çevirmek isteyecektir…

Bu tarihe not düşülmelidir. Bu kadar kapsamlı bir savaş yürütülüyor fakat Kürt hareketinin tek bir gerillası, o gece tek bir kurşun sıkmadı. Gerilla, darbeciden yana tavır almadı. Kürtler de darbeciden yana tavır almadı. Bu girişimi fırsata çevirip Kürt gerillası, birçok şehre girebilirdi. Fakat bu, darbeci anlayışın ekmeğine yağ sürmek olurdu…

Bir yandan da halkı örgütlemek lazım tabii… Tabii ki darbecilere karşı bir tutum içerisinde toplum ama AKP'nin sokağa saldığı güruh, adeta gerici gösteriler yaptığı için, cihatçı/IŞİD'çi bir görüntüye sahip olduğu için toplumun geneli darbe karşıtı tutumunu meydanlarda göstermiyor. Sadece AKP'nin örgütlediği kesimler, güruh halinde alanlara çıkıyor.

Tabii ki birkaç güne sular durulacaktır. Alanları bu gerici kesimlere bırakmamak lazım… “Ne Saray darbesi, ne ordu darbesi” deyip alanlara çıkmak lazım… “Demokrasi dışında hiçbir seçenek yoktur” diyerek bütün bu darbeci anlayışlara karşı meydanlarda olmak lazım. Çünkü sokak meşrudur…

AKP bazı mahallelere bu kitleleri, güruhları yönlendirebilir, saldırtabilir. Herkesin dikkatli olması lazım... Kürt mahallesi, Alevi mahallesi, solcular hedef haline getirilebilir. Buna karşı herkesin meşru savunma hakkı vardır. Böyle bir durum gerçekleşirse, saldırıya uğrayanın kim olduğuna bakılmaksızın her yerde harekete geçirilecek bir meşru direniş gücünün de örgütlü olması lazım.”

***

FETÖ Prensi S.Demirtaş'ın uzun röportajından derlediğimiz bu sözleri şöyle özetlemek mümkün;

Birincisi; Darbe başarıya ulaşmadığı için üzgün.

İkincisi; Halkın sokaklara çıkmasına oldukça öfkelenmiş, Hüda Par'ın belli bölgelerde protestolarda önemli rol alması karşısında ise resmen kudurmuş.

Üçüncüsü; Başarısız darbenin artçı şokları olarak dillendirilen provakasyon zemini oluşturup kaotik ortam peydahlama gayreti.

Aslında başarılı olması öngörülen darbe sürecinde Demirtaş ve örgütüne tevdi edilen “kutsal görev”, beklenmedik gelişmelerden dolayı icra edilemedi. Demirtaş'ın kaos zeminine odaklanması büyük ihtimalle başarısızlık sonrası darbeci unsurlardan giden talimatlar karşısında Demirtaş ve örgütünün nabız yoklama çabalarına işaret etmektedir.

Takip edenler bilir;

Darbe haberlerinin medyaya yansımaya başlamasıyla beraber Demirtaş'ın örgütünü temsil eden malum şahısların sosyal medyada ne denli “Darbeci general” pozlarına bürünüp “zafer çığlıkları” attıklarını…

Demirtaş ve kalitesindeki kişilerin, hatta partilerinin ne denli bir “bekle – gör” barikatına yattıklarını…

Mahalle, çarşı, sokak vs. alanlarında örgüt mensuplarının “Tayyip'in işi bitti” şeklinde sevince boğulduklarını…

Kendi kontrollerindeki köylerde/alanlarda yoğun silah atışlarıyla “darbe kutlamaları” yaptıklarını…

Dahasını ekleyeyim;

Henüz darbe söylentileri piyasaya düşmeden bazı köylere inen “Demirtaş gerillasının” köylülere “Bu gece Tayyip'in işi bitiyor” şeklinde konuşmalarını…

Ancak “Darbe püskürtüldü” açıklamalarından sonra FETÖ'nün medyadaki tetikçileriyle eş zamanlı olarak “darbe kınaması” yapmaya çalıştıklarını…

Evet, takip edenler iyi bilirler Demirtaş'ın “darbe” ikiyüzlülüğünü ve darbede kendilerine tevdi edilen mayın eşekliği görevini…

Gel gör ki İnsanlarda haysiyet sıkıntısı baş gösterince arlanmadan, utanmadan, sıkılmadan medya mecralarında milyonların gözünün içine baka baka yalan konuşmaktan çekinmezler.

Oysaki;

2013'te New York'ta Rahip Coni tarafından kıyılan “Darbe nikâhı” bile darbecilikteki işbirliğini tek başına kanıtlamaya yetmektedir.

Bununla beraber;

Hemen her gece mutlaka birden fazla noktada silah, bomba, EYP patlatan PKK, acaba darbe gecesinde hem de şartlar kendisi için en elverişli hale geldiği bir anda neden “dinlenmeye” çekildi ve darbe girişiminin başarısızlığı kesinleşene kadar tek mermi bile patlatmadı?

Bununla ilgili Demirtaş'ın iddia ettiği gibi gerçekten de PKK insanileştiği için mi? Darbecilere fırsat vermediği için mi? Tövbe tövbe!

Demirtaş'ın yaşanan bir hakikati gizlemek için attığı taklalara inanmayın. Tıpkı Demirtaş gibi PKK darbe girişiminden haberdardı ve gerçekleşmesini beklemekteydi. Plana göre darbe gerçekleşecek, FETÖ üstten işi bitirecek, HDPKK ise alttan, yani halkı sokaklara dökerek “Baltacılık” işlevini görecekti. Dış dünya ise, “PKK baltacılığına” atfen darbeyi meşru görmeye başlayacak, “halk destekli” manşetleri döşenecekti. Tıpkı Mısır'da yaşanan durum gibi!

Ama plan akamete uğrayınca Demirtaş “darbe karşıtı” pozisyona bürünüverdi. Söylem değişti, karakter değişti, kimyası, fiziği değişti.

Salt kınama ile “kahramanlık” payesi talebinde bulunuyorken, darbe karşıtı halka küfredercesine saldırması, tümünü IŞİD'çi, kafa kesici ilan etmesi, katliam hazırlığı yapmakla suçlaması, provakasyon diline sarılması…

Evet, tüm bunlar salt fevri davranışlar olmadığı gibi, salt ergen tavrıyla da açıklanamaz. Demirtaş, burada aslında kendisine tevdi edilen bir stratejiye dikkat çekmektedir. Hesaba katılmayan başarısızlık olasılığı, darbeci FETÖ'yü intikamcı histeriye sevk edebileceği söylenmektedir. Bu da toplumsal kaos senaryosu şeklinde ifade edilmektedir.

Şeytani güçlere “mayın merkepliğinin” bulaşıcı bir hale geldiği şu konjonktürde bu ağır kaotik hamleye teşne olabilecek tek bir “Eş Başkan” vardır, tek bir “ÖRGÜT” vardır. FETÖ prensi Selahattin Demirtaş, yaptığı açıklamalarla bu strateji için işaret fişeği çakmıştır.

***

Diyeceksiniz ki;

Prens Selahattin bunu başarır mı?

Denediler zaten. Darbe planında Öcalan ex edilecek, bunun üzerinden “Baltacılık” tetiklenecekti. Darbe akim kalınca tuhaf bir merak kaldı içlerinde, “Acaba Öcalan halledildi mi” diye.

Yine de “Öcalan öldürülmüş olabilir, resmi bir açıklama yapılmazsa halkımız sokaklara dökülür” açıklamaları ve yapılan sokak çağrıları, zaten darbe girişiminin başarısızlık emareleriyle beraber sıralanmaya başlandı.

Halkın cevabı mı?

Onu da Prens'e sorun.

Hani “Yüzbinleri”, “ardında cıvıl cıvıl hayatların olduğu” çukurlar için de sokaklara dökecekti ya! Halk yürütülecekti ya!

Bunu da hatırlatın FETÖ Prensi'ne!

“Mayıs sıcağı” noktasında sen ve örgütünün sergilediği “çukur beceriksizliği”, FETÖ'yü kalbinden yaraladı, “Temmuz sıcağına” mahkûm etti.

FETÖ'nün sergilediği “Temmuz beceriksizliği” de aynı şekilde seni ve örgütünü can evinden vurdu. Devletin devasa istihbarat ve lojistik destek havuzunda artık FETÖ ile beraber kan banyosu yapma imkânınız zora girecek.

Sizin beceriksizliğiniz FETÖ'yü; FETÖ'nün beceriksizliği de sizi zora soktu.

Beraber yüzdüğünüz havuzdaki kan pıhtılaşmaya başladı. “Halkımız… Sokak… Gerici… Direniş” ile başlayan cümleler kurarken havuz sefası için kan gerektiğini, kan arayışına çıktığını herkes anlıyor. En çok da “halkımız” dediğin kitleler. “Çukur'da” seni anladıkları gibi… Seni “çukura” gömdükleri gibi!

Dikkat et, çukurdan zıplamışsan değerini bil. Bu kez sokaklara gömülmekten çekin!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.