Saraylardan birini tercih meselesi

Ümmetin gönlündeki saraya sultan olmak için yapılması gereken en önemli şey israil'e kavlen ve fiilen düşman olmaktır. israil ümmetin “adüvv/düşman” olarak üzerinde ittifak ettiği bir konudur. israil'in bir “ur” olduğunu Ümmetin sırtına saplanmış hançer olduğunu binlerce siyasi, yazar, âlim ve mütefekkir dile getirmiştir. Buna mukabil israil ile en ufak bir yakınlık, işbirliği, dostluk belirtisi ümmetin gözünden kaçmamış ve bunu yapan asla affedilmemiştir. Bu nedenle hiç hoş olmasa da siyasilerimiz rakiplerini yıpratmak için onların gizli ve açık israil dostu olduğunu ima eder ve ya açıkça dillendirirler.

Hamas âlimler birliğinden bir kardeşim şunu söylemişti “2006 Temmuz harbinde Hizbullah'ın israil'e karşı zaferi nedeniyle kendi aramızda şunu konuşmuştuk. Eğer ümmete bir lider seçmek gerekirse bu kim olmalı? Nasrallah'ın olması gerektiğinde ittifak etmiştik” Yine benzer mahiyette Sn. Cumhurbaşkanımızın “one minute” dediğinde ümmetin her bir coğrafyasında meydana gelen sevgi selini coşkuyu hepimiz hatırlarız. israil'in haritadan silinmesi gerektiğini söyleyenlerin mezhebine milliyetine bakılmaksızın ümmetçe takdir topladığını bilmeyen yoktur. (Bunlar şimdi artık tarih oldu. Her iki liderin en az sevenleri kadar düşmanları da oluştu.)

Ancak yine ümmetin çok iyi bildiği bir konu da şudur ki, bir siyasetçinin ülkesinde iktidar olması, devlet sarayına oturması, israil'le iyi geçinmesine, ona zarar vermemesine bağlıdır. Bu işlerin yani israil'in güvenliğinin garantörü, başta ABD olmak üzere bütün Avrupa hatta Rusya ve Çin'dir.

israil'in garantörlerinin tercihi şu yöndedir. Halkı Müslüman ülkelerin yöneticileri sözleri ile halklarının gönlündeki saraya sahip olsunlar, ancak israil'e askeri, ekonomik ve siyasi yönden asla zarar vermesinler. Hatta israil'e hizmet bunlar eliyle olsa çok daha mükemmel olur. Müslümanlar da ülkelerinin saraylarına sahip olanların mutlaka “gönül saraylarına” da sahip olmasını tercih ederler. Mümkün olduğunca da liderlerinin israil karşıtlığını eylemli olarak görmeyi sabırla beklerler.

Siyasiler, bu oyunu uzun süre sürdüremezler. Söyleminden dolayı Müslümanlar “bu bizdendir” derken eylemlerinden dolayı israil cenahı “sözlerine bakmayın bu bizim için daha elverişlidir” derler. Ancak bir müddet sonra gerçek ortaya çıkar. Çünkü gerçeklerin uzun süre gizlenmesi asla mümkün değildir. Bu Siyasetçi iki saraydan birini tercih etmek zorunda bırakılır. Ya ümmetin gölündeki Sarayı ya da devlet başkanlığı sarayını seçecektir. Birini tercih ettiğinde diğer sarayı yıkılacaktır. İsim vermek istemiyoruz ama halkın gönlündeki sarayı tercih edenlerin de devlet sarayını tercih edenlerin de örneklerini biliyoruz. Halkın gönlündeki sarayı tercih edenler ya bir darbeye ya da bir suikaste maruz kalırlar.

israil cenahı uzun süre ümmet içerisinde kendilerine destek verecek, onların “adüvv” olmadıklarını Müslüman halka benimsetecek işbirlikçiler aradı, finanse etti, devlet erki ile destekledi. Ancak işbirlikçilerin asla ümmetin gönlüne nüfuz edemediklerini gördü ve sanırım bundan vaz geçti. Kanaatimce yeni yöntem şu olsa gerek. israil'in en şedit düşmanları arasında, israil düşmanlığını gölgede bırakacak şiddette düşmanlıklar tesis etmek. Bu konuda epey bir merhale kat' edildiğini izliyoruz. Şu sıralar hakikaten özellikle israil düşmanlığı ile meşhur olan Müslümanların birbirlerinden döktüğü kanlar israil'in yüz yıl boyunca döktüğü ve dökeceği kandan çok çok fazladır. israil böylesine birbirlerinin kanlarını döktükleri ve kendilerine yönelmedikleri sürece doğrudan işbirlikçi ihtiyacı duymayabilir.

Ancak bu vahim tablo ne kadar sürdürülebilir? Ondan emin değilim. Temennim bir an önce birbirlerinin kanını dökenlerin söylemlerine yansıyan vahdet ve tevhid anlayışının pratiklerine hâkim olmasıdır. Herkes sözde ırkçılığa ve mezhepçiliğe karşı olduğunu söylüyor, sonra da karşısındakini mezhepçilik ve ırkçılık yapmakla itham edip kanını dökmekte beis görmüyor.

Şu an en acil beklentimizi fiili çatışmanın durması icabında devam edecekse kavli olarak sürdürülmesi bilahare çatışan Müslümanların asıl düşmana karşı yeniden ittifak etmesidir. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar