Savaşın iyisi, barışın kötüsü olmaz; ama!

Bu söz çok doğru ve yerinde bir sözdür. Savaşan tarafların gözü kulağı her zaman yapılacak bir barıştadır.  Barış esas iken savaş arızidir.

Sur, Silopi, Cizre Nusaybin, Dargeçit vb. ilçe ve mahallelerde devam eden çatışmaların adını doğru koymak gerekir ki mesele doğru anlaşılsın. Bu nedenle Savaş, İç savaş, İsyan ve terör kavramlarının tanımını yani sözlükteki karşılığını verelim bakalım olup bitenler hangi tanıma daha uygun düşmektedir.

Savaş: Devletlerin diplomatik ilişkilerini keserek giriştikleri silahlı mücadele, muharebe, harp, cenk.

İsyan: Herhangi bir amaçla kurulu düzene veya devlet güçlerine karşı gelme, başkaldırma, ayaklanma.

Bir düzene veya emre boyun eğmeme, uymama, itaat etmeme

İç savaş: Sivil savaş, bir ülkenin insanlarının çeşitli politik veya dini kutuplar altında organize olarak birbirleriyle yaptıkları silahlı çatışmalara verilen genel isimdir.

Terör/Terörizm: Siyasi bir amaca ulaşmak için yıldırma hareketlerini düzenli bir biçimde kullanma, yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhişçilik.

Olayların oluş biçimi, amaçları, yaygınlığı ve tarafları dikkate alındığında buna “savaş” demek mümkün değildir. Tarafların biri devlet, diğeri ise devlet değil örgüttür.

“İç savaş” olabilmesi için farklı politik ve dini gurupların birbirleri ile çatışması gerekirdi ki böyle olmadığı da çok açıktır.

 Zaman zaman yapılan “serhıldan” çağrıları karşılık bulsaydı ve geniş katılımlı halk ayaklanmaları olsaydı o zaman bir “isyandan” söz edilebilirdi.

Belirtilen üç tanıma uymayan örgütün faaliyetleri literal tanıma uygun olarak “terör” faaliyetleridir. Savaş yoksa barış da beklenmemeli. Barış beklenmeyecekse ne bekleyeceğiz. Mesela örgütün taraftarı olan HDP sözcüsü Ayhan BİLGEN, beklentisini şu veciz(!) ifade ile dile getirmiştir. “Devlete diz çöktürülmeden silah bırakılmaz.” Devletten beklenen de örgütü çökertmek ve silahlı unsurlarını etkisiz hale getirmektir. Yani ya devlet örgüt karşısında diz çökecek ya da örgütü etkisiz hale getirecektir. Bu açıklamalar dikkate alındığında özellikle devlete hitaben “barış istiyoruz” diyenler şunu demiş olmuyorlar mı? Ey devlet DİZ ÇÖK!.

Burada söylediklerimizin TC ile falan ilgisi yoktur. Dünyanın her yerinde her devlet teröristler karşısında aynı tavrı gösterir. Hatırlayın, Devlet rutin dışına çıkarak Kandilden gelenleri cezalandırmak yerine göstermelik bir ifade alma ile serbest bırakınca örgüt bunu nasıl zafer naraları ile kutlamıştı. Ya da çözüm sürecinde çatışmadan kaçtıkça örgütün nasıl boşlukları kendi güçleri ile doldurduğunu biliyoruz. Devlet dünyada eşi görülmemiş bir uygulama ile teröristlere hoşgörülü davranmış ancak nasıl bir bedel ödediğini 6/8 Ekim olaylarında görmüştür.

Demem o ki, Türkiye'de marjinal örgüt yanlılarının barış çağrıları karşılık bulmayacaktır. Zira aklını peynir ekmekle yememiş herkes bu çağrının devleti teröre boyun eğme çağrısı olarak algılıyor. Tam tersine devletin çözüm sürecinde olduğu gibi bir zaafa düşmesinden endişelidirler. Birilerinin zannettiği gibi bunlar barış düşmanı falan değiller. Sivil ölümlerine de seyirci değiller. Herkesin hükümetten beklediği sivillere zarar vermeden bütün teröristleri etkisiz hale getirmesidir. Çatışmaların uzamasını da bu sivillerin zarar görmemesi mazereti ile makul karşılıyorlar. Konunun özerklik ilanları, Kürt meselesi ile alakası kalmamıştır. Devlet ya diz çökecek ya çöktürecek. O kadar.

Çatışmaların 30-40 yıl sürmüş olması devletin teröre bağışıklık kazanmasını sağlar. Terörle yaşamaya alışılır. 100 yıl sürse de “Terörü bitiremedim öyleyse teslim olayım” beklentisi abestir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.