Size ne oluyor İslamcılar(!)

Her şey “yumurtadan çıkmış, kabuğunu beğenmemiş” sözde aydınların Batı özentisi ile başladı. Aşağılık kompleksine kapılan Batı hayranları, sandılar ki İslamiyet'ten kurtulduklarında çağ atlayacaklar. Onun için de Batı'nın çarşısında gördükleri her malı çürük-sağlam, iyi-kötü demeden memlekete taşıdılar. Yazarlar kendi kültürüne yabancı kaldı, sanatçılar halkı hor gördü. İşte bu anlayış kötü bir devirde işbaşına geçti. Anayasadan yönetmeliklere kadar her husus, adam edilmesi gereken asi-cahiller olarak gördükleri halka karşı devleti koruma kalkanı olarak tasarlandı. Koruma kalkanlarını bile koruma altına aldılar. Adeta surlar içinde surlar inşa ettiler, dokunulamaz putlar haline getirdiler.

Meclis Başkanı bu surlardan biri olan laikliğin kara uygulamalarını dile getirip değiştirilebileceğini dile getirdi. Dananın kuyruğu da o anda koptu.  Şahsen, Başkanın şahsını ve şahsiyetini bilmiyorum; şahsını da desteklemiyorum. Zaten kendisi de kendi şahsını desteklemedi. Açıklamasının ilk anından itibaren kendisinden “sözlerim çarpıtıldı, yanlış anlaşıldım” açıklaması bekledim, fazla da beklemek durumunda kalmadım.

Bana göre son tartışma laik düzen için bir “bademcik iltihabı” vazifesi görmüştür. Putlarını tehlikede gören bilumum laikler ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Vedd'en, Suvâ'dan, Yeğus'tan, Yeuk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin!' heyecanıyla reaksiyona geçtiler. Halkın kendilerini temsil için seçtiği milletvekillerinin meclisindeki en üst makamdaki adam fikirlerini ifade etti diye linçe başladılar. İfade özgürlüğü teneşir tahtasında…

Onların vaveylası bir yana bana asıl dokunan Müslüman aydın ve siyasetçilerin tek sıra laikliğe bağlılıklarını yenilemesidir. Laikliğin mağdurları, laikliğin yılmaz savunucusu olup çıktılar. Acaba bu Müslümanlar, İslam'ın karşılayamayıp laikliğin karşıladığı bir olumlu durumun var olabileceğine nasıl kanaat getiriyorlar? Ve bu kanaati inançlarının neresine yerleştiriyorlar?

Başkaları yanlış bile olsa sözlerine sahip çıkarken, hatta iğrenç günahlarına bile onur yürüyüşleri düzenlerken; bunlar doğrularına bile sahip çıkamıyor. Kalkmışlar, laikliği kurtarmak hevesi ile laiklik tarifi yarışına düşmüşler. Size ne oluyor? Bırakın herkes kendi mukaddesatına kendisi sahip çıksın. Hem laikliğin ne olduğunu onlardan daha iyi mi bileceksiniz? Gayri Müslimlerim İslam tarifi gibi veya fasıkların başörtüsü yorumlamaları gibi komik duruma düştüğünüzün farkına varın. Samimiyetinize inanmazlar, sizi sevecek değiller. Boşuna çırpınmayın.

Hem kim nasıl tarif ederse etsin. “Arife tarif gerekmez” kaidesince biz laikliğin ne olduğunu üzerimizdeki cürümlerinden yakinen biliyoruz. Hapsedilmiş, sürgün edilmiş, asılmış âlimlerimizden biliyoruz laikliğinizi. Kızlarımızın eğitimden –ve dolayısıyla hayattan- soyutlanışından biliyoruz o günlerdir ballandıra ballandıra anlattığınız vazgeçilmezinizi. Yok, “laiklik tüm inançların teminatıymış” O halde neden en revaçta olduğu bir dönemde Kur'an öğrenimine sınırlama ve yasak getirdiler?

Bu arada Türkiye'de hiçbir zaman din ve devlet işleri birbirinden ayrılmadı. Zaten buna da kimse inanmıyor. Din bizzat devletin emrine alındı. Diyanetiyle, kadrolarıyla, hutbeleriyle, Din Kültürü dersleriyle din hem bir araç gibi kullanılıyor hem de dizayn ediliyor.

Yazının başında “başkanı desteklemiyorum” demiştim. Çünkü biz hakikati destekliyoruz. Dün olduğu gibi bugün de hakikati konuşacağız. Bugün olduğu gibi yarın da hakikatin yanında olacağız. Her yapının bir mayası olacaktır. Ya İslami ya gayri İslami… Şahsen tüm hücrelerimle İslami olanı tercih ediyorum. Ama kendisinin de tüm hücreleriyle İslami olanı… Öyle “kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr eden” türünden değil. Ekmel dine imanın gereği budur.

Son olarak: son çıkışı, meclis başkanı değil de Erdoğan yapsaydı eminim saflar çok farklı yerleşirdi. Sözün sahibi tecrit edilip sözlerini tevil etmek zorunda bırakılmazdı. En azından bunun bir ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilebileceği yazıları yazılırdı. Örneğin “dindar nesil” yetiştirmek meziyetken neden “dindar anayasa” önerisi, kabahatler üstü bir kabahat oluyor, bakmak lazım.  Yani İsmail Bey “şahsi” bile olsa “kahraman”ca bir çıkış yapmıştır ancak düdük onun elinde değildir. Ve maalesef İslamcı diye bildiğimiz medyadaki birçok kalem düdüğe göre yazıp çiziyor. Para veriliyor, düdük çalınıyor, onlar da başlıyorlar “şak şak” yazılarına…

Önceki ve Sonraki Yazılar