Sonrakilerin Feryadı

Şevval miydi yoksa bayram ayı mıydı? Yoksa ikinci bayramın mıydı Şevval? Bizim için bizi bırakıp giderken, yarenlerine ‘Düşmana değil buraya!’ diye yön gösterirken, bizim için bize veda mı ettin Ey Cân? Bizim için bizi mi terk ettin? ‘Fena fi’l-ihvan’ diyordu ya Üstad. Zirvesinde miydin kardeşliğin?

Bayramı ağız tadıyla yaşamadı müminler. Kurbanı dört gözle bekleyemedi. Bu kadar mı arzu ediyordun kurban olmayı ey yoluna kurbanların adandığı!

Hani uzaktayken özlenirdi ya sevilenler, sen yakındayken de özlendin. Belki bir adım ötemizdeydin fakat kabuğuna gizlenmiş bir inci tanesi gibi ışıltını arada bir gösterip çektin. Muhacir gözden dökülen yaş gibiydi. Öyle buyuruyordun ya Ey Cân! Sen gözlerden akan pınar, taşıp gözpınarlarını inleten çağlayandın. Büyük başın derdi büyük olur, derler. Davan büyük, derdin büyüktü. Fakat içindeki ihvan aşkı ve kardeşlerinde yok olma isteği, derdinden de büyüktü.

Yasını tutabilene ne mutlu! Seni uğurlayabilene ne mutlu! Ardından ağlayabilenlere ne mutlu!

Ümmete bayram mıydı şevval ayı o sene? Ümmet bayramı bildi mi senden sonra? Hakk’a yürürken kimler tuttu sancağından? Sahipsiz miydin Ey yoluna laleler adanan? Hüseyin’din de Zeynepler mi sahip çıktı? Hakk’a revan bir derviştin, üzerinde yırtık giysiler ve alnında şehadet mührünle. Bir aziz muhacir miydin evliyalar şehrinde? Yahut garip bir şehid, al kanlı kefeninle…

Dedim ya Ey yoluna feda olduğum! Seni uğurlayanlara ne mutlu! Onlar ki seninle yaşadılar, seninle direndiler, seninle koştular, seninle yoruldular, seninle hicret ettiler, seninle şehid oldular. Geri kalanlar ise taze taze acını yaşayıp, yolunu sürdüreceklerine söz verdiler.

Peki ya benim gibileri ne teselli etmeli? Seni gittikten sonra fark edenleri… Sensiz bir dünyada gözünü açanları… Senden sonra yokluğuna yas tutanları… Ne avutur sensizliğe uyananları? Bunun acısını bilir mi senliler? Seninle bir devir yaşayıp da sana olan vefa borcunu sıcağı sıcağına ödeyenler bilir mi sensizlerin vicdan azabını? Nehirler gibi gözyaşları dökseler de, sensizliğe gözünü açanlar ödeyebilirler mi hakkını? Senin adını bile gidişinden yıllar sonra duyanlar nasıl yanmaz senli yıllara? Yine bir gün gel rüyalarıma ve istersen yine konuşma! Anlamam gerekeni suskunluğundan da anlarım. Yeter ki zaman zaman kanayan bu vicdan yarama bir parça merhem olsun.

10 şevvaldi günlerden. Sen altı gün oruçla Ramazanı uğurluyordun, ümmet de seni. Bir kısım imanını uğurluyordu, küfre merhaba diyerek. Bir kısım da devasa yüreğini imana açıyordu. Yakınmamı mazur gör Ey Cân! Biliyorum, aramızdan ayrılmasan seni bulamayacaktım. Bazen büyüklerin uzaklaşması gerekir görebilmek için. Dünya’nın içindeydim fakat dünyayı göremiyordum. Sen de öyleydin. Uzaklaştıkça görünür oldun. Sonra yavaş yavaş aziz davanın içine girdikçe şahs-ı manevi öne çıkıyor, sen görünmez oluyordun. Fakat biliyordum ki o görünmezlikle birlikte ruhum mücadeleni tanıyor, davanla haşır neşir oluyordu.

Bir Zeynep, Huseyn’i uğurlamasına mani olacağından korktuğu çocuğu için dua etmişti ve: “Ya Rabbi! Çocuğumun bana engel olmasına izin verme! Eğer bana engel olacaksa onu benden al!” demişti de yanındakiler onu susturmaya çalışmıştı. Kadın ısrarla aynı duayı etmiş ve “Ben Rabbim’den hayırlısını istiyorum” demişti. Az sonra çocuğu eceline koşar gibi yola doğru koşmuştu da iki yaşındaki çocuğun hızına kimse yetişememişti. Yavrusunu kucaklayan annenin gözünden bir damla bile yaş düşmemiş ve “Yavrum! Hakkımızda hayırlısı buymuş” demişti sadece. Seni uğurlamayı istemek bile bir faziletti Ey Cân! Sana yetişemeyenler nasıl üzülmesin!


Bilmeni isterim ki bu üzüntü, hızımızı kesmedikçe gayet lezizdir. Rabbimin sizin kanınızla dirilttiği ölü bir kalbin minnet duygusudur bu serzeniş. Yolunda yürümenin –Allah’ın izniyle- yeminidir bu hüzün. Ve sizin için geç kalsak da sizden sonrakilerin değerini bileceğimizin garantisidir bu haykırış. Rabbim utandırmasın sonradan gelenleri.

Önceki ve Sonraki Yazılar