Uydurulmuş Din ve Taife-i Mel'uneyi Habise

Uydurulmuş dine karşı indirilmiş dini sahiplenmek kulağa çok hoş gelmektedir. Eskiler uydurulmuş demezlerdi de muharref din derlerdi. Dinin tahrif edilme tehlikesi her zaman olmuştur. Bizler, dinimizin asli kaynağı Rabbimiz tarafından korunduğu için bu tehdide aldırış etmiyoruz. Kitabımızın aslı tahrif edilememiştir, ancak yorumunu tahrif etmeye çalışanlar hep olagelmiştir. Asli kaynağımıza nispetle tali nitelikteki kaynaklarımız üzerinde bir hayli tahrifat olmuştur. Ancak en az tahrife çalışanlar kadar tamire çalışanlar da olmuştur.

Muhakkik biri kaynaklarımızı incelediğinde nerenin nasıl ve ne amaçla kimler tarafından tahrif edildiğine ulaşabilir. Ancak bu iş öyle kolay değildir. Zamanımızda bu işin zorluğundan yararlanmak isteyenler iyice araştırıyor tahrifatı ve tahribatı tespit edip bize gösteriyorlar. Biz tahrifatı görünce onları takdir ve tebrik ediyoruz. Evet, burası uydurulmuş diyoruz. O zaman doğrusu nedir? İndirilmişi nasıldır? Diye sorduğumuzda bir de bakıyoruz ki kendileri de yepyeni bir şeyler “uydurmuşlar”. Hatta üç beş uydurulmuşun arasına indirilmişten de koyup bize burası da uydurulmuş diye yutturuyorlar.

Hâsılı araştırma inceleme zahmetinde bulunmadığımız sürece birileri hep “din uyduracak”, bazı uyanıklar da uydurulmuş dine karşı kendi uydurma dinlerini bize “sahih din” diye yutturacaklar. Uydurulmuş dinlerin peşine düşüp dinimizin aslını kaybetme tehlikesi yaşayacağız. Mesela adam öyle bir anlatıyor ki, Kur'an nazil olduğundan bu tarafa hiçbir Müslüman âlim veya cahil(!) o ayeti kerimeyi O'nun anladığı gibi anlayamamış, bir tek bu Prof. doğru anlamış. O da olmasaymış dinimizi anlamadan helak olup gidermişiz!

Uydurulmuş dine karşı olalım bu güne kadar hep olageldik zaten, ama indirilmiş diye bize yutturulmuş yeni uydurmalardan da uzak duralım. Ya da şimdikiler din uyduruyor diye onlardan önce uydurulanları sahiplenmek mecburiyetinde değiliz.

Bir de “Kur'an yeter” diyen bir taife-i mel'uneyi habise ortaya çıkmış sahih, gayrı sahih bütün hadisleri red ve inkâr ediyorlar. Bu taife-i mel'uneyi habise muhakkik ve müdekkik olmayan Müslümanları şu soruyla tuzağına düşürüyorlar. Kur'an-ı Kerim yeterli mi? yetersiz mi? Yeterli derseniz o zaman hadise ne gerek var diyorlar. Yetersiz derseniz “…Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim…”(Maide 3) ayeti kerimesini inkâr ile itham ediyorlar.

Bu taife-i mel'uneyi habise aslında Kur'an yeterli demiyor FAZLA diyor. Bizleri Kur'an-ı Kerime ilaveler yapmakla yani “hadis eklemekle” suçlarken kendileri Kur'an-ı Kerim'in bir kısmını inkâr ediyorlar. Onlar açıkça Peygamberimize uymamızı emreden ayetleri fazla görüyorlar. O'nu (sav) örnek almamız gerektiğine dair ayetleri inkâr ediyorlar. Yani bizler “Kur'an-ı Kerim tamamlanmış bir kitaptır ve yeterlidir” derken onlar hayır “fazladır” demiş oluyorlar. Neyi fazla görüyorlar? Efendimize uymaya dair olan ayetleri fazla görüp red ve inkâr ediyorlar.

Mesela Allah'a ve Resûlü'ne İtâat Hakkındaki Âyetleri şöyle yorumluyorlar: “Resule itaat da Allah'a itaattır. Resul zaten Allah (cc) emir ve yasaklarını bildiriyor. Kendisine vahyedileni bize iletiyor. Dolayısıyla Resule İtaat Allah'a itâattır.” Biz de öyleyse neden “ve Resulüne” ilave edilsin ki, diyoruz. Onların bu iddiaları ne gramer kuralları ile ne de mantık kuralları ile bağdaşır bir şey değildir. Mesela biri size “çekici ve çekici” getir derse bu saçmalık olmaz mı? Çekici ve çiviyi getir derse bu ancak anlamlı hale gelir. “Çekiç ve çivi”  aynı şeyler değil, farklı şeylerdir.

Bu çaba içinde olanların amacı, Kur'an-ı Kerimi tahrif etmek, kendi yanlarından bir din uydurmaktan ibarettir. Bizler Kur'an-ı Kerimi Efendimizin “yorumuyla” anlıyoruz. O'nu (sav) devre dışı bırakabilirlerse bu kez o taife-i mel'uneyi habisenin yorumuyla anlamak zorunda kalacağız maazallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar