M. Zülküf YEL

M. Zülküf YEL

Vicdan mezarlığından ses yok

Mısır'da, siyasal İslam'ın toplumsal dokudan tamamen silinmesi ve firavunların iktidarlarının tahkimi adına asrın cinnetine imza atılmak üzere...

Şimdiye kadar yapılan irade gaspı, işkence ve katliamları yeterli görmeyen zalimler, şimdi de toplu idamlara kapı aralayacak bir merhalenin arafesinde...

Tüm insanlığın gözü önünde, asrımızda “Uhdud Vakasının” yeni bir versiyonu yürürlüğe konulmak üzere...

Çaresizce beklemek ve ellerimizi iki yana açmak büyü bir vebal olur. Her Müslüman'ın mutlaka bu ortak itiraz seline sunacak bir damla yağmuru vardır.

İslam Ümmeti'nin bu aziz evlatlarının, kara yüzlü cellatların elinden alınması için ayağa kalkalım ve İslam kardeşliğinin gereğini yapalım.

Eğer İslam Ümmeti, bu nabız yoklamasına karşı ortak ve kararlı bir itiraz sesi yükseltmez ise, Mısırlı Müslümanların kıyımı için yeni bir yöntem devreye konulacak. Asılsız isnatlarla, kara yüzlü cellatlardan oluşan tiyatro mesabesindeki mahkemelerden çıkarılacak toplu idam kararlarıyla, hak ve özgürlük talep edenler tasfiye edilecekler.

Bu zulüm değirmeninin daha zalimce çalışmaması ve mazlumları öğütmemesi için, zulüm çarkının dişlileri arasında daha fazla mazlumun ezilmemesi için, kararlı adımlar atılmalı. Bu kapı açılırsa, kıyım yolu açılır.

Mısır cunta rejimi masum insanları birer birer idam sehpasına göndermek istiyor. Özelikle İslami muhalefetin önde gelen yöneticileri bertaraf edilmek isteniyor. Tiyatro mesabesindeki mahkemeler, Mısır'daki Müslümanları başsız bırakmak ve İslami kesimi siyasi bir aktör olmaktan çıkarma adına hukuk cinayetlerine imza atıyor. Çok saçma ve mesnetsiz iddialarla insanlar cezalandırılıyor. Cunta yönetimi, siyasi eşkiyalık ve haramilikle yetinmemekte, eşkıya düzeninin insafsız cellatları, iradeleri çalınan insanları bir de suçlu ilan etmektedir.

Müslüman kardeşlerimiz her geçen gün sehpaya bir adım daha yaklaşırken, İslam Ümmeti bu tablo karşısında “üç maymunu” oynuyor. Yaşanan vahşet ve hukuksuzluklar, adeta sıradanlaştı. Süreç kanıksandı. Oysa ilk darbe olduğu zaman insanlar sokaklara dökülmüş ve meydanları doldurmuştu. Köşe yazıları, makaleler, konferans ve toplantıların ana konusu Mısır'da yapılan darbe idi. Yeterli düzeyde olmasa bile, meydanlarda her gün protestolar vardı. Ama ne yazık ki yapılanları, bir noktadan sonra kanıksamaya başladık.  Çabuk yorulduk. Mücadele ve süreç devam ettiği halde, biz meydanları terk ettik. Bırakınız meydanları, artık bu hayati sorun, köşe yazılarında bile dile getirilmiyor. Oysa vahşet değirmeni tüm gaddarlığıyla dönmeye ve Müslümanları öğütmeye devam ediyor. İslam Ümmeti'ne hizmet etmiş değerli alimler ve üstatlar birer birer sehpaya doğru yola çıkarılırken tüylerimiz diken diken olmuyor artık.

Bir kez daha hatırlatalım ki, Mısır'daki mücadele sadece Mısırlıları ilgilendirmiyor. Burada siyonistler adına yapılan askeri darbe ile İslam Ümmeti'nin onuru tank paletleri ve asker postalları ile ezilmiştir. Amerika ve siyonistler, Mısır'da kukla Sisi ve avanesinin eliyle, İslam ve Müslümanlar ile savaşıyor. Oysa biz cepheyi çabuk terk ettik. Meydanı siyonistlere ve bu ümmetin hainlerine bıraktık. İş işten geçmeden yine mücadele meydanlarına dönmeliyiz. Mısırlı kardeşlerimizin sesi olmalıyız. Her platform ve zeminde bu sorunu dile getirmeliyiz. Bu vahşeti kamuoyu gündemine taşımalıyız. Bizim sessizliğimiz, zalimleri daha fazla cüretkâr kılacaktır. Bu zülüm furyası her geçen gün daha fazla ivme kazanacaktır. Zulme ve vahşete sessiz kalanlar, bu vebalden pay sahibidirler. Kardeşlerimizi nefessiz bırakan şey, zalimin zulmünün yanı sıra, bizim sessizliğimizdir.

En son, Mısır'da idamla yargılanan darbe karşıtı 22 kişinin dosyası, ‘görüş alınması' amacıyla devlet müftülüğüne gönderildi. Uydurma bir takım suçlamalarla suçlanan bu mazlumlar, sehpaya gönderilmek isteniyor. Ve buna benzer yüzlerce dava...

Zalim Sisi yönetimindeki eşkiyalar topluluğunun icraatlarına bakıldığı zaman, misyonunun Mısır ile sınırlı olmadığı, siyonistlerin jandarmalığını yaptığı görülecektir.

Mısır cuntasının savaşı, tüm İslam Ümmeti'ne karşıdır. Kendi varlık ve bekasını, emperyalistlerin senaryosunu yazdığı tiyatro oyununda aktör olmakta gören Sisi ve ekibi; ihaneti, siyasetin temel misyonu ve devlet politikası haline dönüştürmüştür.

Buradaki mücadeleyi ümmetçe sahiplenmek gerekir. Çünkü Mısır'daki tablo ve bu tablo içerisinde rollerini oynayan hainler, müstakil bir kare değil, büyük fotoğrafın sadece bir parçasıdır. Bu itibarla, cuntanın zaferi, küresel şer güçleri ve siyonistlerin zaferi demek olacaktır. İhvan ve müttefiklerinin zaferi ise, emperyalist ve siyonistlere karşı kazanılmış olan Muhammedî bir zafer olacaktır.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar