Zor süreçte kimler kurtulur?

Veysel Karanî Hazretlerinin türbesinin bulunduğu kabul edilen Siirt’in Baykan ilçesinde, yıllar önce şöyle bir hikâye dinlemiştim. Türbenin bulunduğu Ziyaret beldesinde, çok ahlaksız bir adamı, çevresindekiler, sürekli uyarırken şöyle diyorlarmış: “Bak bu içkiye, kumara, fıska, fücura son vermezsen, şurada yatan zat seni çarpar.” O da, bu türden sözlere gülüp geçerken, bir gün rüyasında Veysel Karanî Hazretlerini görmüş, bu günahkâr kişiye şöyle demiş: “Seni çarpmasına çarpacağım da, girecek temiz bir damar bulamıyorum.”

Elbette, türbelerdeki zatların tasarrufu ile ilgili bayat tartışmalardan bahsetmeyeceğim. Malum, karşılık beklentisi sadece insanın değil, canlı cansız tüm varlıkların özünde olan bir sırdır. Bu sır, sadece hayatın değil, maddenin de temel esprisidir.

Ve insan vicdanı da, kendinden sadır olan her söz ve amelin gerek bu dünyada gerekse ahirette mutlaka bir karşılığının olacağının şuuruna varma kuvvesi/yetisi diye tarif edilebilir. Her canlının kendisine doğrudan ve dolaylı müdahalede bulunan diğer varlıklara, bunun karşılığını kendisinin vermek istemesi, buna gücü yetmiyorsa bunu tapındığı iradeden beklemesi de dinin tarifi içerisindedir.

“Eden bulur” kaidesi her ne kadar iki kelime ise de, “bu dünyada bulmazsa ahirette bulur”, “ne etmişse o cinsten bir karşılık bulur”, “kendisi unutsa bile âlemin sahibi unutmaz, O buldurur” gibi nice manayı da doğal olarak anlatır. Yukardaki hikâyenin özetlediği hakikati de bu kısa deyimin içine katarsak şöyle açabiliriz: “Zulmedende iman ve ibadet kırıntıları varsa, ahirete kalan cezasının bir kısmını ders alması için bu dünyada bulur.”

On beş yıl önce yaşadığımız zorlu süreçte, binlerce kardeşimiz, zalimler tarafından hapsedildi, hala yaraları sarılamamış, nice hasarlar ve mağduriyetler yaşatıldı. Ergenekon ya da paralel, adı her neyse, laik rejimin abdestli veya namazsız bekçileri tarafından, hala devam eden en insafsız zulüm çemberine hapsedildi.

On yıl önce, şu anda gündemde olan grubun fertlerinden şunu duymuştum. “Allah sizi yaptıklarınız yüzünden cezalandırdı. Bizim başımızda ise basiretli bir âlim var, o yüzden biz güvendeyiz.”

17 ve 25 Aralık’ta Erdoğan’ın şahsı ile karşı taraf arasında sınırlı görülen çekişme, bugün farklı boyutlarıyla genişledi ve o bahsedilen basiret, kader-i ilahî’nin getirdiklerine karşı güvenliği sağlayamadı. Çünkü mesela Veysel Karanî Hazretleri’nin gireceği çokça temiz damar vardı.

Öte yandan, Allah-ü Teâlâ’nın Melik isminin bir nevi arşı olan yeryüzündeki hilafet makamlarına oturanların yani ülkeyi yönetenlerin, etki alanlarındaki zulme seyirci kalmalarına da liderlerin basireti yetmeyebilir.

Kur’an dersi verdi, İslami bir cemaate mensup oldu ve faaliyetlerinde bulundu türünden iddialarla zindana atılan Müslümanlara ve dolayısıyla ailelerine çektirilen eziyet, bir gün iman ve ibadetin temiz bıraktığı damarlardan geri dönebilir.

‘Devletin maslahatı’ denilen gerekçe, devletin ömrünü uzatabilir ama hamalının ömrünü asla.  Melik’i kurtarmak için mülk feda edilemeyeceği gibi, memlükü kurtarmak için de memleket feda edilemez.

Çözüm sürecinde memuru kurtarmak için emri feda ederseniz size amir gözüyle bakanları bile şaşırtmış olursunuz. “Yeter ki devlet sağ olsun” hamasetini, “Yeter ki vatan sağ olsun” diye söyleyenlerle, bugün devleti (ak)lamaya çalışanların durduğu yerin aynı olduğu ayan beyan ortadadır.

Her şeyin asker ve polisin güvenliğine dayandırıldığı bir sürecin, neyi çözeceği, o yüzden hala anlaşılamamıştır. Kaçırılan işçi, gazeteci vs. hakkında “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” edasıyla vatandaşla apaçık alay eden yetkililerin temiz damarı var mıdır o da ayrı bir konu.

İsmi nasıl konursa konsun en zor süreç, insanın ebediyen kazanıp kaybedeceğinin belli olacağı, öldükten sonraki süreçtir. Şimdi soralım bu süreçte kimler kurtulur?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.