Allah`ın Boyası İle Boyanma Zamanı

Katılaşan yüreğimizi yumuşatmak, Allah’a yaklaştırmak, tamir olunması gereken hastalıklı yönlerimizi tamir etmek için Rabbimizin açtığı bir fırsat sayfasıdır Ramazan.

İşgaller altındaki yaralı yüreklere, beyinlere, işkence altındaki bedenlere bir özgürlük yolunun göstergesidir Ramazan.

Acı, keder ve dertlere boğulmuş ümmete bir teselli, uzatılan bir Rahmet elidir Ramazan.

Yeniden toparlanabilmek, Allah’ın istediği gibi OLABİLMEK, O’nun istediği yerde DURABİLMEK, O’nun OL dediği şeyin uğruna ÖLEBİLMEK için uzatılan bir can simididir Ramazan.

Yeniden Allah’ın boyasıyla boyanabilmek, O’nun gücü ile güçlenebilmek için manevi enerji depolama zamanıdır Ramazan.

Gelin bu ayda Kur’an’ın aynasında zilletimize ilacı, kederimize sevinci, dertlerimize dermanı bulalım. Harami yönlerimizi onarıp sahabeleştirelim.

Rabbimiz biz kullarını yarattığında fıtratımızı kendi boyası ile boyadı. Şu ahir zamanda modern boyaların saldırısı altında rengini tozdan, dumandan kaybetmiş olan Rabbani boyayı yeniden onarıp ortaya çıkartalım diye Rabbimiz Ramazan ayını gönderdi. Böylece Kur’an aynasından kendimize bakıp zevklerimizi, isteklerimizi, beğeni ve nefretlerimizi İlahi rızanın istediği gibi ayarlayalım da O’nun gücü ile yeniden güçlenelim.

Acaba bizler mü’min kardeşlerimizi değerlendirirken, nefsimizin ve modern sistemin etkisi ile ahlâkındaki özelliklerine (sertlik, yumuşaklık, açık sözlülük vs.) malına mülküne, kültürüne göre mi değer veriyoruz? Muamelemizi ona göre mi yapıyoruz? Yoksa imanı bir ön bilgi olarak kullanıp Rabbimiz istediği için mi değer veriyoruz?

Yoksa insanları formlar (özellikleri) üzerinden değerlendirip, açılar belirleyen modern sistemin boyası mı sarmış yüreklerimizi?

O’ndan gelen güzellikleri, tavsiye ve önerileri hep reddetmek için önyargılarımızı ve pusulu bakışımızı bir ön bilgi olarak mı kullanıyoruz? Peki Rabbimiz mahşer günü kalbimizi yarıp bakmayacak mı? Yoksa kin mi? Kardeşimizin üzerine basarak yükselme isteğimiz mi, ayıplarımızı kapatma amaçlı bir küçümseme mi, kibir mi? Acaba o kardeşimizle uğraşı niyetimiz ortaya çıktığında kendimizi nasıl hissedeceğiz? “Ben seni çok hased ediyordum. Kancayı sana takmıştım. O yüzden yanlışlarını cımbızla yakaladım. Sözümün geçtiği yerlerde seni küçük düşürdüm” diyebilecek miyiz?

Yoksa dünyada insanlarını kandırdığımız gibi “Ben art niyet taşımıyordum. Beni yanlış anlıyorsunuz. Bu işin böyle olması gerekmiyor muydu?” deyip savunmaya mı geçeceğiz? Hayır o gün kandırma olmayacak. Niyetler ortaya serilecek. Tüm amellerin içindeki gerçek niyetler....

Hem Rabbimiz “Birbirinizle çekişmeyin, yoksa gücünüz elden gider, korkuya kapılırsınız” derken bu ayeti kendimize muhatap almıyor muyuz?

Her yönden istila altında oluşumuzun, zilletimizin tek nedeninin birbirimizle uğraşmak olduğunu ne zaman kabul edeceğiz?

İşte Ramazan ayında harami yönümüzü düzeltmeliyiz. Tıpkı Ebu Zerr gibi mü’min kardeşlerimize karşı yaptığımız vicdansızlığın azabını çekme zamanıdır. Tamir olma zamanıdır.

Ebu Zerr el Gıffari ile Bilal-i Habeşi arasında birgün bir tartışma çıkar ve gittikçe kızışır. Ebu Zerr kendisinden hiç beklenmeyen bir söz söyleyip “Ey kara kadının oğlu” der Bilal’e. Ebu Zerr’in böyle cahiliye kokan bir sözü söyleyeceği Bilal’in aklına  gelmezdi. Bilal durumu Allah Resulü (sav)’ne anlatır. Efendimiz (sav) Ebu Zerr’i yanına çağırtır. Ebu Zerr, pişmanlık içinde iki büklüm olmuş bir halde gelir. Kendini savunmaz, haklı çıkma iddiasında bulunmaz. Ebu Zerr, Bilal’in kapısına gider ve başını kapısının eşiğine koyup “Vallahi bu başı Bilal o tozlu ayaklarıyla ezip geçmedikçe bu baş yerden kalkmayacaktır” der. Vaziyeti gören Bilal “O baş ezilmeye değil, öpülmeye lâyıktır” deyip Ebu Zerr’in başını öper ve yerden kaldırır.

İşte kardeşlik! İşte Rabbani boya gereği hareket etme ve Allah’ın istediği rolü oynama! Acaba bizler Bilal’in yerinde olup hakarete uğrasaydık neler neler sayardık? Ya Ebu Zerr’in yerinde olsaydık, kalbimizin köşesinden bir ses haksız olduğumuzu fısıldasa da, insanların önünde haklı çıkmak adına dilimizi çok yorar mıydık? Fakat Bilal, öfkesini yuttu. Ebu Zerr de haddini bilip pişman oldu. İşte böyle. Onlar bu imanla sahabe oldular. İmanı bir ön bilgi olarak kullanınca Allah da onları güçlendirdi.

Onlar da Allah’dan aldıkları güçle Ortaçağ karanlığına batmış olan yeryüzünün düzenini değiştirdiler. Biz ne zaman birbirimizle uğraşmayı bırakırsak o zaman zillet perdeleri üzerimizden kalkacak ve Allah’ın gücü ile güçlenmiş olacağız.

Bu değişim eski çağın kapanıp yeni bir çağın açılışına vesile olacak inşaallah. Bizler yeter ki Allah’ın OL dediği gibi olmaya çalışalım, Ramazan fırsatını iyi değerlendirelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar