Bir başka açıdan

Evet bir “milyonluk” Kutlu Sevda daha gerçekleştirildi Diyarbakır'ın Nevroz Meydanı'nda. Geçen yılki Kutlu Doğum etkinliği sonrasındaydı ilk yazımı yazmıştım gazetemize. O yazıda da şunu belirtmiştim: “Artık bu coğrafyada Muhammedi Sevda'ya “kitlesel katılım” endişesinin son bulduğu bir dönem yaşanmakta.” Zira geçen yıl olduğu gibi bu yıl da özellikle PKK/HDP çevreleri yoğun bir “bomba patlayacak” kampanyası başlatmış ve bu alana gelen herkes bu kara yalanı duyduğu halde “milyonluk” meydanı hınca hınç doldurmuştu.

Bu yıl şehir adeta savaştan çıkmıştı. Konjönktürel olarak da “bomba patlayacak” propagandasının daha etkili olması bekleniyordu. Ayrıca iki ateş arasında mağdur edilmiş halkımızın Kutlu Doğum ve nevroz etkinliğinden çok daha önde gelen öncelikleri vardı. Bir kıyas için söylemiyorum ama bu nedenle Nevroz'a katılım, gerek “cezalandırma” adına gerekse halkın önceliklerinin değişmesi nedeniyle çok cılız kaldı. Ancak evi yakıldığında ve kapısına yerleştirilen bombalardan kaçmak zorunda kaldığında bile o telaşta, evinden almak için aklına ilk gelen değeri Kur'an olan, ağzından ilk çıkan sözcüğü de Salavat olan bir milletin evlatlarıydı Kutlu Doğum meydanını “milyonluk” kılan.

Belki reel bir analize tabi tutulduğunda Kürtlerin gerek ümmet içerisindeki tarihsel “mahrumiyetinden”  gerekse son asırda iç ifsada en çok tabi tutulan kavim olması nedeniyle, İslam ile arasına en çok mesafe koyması beklenirken, bilakis her zamanda ve şartta yangından, talandan ifsattan kurtardığı ilk “değer” Kuran'dır. Kutlu doğum öncesi birkaç birikmişini altına yatırıp “eğer etkinlikte şehit olursam altınlarımı şehit çocuklarına verin ve eğer yüz bomba da patlatsalar ben yine Muahmmed'e gideceğim”  diyen kadının duyguları can alıcı bir örnek niteliğindedir.

İşte bu duygu ve adanmışlıkla koştu meydana kadınlarımız. Ve meydanın büyük çoğunlunu kadınlar oluşturuyordu. Kadını ifsada rağmen; kadını “cennetimiz”, “hürmetimiz”, ve “namusumuz” olmaktan çıkarmaya çalışan “şeytan”a rağmen…

Ancak bizler de kadına gereken önemi vermeliyiz. Toplumun değişmez ikinci denk parçası olan ve o olmadan hep yarım kalacağımız kadın, Mevlid etkinliğinin merkezinde nerdeyse hiç yoktu. Ne platformda ne de protokolde…

Oysa oraya çıkıp “duygu”ya çok daha iyi dokunabilen bir bacımızın yapacağı coşkulu bir konuşma hem çok daha etkileyici olur, hem de kadınlara dair oluşmuş/oluşturulmuş önyargılar yıkılırdı. Ve hatta kadınlarda, bu “coşkuya” dair daha fazla bir aidiyet oluşurdu.

Bence protokolde de kadınlar meydandaki oranları nisbetince temsil edilmeliydi. Özellikle sembol isimler damgasını vurmalıydı bu güne.

Bir başka uyarıyı da Türkiye'nin batısına yapmak lazım. Bildiğim kadarıyla batıdan birçok kanaat önderi davet edilmiş ancak katılmamışlardır.  Organizasyonu, coşkuyu ve iyi niyeti yerinde gören Faruk Beşer Hoca'mız katıldığı bir televizyon programında “meğer birbirimize uzaktan kardeşlik edebiyatı yapıyormuşuz. Meğer birbirimizi tanımıyormuşuz” deyip gerçekleştirilen bu geniş katılımlı büyük organizasyonun hem bu gün için hem de yarınlarımız için önemini üzerine basa basa anlatıyordu. Ancak bu denli büyük bir Muhammed'i buluşmaya katılan bir ikinci yazan, çizen, düşünen, fikir üreten Türk kardeşimize rastlamadık. Şimdi “batımıza” soruyoruz; daha ne kadar “doğunuza” sağır kesileceksiniz? “Konjonktürel Yararlar” dışında Müslüman Kürd'lerin sizin için bir anlamı ve önemi ne zaman olacak? Sadece PKK karşıtlığı üzerinden bir değer biçmeye ne zaman son vereceksiniz? Bu cenahtan bir tv kanalı Diyarbakır Kutlu Doğum Mevlidi'nden verdiği haberde dört saatlik etkinlikten sesli olarak sadece “Türkiye'den selamlar sana” marş mısrasını birkaç defa vermesi niyeti de meramımızı da anlatmaya yeter sanırım.

Kürtler “gönül alma” pozisyonunda değil bilakis “gönlü alınma” pozisyonda olduğu halde kardeşlik havzasına bu kadar “emek” taşıyorken; özellikle topluma mal olmuş ve kardeşlik iddiası olan Türk şahsiyetler bu ortak sevdayı görmeli ve bu vahdet kervanının bir gönüllü neferi olma yolunda gayret göstermeli.

Bu “sevda”dan bir başka dersi de başta HDP/PKK olmak üzere tüm sol sosyalist Kürt örgütleri çıkarmalı. Artık İslam ve Müslüman'la uğraşmaktan ve Kürdistan'ı dejenere projesinin piyonu olmaktan vazgeçmeliler. Batının Truva Atı olmanın zamanı geçmiştir. Bu Nûr'u, üfürükleriyle halkımızın kalbinden sökemeyeceklerini anlamalılar. Artık, onların da halkımızın ve bu toprağımızın özüne rücû etmeleri ve bununla çelişecek projelerin mezesi olmaktan vazgeçmelerinin zamanı gelmiş de geçmiş bile. Aksi halde, halkımız içindeki “zehirli otlar”ını ayıklamayı iyi bilmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar