Bir Kahraman Mücahide Nuseybe Binti Ka'b (r.anha)

Bir Kahraman Mücahide Nuseybe Binti Ka'b (r.anha)

Künyesi Ümmü Ummare olan Hz. Nuseybe takriben 35 yaşlarında iken Medine'ye İslam'ın ilk girdiği dönemlerde iman etti.

"Uhud savaşında sağa ve sola her dönüşümde Onun önümde düştüğünü görüyordum" Hz. Muhammed (s.a.v.)

Künyesi Ümmü Ummare olan Hz. Nuseybe takriben 35 yaşlarında iken Medine'ye İslam'ın ilk girdiği dönemlerde iman etti. İman edip İslam'ı tanıdıkça inancına olan bağlılığını her geçen gün artırıyordu. İman ettiği ilk günden itibaren dini ve inancı için hep birtakım faaliyet ve uğraşlar içinde olmak istedi. Resulullah (sav) ile görüşmek maksadıyla Hac mevsimi Mekke'ye giden Medineli mü'minlerin kervanına katıldı. Aralarında Hz. Nuseybe'nin de bulunduğu Medineli 72 kişilik Müslüman grubu Akabe'de gece vakti gizlice Efendimiz Aleyhisselam ile görüştüler. Burada yapılan görüşme sonunda Medineli Müslümanlar Efendimiz (sav )'i Medine'ye davet ederek, Medine'de kanlarıyla canlarıyla koruyacaklarını taahhüt ederek Efendimiz (sav)'e biat ettiler. Bu biatte kahraman ve fedakâr bir mümine olan Hz. Nuseybe de katıldı. İslam tarihine II. Akabe biati olarak geçen bu biat'e Hz. Nuseybe'nin kocası Zeyd b. Asım (ra) da katılmıştı.

Nuseybe binti Ka'b, kocası Zeyd b. Asım; oğulları Abdullah ve Habib ile birlikte örnek bir İslami aile oluşturmuşlardı. Bütün aile fertleri tam bir yakin ile iman etmiş her şeyleriyle kendilerini İslam'a, davaya adamışlardı. Allah ve Resulullah (sav)'ın sevgisi kalplerinde tam yer etmişti.

Nuseybe (r. anha) kocası ve iki oğluyla Uhud savaşına katıldılar. O dönem yaşı kırkı geçmişti. Yaralıları tedavi etmek, mücahitlere su taşımak v.b. hizmetler için katılmıştı. Savaş başladığında kocası ve oğulları kahramanlar gibi savaş meydanına atıldılar. Hz. Nuseybe de artçı hizmetler görmeye başladı. Ancak Uhud savaşında beklenmedik bir gelişme olmuştu. Resulullah (sav) tarafından görevlendirilen okçuların kendilerine verilen talimata uymamaları savaşın seyrini değiştirdi. Mutlak galibiyet itaatsizlik sonucu bir anda yenilgiye dönüştü. Durum trajikti. Oluşan panik sonucu birçok sahabi ne yapacağını bilemez halde sağa-sola dağılmaya başladı. Bu kargaşada Efendimiz Aleyhissetâra'ı koruyacak kimse kalmamıştı. Resulullah (sav)'ın etrafında ancak 10-15 kişi kalmıştı. Kaçmayıp canları pahasına Hz. Resulullah (sav)'ı koruyan az sayıdaki kahramanlardan biri de Hz. Nuseybe ve kocası Hz. Zeyd de vardı. İkisi Efendimiz Aleyhisselam'ın önüne geçmiş diğer 9-10 sahabeyle müşrik darbelerine karşı canlı kalkan vazifesini görüyorlardı. Oğulları da kaçmamış kahramanca direniyorlardı.

Hz. Nuseybe savaşma niyetiyle gelmediği için savaş teçhizatı yoktu. Müslüman ordusu dağılınca Resulullah (sav)ı korumak için bir kılıç buldu, fakat kalkanı yoktu. O sırada kalkanıyla kaçan bir Müslüman'ı gördü. Hemen ona seslenerek;

-Kalkanı savaşacak olana ver, diye seslendi.

Adam kalkanını hemen elinden fırlattı. Eline kalkanı da alan Hz. Nuseybe (r.anha) kahraman bir mücahide olarak Efendimiz (sav)'in önünde bilfiil savaşmaya başladı. Bu sırada üzerine gelen bir müşrik atlıdan önce kendisini korumayı başaran Hz. Nuseybe, müşriğin atına bir darbe vurarak onu atıyla birlikte yere düşürdü. Bunun üzerine Resulullah (sav) hemen Abdullah (ra)'a seslenerek:

-Ümmü Ummare (Nuseybe)'nin oğlu annene koş!

Abdullah (ra) da hemen geldi. Nuseybe (r. anha) oğluyla birlikte bu müşriği öldürdüler.

Fedakâr, cefakâr ve kahraman bir mümine olan Hz. Nuseybe (r.anha)'nın hayatındaki övünç tabloları bununla sınırlı değildir.

Aynı Uhud savaşında Hz. Nuseybe'nin oğlu Abdullah yaralandı. Mücahidlerin yaralarını sarmak için gelen Hz. Nuseybe bu defa kendi elleriyle oğlunun yaralarını sarıyordu.

Bu kahraman aileden alınacak elbette birçok ders vardır. Onlar evlerinde oturup, cihada gidenlerin kahramanlıkları üzerine edebiyat yapmayı tercih etmediler. Onlar "Zaten gidenler var biz oturalım" demediler. Onlar "Kendi çocuklarımıza en güzel yaşam koşullarını hazırlayalım, tehlikelerden koruyalım," diyerek çocuklarını cihada gitmekten men etmediler. Onlar: Bütün fertleriyle davalarının

şiarını yükseltmek için cihadı, şehadeti tercih ettiler.

Hz. Nuseybe'nin şu iftihar tablosu hayatına bakalım. Kendi oğlunu yaralı görüp yaralarını kendi elleriyle saran bir anne sizce ne yapar? Vaveylalar koparır veya oğlunu hemen güvenceli bir yere götürür değil mi? Hayır, örnek şahsiyetler hiçbir zaman önce kendilerini düşünmemişlerdir. Hz. Nuseybe de dünyevi olarak, böyle bir şeyi düşünmedi. Oğlunun yarasını sardıktan sonra Onu örnek şahsiyet yapan şu tavrı sergiledi:

-Oğlum! Kalk düşmanlarla savaş!

Hz. Resulullah (sav) bu manzara karşısında hayranlığını gizlemeyerek şöyle buyuruyordu:

-Ümmü Ummare! Senin becerdiğini kim becerebilir ki?

Savaş tüm şiddetiyle sürüyordu. Birazdan Hz. Nuseybe'nin oğlu Abdullah'ı yaralayan müşrik göründü. Resulullah (sav) Hz. Nuseybe'ye:

-Ümmü Ummare! İşte bu oğluna vuran adamdır, dedi. Hz Nuseybe hemen gidip kılıç darbesiyle adamı yere yıktı. Bu manzara karşısında Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

-Seni muzaffer kılan, düşmanının yenilgisiyle seni sevindiren ve öcünün alındığını sana gözlerinle gösteren Allah'a hamd olsun.

Uhud'ta İslam ordusunun dağıldığı bir sırada Hz. Nuseybe kocası ve oğullarıyla birlikte Efendimiz Aleyhisselam'ın etrafında kalıp Onu korumak için canla başla mücadele vermeye devam ediyorlardı. Bu sırada ibni Kamia isimli azılı bir müşrik Efendimiz (sav)'in üzerine yürüdü. Hz. Nuseybe oğlu Habib (ra) ile birlikte bu müşriğin karşısına çıktılar. Bu çarpışmada Hz. Nuseybe omuzundan aldığı kılıç darbesiyle yaralandı. Bu yaralı haliyle Efendimiz (sav)'i korumaya devam ediyordu. Efendimiz(sav)'e saldıran bir atlıya taşlarla karşılık vererek -oğlu Abdullah ile birlikte- öldürdü. Resulullah (sav) Abdullah'a emrederek "çabuk annenin yaralarını sar" dedikten sonra bu mübarek aileye şöyle dua etti.

-Allah sizi Ehl-i Beyt gibi mübarek kılsın.

Hz. Nuseybe de hemen:

-"Ya Resulullah cennette sana komşu olmamız için Allah'a dua et" dedi.

Bu istek üzerine Resulullah (sav)

-Allah'ım! Onları cennette arkadaşlarım yap" diye dua etti.

Nuseybe (r. anha) da:

-Artık dünyada başıma gelene aldırmam" dedi.

Hz. Nuseybe'nin Uhud'ta aldığı yara bir yıl iyileşmedi. Uhud'tan dönüldükten bir gün sonra Resulullah (sav) hemen emrederek Uhud savaşına katılan Mücahidlerin tekrar toplanmasını emretti. Ağır yaralılar hariç tutulmuştu. Hz. Nuseybe'nin yarası ağır olduğundan gelmesine izin verilmedi. Hazırlanan ordu dün savaştığı müşrik ordusunun peşine düştü. Hamra-ül Esved'e kadar gidildi. Müşrikler bulunmayınca ordu geri döndü. Hz. Nuseybe oğlu Abdullah (ra)'dan Resulullah (sav)'in durumunu sordu. Oğlu, Allah Resulünün iyi olduğunu söylediği halde içi rahat etmedi. Kendisi mescide gitti. Resulullah (sav)'ı iyi durumda görünce rahatladı.

Allah onlardan razı olsun. İslam dini bu öncü neslin omuzlarında yükseldi. Bu öncü neslin ortak bir özelliği de kendilerinden önce davalarını düşünmeleriydi. Onlar için öncelikli olarak gözetilecek olan; canları, malları, evlatları vs. değil davalarıydı.

Hz. Nuseybe (r. anha) tam bir teslimiyet ile İslam'a bağlanmış, her şeyiyle kendini İslam'ın hakimiyetine vakfetmiş bir hanım idi. Bütün önemli savaş ve seferlere katıldı. Hudeybiye anlaşmasının yapıldığı Umre seferine katıldı. Hudeybiye'de sahabilerin, Hz. Osman'ın öldürüldüğü haberi üzerine Resulullah (sav)'e savaşmak üzere yaptıkları meşhur Rıdvan biatına katıldı. Uhud savaşına, Hendek, Huneyn savaşı ve Taif kuşatmasının yanı sıra. Hayber'in Fethi, Mekke'nin fethine de katıldı.

Müseylemet-ül Kezzab ortaya çıktığı zaman Resulullah (sav) Müseyleme'ye Hz. Nuseybe'nin oğlu Habibi elçi olarak gönderdi. Müseyleme elçi olarak gelen Habib'i işkenceyle şehit etti. Resulullah (sav) vefat edince Hz. Ebu Bekir zamanında Hz. Halid b. Velid komutasında bir ordu Müseylemet-ül Kezzab'ın üzerine gitti. O dönem yaşı 50'yi geçmiş olan Hz. Nuseybe oğlu Abdullah ile beraber bu savaşa da katıldı. Savaşta Hz. Nuseybe'nin oğlu Abdullah, Ebu Düccane ve Vahşi b. Harb Müseyleme'yi öldürdüler.

Hz. Nuseybe bu savaştan da yaralı olarak döndü. Bu kahraman sahabi ihtiyarlamış yaşına rağmen savaşlara, seferlere katılmaktan geri durmadı. Malıyla, canıyla, evladıyla kısacası her şeyiyle savaştı, mücadele etti. Allah bize bu güzide şahsiyetlerin sahip olduğu iman, fedakârlık, azim ve kararlığın aynısını bahşetsin. Ayaklarımızı onların yolundan kaydırmasın. Âmin...

İnzar Dergisi

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.