Demokrasi'de çare tükenmişse, cesaret zamanı

Kürtçe Kurmanci

HDP artık kaybedecek bir şeyimiz kalmadı düşüncesiyle çukura saplanmış durumda. Ne olursa olsun devam niyetindeler. Belli ki ileride uluslararası müdahale düşünüyorlar veya halkın provokasyonlarla kendilerine destek olmasının hayalini kuruyorlar.

Ak Parti “bu işten bir kar çıkmıyor” havasında, artık kılını kıpırdatmıyor resmen. Askere, polise işi bırakmış köşelerine çekilmişler. Olaylar da nasıl olsa payitahttan uzak. Milliyetçi söylem hâkim ve bu hal çoğu “İslamcı” yazarı da peşinden sürükledi. “İslamcı” kavramını da sevmiyorum ama bunlar İslam'ı geçim kaynağı haline getirdiler diye mecburen bunu kullanıyorum. Zaten çoğu, Erdoğan'ın havasına göre yani piyasa şartlarına göre malzeme üretiyor. Adeta Meteorolojiden gelecek habere göre pazara mal sürüyorlar. Bunlar Kürtleri komple suçluyor; daha ne istiyorsunuz diye azarlıyorlar. PKK ve uzantılarından “Kürtler” diye söz ediyorlar. Kürtlerin baş belalarını “Kürt Siyasi Hareketi” diyerek önce yüceltiyor ardından melanetlerini sayıp mazlum Kürtlerle beraber yerin dibine geçiriyorlar.

Bitirme hedefi de bıktırma yöntemi de sıkıntılı. Herkesin kendi başının çaresine baktığı ortamdan da anarşi çıkar. O halde; şairin artık yeni şeyler söylemek lazım dediği gibi yöneticilerin de şimdiye kadar ki yanlışlardan ders alıp yeni şeyler denemesi lazım. Tecrübeler bunun içindir zaten. Bunu hem devlet hem de örgüt yöneticilerine söylüyorum.

Tabi aslında sözün esas muhatabı hükümettir. Çünkü söz idare makamına ve irade sahibine söylenirse bir anlam ifade eder. Örgüt tarafında bu iradeyi göremiyoruz. Çukur kazan mahalleli gençlerin, ellerine silah tutuşturulmuş kadınların hatta onlara gaz verip lüks semtlerdeki evlerine çekilen milletvekillerinin iradesi zaten ipotek altındadır. Dahası ağa değiştiren kahya gibi ikide bir başka bir sahibin emrine giren örgüt yöneticilerinin ne kadar iradesi var ki?

Onun için biz hükümete sesleniyoruz. İktidardaki siyasetçilerden çözüm bekliyoruz. Siyasiler seçim için geldiklerinde dediler ki; biz sizin her sorununuza çözüm getirmeye adayız ve bunun içi yeterliyiz. İnsanlar da istedikleri partiye – ki çoğunlukla şu anda iktidar olan Ak Partiye- oy verdiler. Sorunların farkındaydılar hatta valilerin de itirafıyla ne kadar silah yığıldığını hatta silahların hangi eve götürüldüğünü biliyorlardı. O halde her iki kişiden birinin oyunu almış Ak Parti bu sorunlara çözüm getirmek zorundadır.

Belki de şu anda çözüme dair çabalar da yürütülüyordur. (en azından böyle umuyorum) Çünkü barış döneminin hazırlıkları savaş döneminde yapılır. Tıpkı hem örgüt hem de hükümet tarafının iddia ettiği konu olan barış döneminde savaş hazırlığı yapıldığı gibi. Her yıkımdan sonra bir daha yapmak zor olacak ama bunu yapmak zorunluluktur. Yoksa çözüm sürecinin provokasyonları olduğu gibi bu çatışma ortamının da sarsıcı olayları olabilir. Neticede operasyonlara katılan polisler melek değil. Bir gün “yan Cizrem yan” türünde bir polis, yürüyüş yapan halkın üzerine ateş açsa; olayların seyri çok farklı bir evreye geçebilir. Kaldı ki bu sarsıcı eylemleri örgütün bizzat militanları da yapabilir.

İşin aslı: Milletvekillerinin bir kısmı umudu askere diğer kısmı çukura bağlamışsa; Demokrasi'de çare tükenmiştir. Bize göre çare İslam kardeşliğidir ve İslam'ın öngördüğü kardeşlik hukukudur. Kandil'deki örgüt yöneticileri halkların kardeşliği de, bin yıllık kardeşlik söylemleri de geçerliğini kaybetti dese de bize göre hakikat budur. Bin yıldır devam eden kardeşlik, İslam var oldukça sürecek geçerli bir kardeşliktir. Camiler bombalanıp yakılsa da hala ayakta duran camilerde Müslümanlar Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla bir araya gelip aynı Allah'a secde ediyorsa, bu kardeşlik hala vardır.

Çözümün olabilmesi için devleti yönetenlerin cesur olması lazım. Büyük kararları, büyük insanlar, büyük riskleri göze alarak alır. Toplumsal değişimler de böyle olur zaten. Madem muhatap halktır; bu muhataba bir şeylerin söylenmesi lazım... Bir takvim açıklanmalıdır. Korkmadan. Bu halk cesur insanları sever.

Önceki ve Sonraki Yazılar