Derin Devleti Ele Geçirme Mücadelesi

Bu hafta okurumuzun çok da ilgilenmediği bir konuya değinmek istedim. Benim de merak ettiğim bir konuda fikir jimnastiği yapmak niyetindeyim.

Eskiden gündemimizden düşmeyen bir “derin devlet” kavramı vardı, şimdilerde yıkıldı mı? Yıkılmadıysa kimin hâkimiyetinde? Neyle meşgul?
            Gazetemizde “Üç Silahşörlerin Sonu” başlıklı analizi okumuşsunuzdur. Bu silahşörler kime karşı ve kimler adına savaşıyorlar?
Önce şuradan başlayalım. Bu mücadele (savaş) Hakan FİDAN krizi ile başlamıştır. Hakan FİDAN Milli İstihbarat Teşkilatının başındaki kişidir. Halkımızın hafızasında “Derin devlet-MİT” ilişkisi hep varlığını korur. H. FİDAN Milli İstihbarat Teşkilatının başına getirilince buna teamüllere aykırı ve örneği görülmemiş bir biçimde bir devletin itirazı olmuştu.  Türkiye’de geçmişte yaşanan özellikle mütedeyyin kişi ve cemaatleri zaptu rapt altına almak amacıyla bir takım faili meçhul cinayetlerin işlendiğini bu cinayetlerden sonra “kahrolsun şeriat” sloganları atıldığını da hatırlıyoruz. Her ne kadar faili meçhul denilse de bu işlerde H. FİDAN’I istemezük diyen devletin parmağının olduğuna dair çok ciddi deliller mevcuttur. Bu tür cinayetlerin de ancak MİT kullanılarak gerçekleştirilebileceğinden kimsenin kuşkusu yoktur. Yine halkımız haklı olarak bu cinayetler için, “Derin devletin işidir” derdi.
Demek ki her ne kadar bu Üç Silahşör AK Parti hükümetine karşı mücadele ediyor görünseler de asıl amacın kontrolünü kaybettikleri derin devleti ele geçirmek olduğu tartışmasızdır.
“Derin devlet” kavramı görünürdeki devleti temsil eden hükümete istemediği şeyleri yaptıran bir güçtür. Hükümetleri halkın ve seçmenin iradeleri ve parti programlarının zıddına icraatlara zorlamak gibi. Örneğin sekiz yıllık eğitim hiçbir partinin programında olmadığı ve seçmenin aksi yönde açık irade beyanı olduğu halde o zamanın hükümeti tarafından yasalaştırılıp uygulanmıştır.
MİT gerçekten hükümetin dolayısıyla da halkın emrinde ise derin devletten söz etmek doğru olmaz. Hatta derin devlet yıkılıp yok olmuştur da denilebilir. Ancak anlaşılan o ki halkın iradesini meşru yollardan arkasına alamayanlar meşru olmayan yöntemlerle elde ettikleri güce dayanarak devlet içinde devlet kurup yönetmek istiyorlar. 
Türkiye “derin devleti”nin kime hizmet ettiği kimin kontrolünde olduğunun bazı ipuçlarını yukarıda açıkladık. Şimdi bunu biraz daha detaylandırmak istiyorum:
            Şimdi yargılanan paşalar ve özellikle bazı genelkurmay başkanlarının geçmişte merhum Erbakan hükümetini post modern darbeyle devirdikleri, Recep Tayyip ERDOĞAN hükümetini de birkaç koldan devirmeye çalıştıkları gün gibi ortadadır. Bunların “ ağlama duvarı” önündeki fotoğrafları kimin adına hareket ettiklerini göstermez mi?
            Merhum Erbakan isminin ilk çağrıştırdığı birkaç kavram vardır. “Cennetmekan Abdülhamit Han Hazretleri” “Theodor Herzl” “Emanuel Karasu” “Bernard Nahum” “Milli görüş”. Bu kavramlar bize açıkça siyonizmi, masonların Abdülhamit’i devirmelerini ve Osmanlının dağılışını hatırlatmıyor mu?
            Türkiye’de derin devletin baş düşman kabul ettikleri ve işkencelere maruz bıraktıkları bir kesim vardır. Bunlar Ceza kanununda yazılı olmayan bir suçlama ile suçlanır ve adam öldürmekten daha ağır cezalarla cezalandırılırlar. Bu suçun adı “ Humeynicilik”tir. Humeyni de Siyonist İsrail devletini resmen tanımaz ve adını anmamak için “Kudüs’ün İşgalcisi terör şebekesi” der. Bu suçtan binlerce insan ağır cezalar almış ve almaya devam ediyorlar, ancak Nureddin ŞİRİN bu alanda sembol bir isimdir. Hakan FİDAN’IN suçlanma nedenlerinin başında Humeynici olma iddiası yok mudur?
            Bu silahşorlar ve arkasındaki kesimin Hamas karşıtlığı tartışmasızdır. Gazze için toplanan yardımı HAMAS’a değil Abbas’a teslim etmişlerdir. Son AK Parti kongresinde Halit Meşal’in bulunması ve Başbakanı övmesi kinlerini biraz daha arttırmıştır. Halit Meşal Merhum Erbakan için de “çağımızın Abdülhamidi`dir” demişti. Mavi Marmara olayından dolayı İHH ve başkanına olan düşmanlıklarını açıklamaya gerek bile yok.
            Bu kesimin nefret ettikleri sadece bunlardan ibaret değildir. Üsame bin Ladin, Seyyid Kutup, Hasan el Benna, Hüseyin Velioğlu, Şeyh Ahmet Yasin gibi şehitler bu kesime göre terörün elebaşlarıdırlar. Dolayısıyla güçlerinin yettiği oranda bunların takipçilerini takibe almaya ve ezmeye çalışırlar.
            Şimdi Derin devleti ihya edip kontrollerine almak isteyen bu üç silahşör ve arkalarındaki kesim açıkça İmam Humeyniye, Erbakan Hocaya, Hamas’a düşman mı değil mi? (Bunlara Hizbullah, İhvanı Müslimin ve Mustazaflar hareketi gibi eklemeler yapılabilir) Önder AYTAÇ’IN bazı yazı başlıkları ve kısa içeriklerinden örnekler: a) R.T.E. = RECEP TAYYİP ERBAKAN (MI?)04.10.2012, 01:17 (…"Tayyip Erdoğan küçük bir Erbakan’dır. Erbakan`ın çok kötü bir kopyasıdır.) b) DİNİ BİR HİKÂYE: ‘BELAM BİN BAUR’ HADİSESİ VE GÜNÜMÜZ13.10.2012, 11:26 ( içerik ve yorumlar da RTE belam olarak nitelendiriliyor ) Bu örnekler çoğaltılabilir. İçerik ve yorumlarda en çok RTE, Firavun’a, Yezid’e benzetilerek güç zehirlenmesine uğradığı söyleniyor. Aynı cephenin AK Parti benzetmesi de : “Müesseseleşen Münafıklık Ve Dırar Mescidi…” başlığı altındadır. İsteyen bu yazıyı bulup okuyabilir.
            İslam’da taraf olma, içinde bulunulan safa göre belirlenir. Kimin kimden yana olduğu safından anlaşılır. Şimdi safları belirlersek:
Bir taraf: İran, Hamas, Hizbullah, İhvanı Müslimin,  Mustazaflar hareketi, Taliban, Elkaide, Erbakan, R.T. ERDOĞAN, Bülent YILDIRIM, Nurettin ŞİRİN, Beşir ATALAY, Ömer DİNÇER V.S. ( burada saymadıklarım kusura bakmasınlar)
Diğer taraf: İsrail, ABD, AB, Silahşorlar, FBI,  UTSAM, Vatikan, Ergenekoncular, Darbeciler, Demirel, CHP, Masonlar, Silahşorlara mekân ve malzeme temin edenler v.s. ( burada da saymadıklarım kusura bakmasınlar)
            Şimdi birileri silahşorlarla Ergenekoncuların kavgasını göstererek itiraz edebilir. Ben buna Erdoğan-Erbakan, Nureddin ŞİRİN- Adem ÖZKÖSE, Selefi- İhvan kavgalarını örnek göstererek derim ki bunlar cephe içi kavgalardır.
            Silahşörlerle Ergenekoncuların kavgası da böyle bir cephe içi kavgadır. Buna kavga denilirse, ABD-İsrail’in “İran’ı askeri operasyonla mı? Ekonomik operasyonla mı yıkalım?” kavgası gibi bir şey.

Önceki ve Sonraki Yazılar