Diyarbakır-İstanbul hattı inşası

İki önemli başkent, iki önemli cazibe merkezi. Birçok medeniyete beşiklik etmiş iki kadim diyar. Surla çevrili iki şehir. Konstantin ve Amed. Diyarbakır ve İstanbul…

İkisi de mayıs ayının sonunda arada yüzyıllar olsa da birer gün arayla İslam Orduları tarafından fethedildi. İkisinin de fethi, girişinde kurulu oldukları coğrafyanın anahtarı olma özelliğini taşır. İkisi de arkalarına aldıkları coğrafyanın kalesi olma özelliğindedir. İkisi de dünyaca ünlü muhkem kalelerle çevrilmiş. Suhuletine bağlı olarak barışa; sıkıntılarına paralel olarak savaşa hizmet eden iki medeniyetler başkenti. İkiz kardeşler gibiler. Sonradan İslam'a girmiş Arap olmayan iki kadim milleti kaderdaş kılan iki kent.

İstanbul Türkler için ne kadar önemli ise Diyarbakır Kürdler için o kadar önemlidir. Her ikisinin ahengi, birlikteliği ve uyumu ise bütün İslam coğrafyası için hayati öneme haizdir. Birinin baş ağrısı diğerinin midesine vurur. Diğerinin kalp sıkışması öbürünün beynine vurur.

İnsanlık serüveninde tarih, coğrafya, insan, inanç ve duygu birlikteliğinin oluşturduğu mukadderat dediğimiz olgu bazen sizi istemeseniz de bazı birlikteliklere mahkum ve mecbur eder. İşte Diyarbakır ve İstanbul'un birbirine bu tür bir mahkumiyeti ve mecburiyeti var ve esas sorunlarımıza sebebiyet teşkil eden de bu haldir. Zira bu mecburiyet her iki merkezi birbirinden ayrılmaz kılıyor.

Peki birbirine bu kadar mecbur iki merkez niçin birbiriyle bu kadar didişir? Niye bu kadar çok sorun var arada? Cevap basit: Ankara. Ankara kafası ve anlayışı… Ne zaman ki aralarına Ankara girdi bir daha iflah olmaz bir uyumsuzluk, uyuşmazlık hatta düşmanlık başladı aralarında. Hem “İstanbul” hem de “Diyarbakır” aklının doğru düşünmesine ve doğru işler yapmasına müsaade etmiyor Ankara aklı. Buna, “İstanbul” gibi hisseden ama “Ankara” gibi düşünmekten kurtulamayanlar da dahildir.  Ha keza “Diyarbakır” gibi hissedip “Bürüksel” gibi düşünenler de böyledir.

Ayrıca bu sorunda Ankara ve İstanbul'un sorumluluğunun en başta geldiğini de belirtmek lazım. Yani İstanbul- Diyarbakır duygusal akrabalığını bozan Ankara'dır ve İstanbul üzerinde tam belirleyiciliği vardır.

Zaman zaman Ankara'daki İstabullular “İstanbul yüreğiyle” hareket etmeye çalışıyor olsalar da bu güne kadar tam bir İstanbul'lu gibi hareket edemediler. Zaman zaman ümitlerimizi doruğa çıkaran işler yapıldıysa da, son tahlilde “Ankara havası”na dönmekte gecikmediler maalesef.

Oysa İstanbul-Diyarbakır duygu hattını tahrip eden “Ankara havası” devreden çıkmadan bu iki merkezin anlaşması mümkün görünmüyor. Ankara aklı, aynı zamanda Brüksel kafalı Diyarbakırlıları da tetikleyen ve ellerini güçlendiren bir mekanizmadır.

Dedik ya tarihin dayattığı mukadderat olmasaydı, “bu nikâh yürümez” denilir yollar ayrışırdı. Ama ortada akrabalar, çocuklar, anılar, yaşlılar ve ortak mezarlar var.

Madem et ve tırnağız ve madem kardeşiz. O halde “İstanbul”un, kardeşliği zedeleyen “Ankara havası”ından bir an önce kurtulması lazım. İstanbullular bir türlü kendini Ankara kafasından kurtaramadı ya da karekteristik özelliği oldu. Veyahut bizim İstanbullular diye bildiğimiz esasında bizatihi Ankaralılardırlar.

Ankara üretimli “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan” çizgisinden çıkıp, “ortak devlet, ortak millet, ortak bayrak, ortak vatan” eksenine gelinmedikçe, birlikteliği savunan hiçbir gayret amacına ulaşamayacağı gibi; bununla da Brüksel Kafalılar ancak palazlandırılmış olur.

Elbette İstanbul'un fethi önemlidir. Ancak Diyarbakır fethedilmeden İstanbul fethedilmemiştir. Diyarbakır fethedilmeden İstanbul fethedilmeyecektir.

Diyarbakır hapşırdı mı Bağdat, Şam, Tahran grip olur. Diyarbakır İslam coğrafyasının batı kalesidir. İstanbul ise ya batıya gidişi kolaylaştıran ya da batının geçişini zorlaştıran ileri hisar konumundadır. Hal böyle olunca İstanbul üşüdü mü Kahireyi, İslamabad'ı Mekke'yi sıtma tutar. Bu merkezlerin bu günkü tiril tiril titreyişleri de ondandır esasen. İstanbul bu gün batıya gidişin hisarı olmaktan çıkmış, hatta batının gelişini kolaylaştıran şimendifer hatları döşenmiş durumda. En azından duhulü zorlaştıracak ciddi bir mukavemeti görünmüyor.

Sonuç olarak; madem kaderin de üstünde bir kader vardır. Madem tarihin dayattığı birlikte yaşama mecburiyeti vardır. Öyle ise bu birlikteliği mutluluğa dönüştürecek olan tarihi Diyarbakır- İstanbul hattını çok ciddi ve hızlı bir şekilde yeniden inşa etmek ve ihya etmek lazım.  Ankara'nın soğuk havasından uzak durmak lazım. Aksi halde Brüksel, Paris, Londra ve Vaşinton'a giden çok hat inşa etmeye hazır bir sürü hınzır dadanır çitlerimize.

Önceki ve Sonraki Yazılar