Dursun Bu Hayasızca akın!

Toplum olarak var olan problemler hep aynı problemlerdir. Ancak bu problemlere bir çözüm getirilmediğinden aynı sıkıntılarla defaaten karşılaşmamız kaçınılmaz oluyor. Böyle olunca da durmadan bu sıkıntıları ifade edip çözüm yolları için öneriler sunmak elzem bir tekrar halini alıyor.

Bu sıkıntıların başında da, bildiğiniz gibi, başını almış gitmiş ahlaksızlık, çıplaklık ve hayâsızlık geliyor. Bu hayâsızca akına tepkisizlik, toplum olarak bir yangına doğru sürükleyip götürüyor bizi.

Yaz olması hasebiyle yine Müslümanların memleket ve mahalleleri çirkin manzaralararz ediyor.  Bizden olmayan o sinsi düşmanların modelleriyle, sokak ve caddelerimiz maalesef rezalet aksettiriyor.

Asırlar boyu İslam düşmanlarının topla tüfekle alt edemediği İslam beldeleri, bugün maalesef ahlaksızlık ve çıplaklık kültürüyle can çekişiyor. İstanbul’da, İzmir’de Antalya’da ve diğer yerlerde rezaletin bini bir para, ne yazık ki…

Geçenlerde İzmir ve Antalya’daydım. Oradaki ıslahat ve mü’min erlere çok şey düştüğünün farkına vardım… Başka yerler de aynı değil mi?derseniz, elbette ki öyle, derim. Ancak bu hücumların şiddeti oranınca hatta daha fazlasıyla karşıt hamleler yapmak icap ediyor, diye düşünüyorum. Mülahaza edin,  Antalya’da bir bayan öğretim görevlisi mü’min ve mütedeyyin öğrencileri toplayıp ne derse iyidir? Bayan, sözüm ona öğretim görevlisi, kendilerini ahlaksızlıklara karşı korumaya çalışan bu gençlere; ‘Hepiniz pırlanta gibi gençlersiniz; ancak kızarkadaşlarınızın olmayışı, olacak şey değil(!) Siz de kendinize eğlenin, burası zevklerin tatmin edildiği yerdir vs.’ diye söylemiş. Anadolu’nun kim bilir hangi toprağından Antalya’ya saf ve temiz dimağlarıyla dünya ve ahiretlerinin saadeti için öğrenmeye gelen bu gençlere, öğretim görevlisi olacak kişinin öğrettiklerine bakın! Bu, rezalet değildir de nedir?! Üniversiteler ilim ve kültür yuvalarıysa ve öyle olması gerekiyorken, bu tipten kişilerin destek ve çabalarıyla bugün üniversitelerin kurulduğu şehirlerde bariz bir şekildeki hayâsızlık gözlerden kaçmıyor maalesef. Örneğin İstanbul’da Ayazağa’nın durumu, üniversite öncesi ve sonrası bir değildir.  Eskiden kısmen de olsa insanlar sokakta, orada burada rahat gezebiliyordu. Ama şimdi o Ayazağa görüntüsü gitmiş Paris’in bilmem hangi manzarası gelmiş gibi. Buna kazanım gözüyle bakanlar, kaybedilenlerin kıymetini anlayamayacak kadar cahil olanlardır.

Bundan toplum ve birey olarak hepimiz sorumluyuz. Hiçbir birey veya Müslüman davetçi bu sorumluluk payını görmezden gelemez.  Ben sadece kendimi ve ailemi korurum, diyemez. Tehlike am-u tam olmuş. Her taraf alev alev yanıyor...

Toplumu çöküntüye sürükleyip arsızlaştıracak bu çıplaklık kültürsüzlüğüne karşı, arş-ı endam etmeliyiz. Gâvur’un enjekte etmeye çalıştığı bu hayâsızlığa karşı bütün imkânlarımızla durmalıyız. Aksi takdirde karşı konulamaz bir hal alacak olan bu iffetsizlik ta kapılarımıza ve evlerimize dayanacaktır, Allah muhafaza.

Kim bunun için ne yapabiliyorsa yapmalıdır. Yoksa gitgide normalleştirme projesiyle dayatılan bu durum, hepimizi ruhsuzlaştıracaktır.  Geçen yıl genel yayın yönetmenimiz ve İslami Camia’nın çağrılarıyla bir tesettür seferberliği başlatılmış ve TESSEP’in bu konudaki çalışmaları (hatta ev ev gezip tesettürü anlatma gibi programları) olmuştu. Bu yıl nasıl bir faaliyet içerisindeler doğrusu merak ediyorum.

İslam düşmanlarının her yaz biz biçareler için biçtikleri kaftanı giyinmeye mecbur muyuz ki canımız pahasına da olsa ses etmiyoruz. İçine düştüğümüz bu hal kabul edilebilir bir hal değildir.

Normalleştirme dedim de aklıma geldi. Televizyon ekranlarında veya şurada burada yarı çıplak kadınlarla saygı ve sevginin son modeliyle!programlar yapan sözüm ona hassasiyet sahibi şahsiyetlerin bu acıklı durumu da ruhsuzlaştırma ve İslam düşmanlarının amaçlarına kavuşma yolundaki mesafeyi gözler önüne sermiyor mu?

Her konuda ilke’li olmak gerek. Bir Müslüman,harama götürecek davranışlarda bulunmamalı. Hele hele  ‘harama cevaziyet’  anlamını taşıyacak “oturum”lar, özellikle hassasiyet sahibi kişilerin kaçınması gereken hususlardır.

Sonuç olarak, hep beraber “Dursun bu hayâsızca akın!” diyelim.

Selam ve dua ile.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar