Mehmet Güven ÖZER

Mehmet Güven ÖZER

Fetih ve işgal

 Tarihi süreç içerisinde, İslami devletlerin yöneticileri, elbette ki çevrelerindeki ülkelerde yaşayan ahaliye, son vahyi ulaştırma gayreti içinde olmuşlar. Bunu sağlamak ve yeni kapıların açılması amacıyla ülkeler fethetmişler.

Şu çok barizdir ki, İslami fetihler bir amaç uğruna yapılır. Temel hedef fethedilen belde ahalisinin hidayetine aracı olmaktır. Müslüman, daha çok ülke fethi, daha çok metrekare derdi ile dertlenemez. Beldelerin yeraltı ve yer üstü zenginlikleri için ele geçirilmeleri, bu günkü emperyalist zihniyetli Batılı devletlerin işgal politikaları ile örtüşür. Bu nedenle şunu söyleyebiliriz ki; İslami fetihler işgal olarak tanımlanamazlar.

Seyyid Kutup, İslam'daki cihadın ruhunu güzel bir tespitle şöyle özetlemektedir: Gayri İslami ülkelerin idarecileri, kendi halklarının İslam ile tanışmalarına müsaade etmezler. Ancak Müslüman davetçilerin de İslam'ı bu halklara sunma gibi bir dertleri vardır. Söz konusu daveti ulaştırabilmeleri için çeşitli yollara başvururlar. Ancak küfri devlet idarecileri, davetçi ile avam halk arasına girip, ahalinin İslam ile tanışmalarına engel olmaya çalışırlar. İşte burada İslam'daki cihad mefhumu devreye girer. Bahsettiğimiz yöneticiler, mücahidlerin caydırıcı gücü ile aradan çıkarılır ve halka İslam arz edilir. Kabul ederlerse ne ala. Etmezlerse cizye ödeyip, kendi dinlerinde hür olarak kalmaya devam ederler. İşte İslami fetihlerin temel esprisi budur.

Bilindiği üzere bu yıl Mekke'nin fethedilişinin 1385. yılıdır. Şimdi siyerden hatırlayalım. Allah Resulü (sav) fatih bir komutan olarak Mekke'ye nasıl girmişti? Devesinin üzerinde hemen hemen secde eder vaziyetteydi. Bu kesin bir zaferdi. Üstelik savaş yapılmadan –küçük çaplı bir çatışma hariç- fetih gerçekleşmişti. Mekke ve Kâbe putlardan temizlendi. Hz. Peygamber (sav) Beytullah'ı ziyaret etti. Sonra halka dönüp;

“Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz” dedi.

Tabi bu soruyu o günkü şartları düşünerek fehmetmemiz lazım. Çünkü eğer sıradan bir devlet başkanı ile karşı karşıya olsaydılar, savaş hukuku cari olan yerde, karşı tarafın erkeklerine ölüm fermanı çıkarılabilirdi. Ama muhatap Allah Resul olunca, kendisine ve ashabına gece gündüz işkence yapanlar, merhamet beklentisi içerisine girmişlerdi:

“Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun. Senden iyilik ve hayır bekleriz” dediler.

Bunun üzerine fethin ne anlama geldiğini belirten şu cümleler döküldü o Resulün dilinden:

“Benim halimle sizin haliniz, Yusuf (a.s) ile kardeşlerinin hali gibidir.” Ardından Yusuf suresi 92. ayeti okur: “Bugün sizi kınama yok, başınıza kakma yoktur. Allah sizi affetsin. O, merhametlilerin en merhametlisidir.” Sonra devam eder: “Gidiniz! Sizler azad ve serbestsiniz.”

Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethetmesine ne kadar çok benziyor değil mi? Hz. Ömer (r.a) burayı silahsız ve kansız bir şekilde fethetmişti. Ancak Haçlılar 1099 yılında Kudüs'ü ele geçirdiler. Avrupa zihniyetli işgal güçleri, binlerce Müslümanı katlettiler. Müslümanların başlarını kesmek için, cellatların dizlerine kadar kana girmeleri gerektiği, tarihçilerce kayıt altına alınmıştır.

Birde 1187'de yapılan Hittin savaşı sonucu, Kudüs'ü tekrar fetheden Selahaddin Eyyubi'nin tutumuna bakmak konumuz açısından önemlidir. Çünkü o günkü şartlarda Hristiyanlar bir katliam beklentisi içerisindeydiler. Halk Eyyubi'nin ne yapacağını merakla bekliyordu. Eyyubi, Peygamberin sünnetine uyarak, diyetini ödeyen herkesin serbest olduğunu bildirdi. Hristiyan ahali buna şaşıyordu. Çünkü onlar böyle bir kültüre sahip değillerdi.

Biraz da yakın tarihe bakalım. Fransızların Cezayir'de katlettiği Müslüman sayısını herhalde kendileri de bilmiyordur. Ya da İtalyanların Libya'da işledikleri cinayetlerin hesabı tutulmamıştır herhalde. ABD'nin Irak'a girdiğinden bu yana katledilenlerin sayısı milyonu çoktan geçti. Myanmar, Doğu Türkistan, Çeçenistan, Suriye vb. birçok yer.

Ah Batı medeniyeti ah! Sizler nerde, Müslüman fatihlerin o asil tavırları nerde?

Önceki ve Sonraki Yazılar