İhdina Sıratel Müstakim

İhdina Sıratel Müstakim

Kaç yüz yıl önce olduğunu ancak Yüce Allah’ın bildiği bu dünyadaki yaşam, iki insanla başlamıştı. Ve bugün dünya üzerinde yaklaşık 7 milyar insan yaşamaktadır.

Bismillahirrahmanirrahim.

Kaç yüz yıl önce olduğunu ancak Yüce Allah’ın bildiği bu dünyadaki yaşam, iki insanla başlamıştı. Ve bugün dünya üzerinde yaklaşık 7 milyar insan yaşamaktadır. Bu insanların 1,5 milyardan fazlası da o ilk insanların sahip olduğu saf tevhit inancı olan İslam dinine mensup. Bu Müslümanların en az 1 milyarının devamlı veya ara ara da olsa namaz kıldıklarını varsayarsak; günde milyarlarca kez bir ses yankılanır dünyada: “Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayan ve sapıtanların yoluna değil.” (Fatiha, 7)

İki yol vardır ve biri gazaba uğrayanların, sapıtanların; diğeri nimete erenlerin yolu. Nedir bu nimet ve nimet verilenler ki; bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde sürekli istenir?

Nimet denince ilk akla gelen yeme, içme, barınma, sağlık vb. insanın yaşamını sürdürmesine olanak sağlayan maddi imkânlardır. Evet, göz, kulak, el-kol, evlatlar, evler, binekler, altın, gümüş ve para dünya hayatında istifade edilen her şey nimetlerdendir. Ancak bunlar nimetlerin belki de en küçük kısmını oluştururlar. Hatta en büyük nimet olarak kabul edilen akıl dahi asıl büyük nimetin yanında çok küçük kalacaktır. Çünkü asıl nimetle yoğrulmadığı müddetçe, ondan beslenmediği sürece akıl dahi nimet olmaktan çıkar. İnsanlar arasında deli olarak nitelendirilen kişiler dahi bazen nimetten yoksun akıllılardan daha çok nimete ulaşmış olurlar.

Hangi çeşidi olursa olsun Allah’ın nimetleri sayılamayacak kadar çoktur. “O size, kendisinden istediğiniz her şeyi verdi. Öyle ki, eğer Allah’ın nimetlerini tek tek saymaya kalksanız, imkânı yok, onları toplu halde bile sayamazsınız. Gerçekten insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim, 34)

Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda genel olarak nimet üç kısma ayrılmıştır: İlki; yukarıda saydığımız insanın yaşamı için ihtiyaç duyduğu, insana verilmiş şeylerdir. İkincisi; peygamberlik ve kutsal kitap nimetidir. Üçüncüsü de peygamber ve kutsal kitabı tasdik etmek olan iman nimetidir. İşte insana verilen en büyük nimet, bu iman ve hidayet nimetidir. Bu nimettir ki; insanı hayvanlık seviyesinden çıkarıp en büyük makama yerleştirir.

İman; emniyetten gelir, güvenmek ve güvende olmaktır. Kendisine iman verilen kişi hidayete ulaşmıştır. Kendisine bu nimet verilen kişidir dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşan. Bu nimetin değeri bilinmeli, muhafazası için gayret gösterilmelidir.

İman, latif olan kalbin işidir. Kalbini bununla süsleyen hidayete ermiştir. Bilmekle gelir iman, ancak salt bir bilgi de değildir. Nice her türlü ilmi okuyup uzmanlaşmış kişiler vardır ki; iman daha kalplerine yerleşmemiştir. Ve nice okur-yazar dahi olmayanlar vardır ki; iman tüm zerrelerine işlenmiştir.

Allah’ın hidayet verip doğru yola ilettiği, kendisini tanıma ve kul olma ile şereflendirdiği kişi, en büyük nimete mazhar olmuştur. Bunun bilincinde olarak, muhafazası için de günde en az on yedi defa (beş vakit namazın sadece farzları kılınacak olursa) kendisinden bizi doğru yola, hidayete erdirdiklerinin ve nimet verdiklerinin yoluna iletmesi (Fatiha, 6-7) için dua etmemizi de öğretmektedir.

Yoluna iletilmek istediklerimiz kimlerdir?

“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa, 69)

Allah’ın (CC) vahyini tebliğ eden peygamberler, onları tasdik eden, doğrudan ve doğruluktan ayrılmayan sıddıklar, canları pahasına bu vahyi yeryüzüne hâkim kılmaya çalışan şehitler ve iyilikle yoğrulanlardır nimete kavuşanlar. Bu gruptakilerin her birinin dünya hayatında çektiği sıkıntı ve çileler ayrı ayrıdır. Çoğu zaman rahat bir ev, iyi bir binek, geçimi sağlayacak iyi bir gelir, etrafı saran çocuklara sahip olma gibi nimetlerden mahrum kalmışlardır. Ancak onlar bu dünyada hiçbir maddi paha biçilemeyen kalp huzuruna, ebedi âlemde ise nimetlerin en güzellerine kavuşanlar olacaklardır. Aynı cennet bahçelerinde her türlü dertten, kederden uzak, huzursuzluktan uzak bir hayattır artık onlarınki. Yollarına sevk edilmek istenenler, işte bunların yoludur… Bu dualardaki samimiyet, olanların gayretini göstermekle ortaya konur…

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran, 103) Bu iman nimeti sayesindedir ki; birbirine düşman olan kalpler muhabbetle birleşir, dünyanın çile ve sıkıntılarına katlanmak kolaylaşır.

Ateşten kurtulmanın tek yoludur iman. Yaratıcısını tanımadığı müddetçe kişinin bu dünyada yaptığı iyilikleri kendisine bir fayda sağlamayacaktır. “De ki: Size, iş ve davranışları bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa gitmiş olanlardır. Onlar için kıyamette değer verip tartı kurmayacağız.” (Kehf, 103-105)

Kulun çaba ve gayesi iman ile kıymete biner, değerlendirilmeye alınır. Aksi durumda değerlendirilebilecek herhangi bir durumu dahi yoktur. Çünkü o, baştan kaybetmiştir. “Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, mü’minlere büyük bir lütufta (nimette) bulunmuştur…” (Al-i İmran, 164) Ve İslam ile bu nimet tamamlanmış olmaktadır.

“Kim iman edip hidayete ererse kendi lehinedir. Kim de inkâr edip saparsa o da kendi aleyhine sapmıştır.” (Yunus,108)

Rasulullah (SAV)’ın ifadesiyle imanın tadını alanlar ise üç sınıftır; “Allah ve Rasulünü her şeyden çok seven, sevdiğini sadece Allah için seven ve küfürden kurtulup imanla hidayete erdikten sonra küfre dönmeyi ateşe atılmaktan daha kötü gören.” (Buhari)

Onun için de duamızda Kur’an’ın ifadesiyle daima:

Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin. (Al-i İmran, 8)

Rana Çeçen

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler