İnsan değerlendirmelerinde iki yanılgı

Allah Tealâ insanları farklı farklı yaratmıştır. Her insanın başarılı, kabiliyetli olduğu bazı alanlar varken bazı alanlarda da yetersizdir. Yine her insan bazı musibetlere, sıkıntılara, imtihanlara karşı güçlüyken / tahammüllüyken bazılarına karşı da zayıftır. İnsanlar bu yapılarına ve meyillerine göre davranışlarda bulunurlar.

 

“De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.” (İsra 84)

Bu konuda zaman zaman insanı yanılgıya düşüren iki husus vardır: Biri kendisi ile ilgili, biri de başkalarıyla ilgili.

İnsan yaratılışı itibariyle sahip olduğu bazı kabiliyetlere, üstünlüklere bakarak kendini hep bu meziyetler üzerinden değerlendirmekte, başkalarını kendisi ile bu açıdan kıyaslamakta ve sonuç itibariyle bu meziyetler onu kendini beğenmişlik ve kibir gibi kötü hasetlere düşürmektedir. Oysa hiçbir çaba göstermeden Allah Tealâ’nın yaratılışı itibariyle kendisine verdiği bu kabiliyetler için ondan beklenen sadece şükürdür. Dolayısıyla her insan kendisi ile ilgili değerlendirmelerde kabiliyetlerine şükretmeli ancak asıl imtihanını zaaf sahibi olduğu alanlarda verdiğini düşünerek tüm gayretini buna sarf etmeli ve kendini bunun üzerinden değerlendirmelidir.

Diğer insanlara bakışta düşülen yanılgı ise insanları zaafları üzerinden değerlendirmek ve bu zaaflara bakarak onlar hakkında çok olumsuz sonuçlara ulaşmaktır. Burada kişi, kendisi ile ilgili değerlendirmenin tam zıddı bir yol izlemektedir. Oysa başkaları ile ilişkide İslam’daki hüsnü zan emrine uygun olarak onların güzel taraflarını görmek, onları bu güzel hasletler üzerinden değerlendirmek gerekirken zaaf ve eksiklikleri içinde onlara destek olmak gerekmektedir.

Bu konuda sahabeler den Hassan bin Sabit’in (ra) durumu güzel bir örnektir. Kendisi şair olup kendi tabiri ile gücünü dilinden alan bir adamdı. Savaş ve cihad eri değildi. Hatta Hendek Savaşı’nda kadın ve çocuklar arasında bulunuyordu. Ama buna rağmen bu özelliğinden dolayı sahabeler arasında kınandığına dair bir rivayet nakledilmemiştir. Aksine şiirleri ile Resulullah (sav)’a verdiği destekle hep anılmıştır. Nitekim şiirde de oldukça maharetliydi ve bu yönünden oldukça istifade edilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında eksikliklerine rağmen her insanın başarılı olduğu alanların olduğu görülecektir. Başarıyı öne çıkarmak ve bu başarıdan istifade etmek yerine kusurlarla uğraşmak ise o insanı dışlamayı ve Resulullah (sav)’ın ifadesi ile “Kardeşimize karşı şeytana yardımcı olmayı” doğurur. Çünkü hayırlı bir ortamdan dışlanan veya sürekli kınandığı için soğuyan bir şahıs kötü ortamlara girecek ve dolayısıyla da şeytanın kucağına düşecektir.

Dünya imtihanını Müslümanların topluca çıktığı bir yolculuğa benzetirsek, yol arkadaşlığının hakkı yolda tökezleyen, sendeleyen birini yere çalmak değil kolunun altına girmektir. Geride kalana yardımcı olmak belki hasta olanı bir arada taşımaktır. Ancak maalesef çoğu zaman tersi olmakta, Müslümanlar arasında herhangi bir konuda zaaf gösterenlere o zaaftan kurtulmak için destek verilmesi gerekirken “bu insanlar zaaf gösterdi” delinerek insanlar yadırganabilmektedirler. Oysa başta da belirttiğimiz gibi birine basit gelen bir imtihan diğerine çok ağır gelebilmektedir.

Şunu da hep hatırlamak gerekir ki çocukluğundan beri İslamî bir ailede büyüyen bir insanın rahatlıkla yapabildiği bir davranış böyle olmayan bir ortamda büyüyen biri için çok zor olabilir. Bunu örtü üzerinden örneklendirelim: Çocukluğundan beri anne babasının teşvikiyle örtünmüş bir kız çocuğu ileriki yıllarda da zorlanmadan örtünür. Oysa İslami olmayan bir aile ve ortamda büyüyen bir insanın büyüdükten sonra sadece başörtüsü takmak için hem nefsine hem de çevresine karşı büyük bir mücadele vermesi gerekir. Dolayısıyla böyle bir ortamdaki bir insanın sadece takacağı bir başörtüsü bile önemsenmelidir. Belki yapılacak şey ideale ulaşması için ona destek olmaktır. Ama asla yaptığı az görülmemelidir.

Şartlara ve zamana göre imtihanın ağırlaştığı durumlarda az bir amelin bile değerli olacağını ifade eden aşağıdaki hadis-i şerifle konumuzu noktalıyoruz:

“Siz öyle bir dönemde yaşıyorsunuz ki, sizden biri emrolunduklarının onda birini terk ederse helak olur. Sonra öyle bir devir gelecek ki o gün yaşayanlardan emrolunduğunun onda birini yerine getiren kurtulur.” (Tirmizi)

Önceki ve Sonraki Yazılar