İnternetle yüzleşmeden yaşıyoruz

İnternetle yüzleşmeden yaşıyoruz

Baş döndürücü bir hızla ve çoğu zaman hafsalamızın bile almadığı bir seviyede bilim ve teknoloji gelişiyor. Ne hızına ne de hazına yetişemiyoruz.

Baş döndürücü bir hızla ve çoğu zaman hafsalamızın bile almadığı bir seviyede bilim ve teknoloji gelişiyor. Ne hızına ne de hazına yetişemiyoruz. İnsanlık adeta bütün zirvelerini bu asırda aşıyor; bütün yükselişini bu asırda tüketiyor. Bir sınırı ve zirvesi var mı bilmiyoruz ama hayal gücümüzün bile yarışamadığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.

Günlük hayatı kolaylaştıran teknolojik gelişmeler artık sıradanlaştı ve neredeyse 2. Hatta 3. Dünya ülkelerinin üretim araçları haline geldi. Gelişmiş ülkeler artık ağır sanayi diyebileceğimiz fabrikalarını 2. Dünya ülkelerine taşıyor. Bilgisayar çağına geçti insanlık. Dijital çağ, İnternet Çağı, Bilişim Çağı diyen de var. Aslında hepsi. Zira iç içe geçmiş bir bütün halindedir bu gelişmeler. Artık çağ atlamak yüzyılları beklemiyor on yıllar zarfında gerçekleşiyor.

Yapay zeka çağına geçiyoruz artık. İnsanlık yapay zekayı iyiden iyiye geliştiriyor konuşuyor. Komutla çalışan makine veya robot kast edilmiyor yapay zeka ile. Ya da yüklenmiş programlar vasıtasıyla istenilen işleri yapan dijital vasıtalar kast edilmiyor. Onlar zaten yapıldı. Günlük hayatın kullanımına da sokuldu bile. Örneğin bomba imha robotu gibi. Ya da yüz mimikleri de yapan haber spikeri gibi. Yani komut alan değil belki komut veren, düşünen, planlayan, programlayan, geliştiren, değerlendiren sonuç çıkaran, karar veren, kararını değiştiren ve eyleme geçen bir yapay zekâdan bahsediliyor. Çalışmalar bu alana kanalize olmuş durumda. Bu mümkün olur mu bilmiyoruz. Ancak eğer Allah bir ilmi yaratmışsa insanın o ilme ulaşması da mümkündür, hatta kaçınılmazdır.

İşin ilginç yanı çoğu zaman ilmi gelişmişliğe dini kaygılarla veya din adına karşı çıkılmıştır.  Peki neden dindarlık, din adına ilmi- bilimsel gelişmelere karşı tutuk davranmış veya zihinsel bir bariyer oluşturmuştur. Bunun “din kurumunun” konum kaybetme gibi dünyevi kaygılarla yapılanı olduğu gibi, Allah’a karşı “zayıf insan” algısını koruma kaygısıyla da yapılanı vardır. Ama ancak esas sebep; bilimsel gelişmelere imza atan batı, bilim ve teknolojiyi genellikle kendi heva ve hevesine uygun kullanmış ve kullandırtmış olmasıdır. “Haram”, “yasak” ve “kötü”yü ihlal etmede sınır tanımamıştır. Bunu ülkeler arası ilişkilerde ve savaş teknolojisinde de yapmıştır, beşeri hayatta da yapmıştır. Bilimin ulaştığı konforu “haz ve hızının” emrine koymada sınır tanımamıştır.

Bu sınırsızlık bizatihi insan fıtratına ters olduğu gibi Müslüman mülahazanın da kabullenemeyeceği düzeyde helal-haram, doğru-yanlış, güzel-çirkin sınırlarımızı ihlal etmiştir. Örneğin müzik, resim, spor asla kötü değildir. Belki bunları Müslüman toplumu dejenere etmede kullanan vardır ve maalesef bunlar bizde çoğu kez ahlaki yozlaşmaya, dejenerasyona, hatta asimilasyona aracı kılınmıştır. Bu pratik Müslüman dünyayı ve Müslüman düşünceyi bir karşıtlık refleksine dönüştürmüştür. Çünkü toplum düşünmez, yaşar. Pratiğini de bir toplumsal kaideye dönüştürür.

Dolayısıyla müzik, spor, resim, tiyatro, sinema gibi kültürel, sportif sosyal alanı yanlış pratikler ve kötü niyetler yüzünden daraltmakla veya korumakla; yani bir yanlışı bertaraf etme adına, Allah’ın insana bahşettiği muazzam yeteneklerini sergilemesini engellemekle daha büyük bir yanlışa düştük. Böylece ne batının kötü pratiklerinin gençliğimizi zehirlemesine engel olabildik ne de doğru bir pratik geliştirebildik. Ve maalesef geride nal toplamak zorunda kaldık.

Elbette bunda, yenilmiş bir medeniyetin çocukları olmamızın; hain, zalim kral ve diktatörler tarafından ümmetin yönetiliyor olmasının payı büyüktür.

Esas başlığımıza dönecek olursak insanlık tarihinin en büyük icadı, internet olsa gerek. İnsan için bir mucizeden bahsedilecekse o internet olsa gerek. Bu öyle bir icat ki bütün yaşam standartlarımızı ve yaşam formlarımızı alt üst etti. İnsanlık adeta yeni bir yaşamsal forma evirildi. Eski hayat formlarımız çöp oldu. Eğitimden sağlığa, spordan sanata, ticaretten siyasete, yemeden içmeye,  üretimden tüketime, erdemlerden eğlenmeye kadar bütün yaşam standartlarımızı yerle yeksan etti internet.

İletişim ve haberleşmede tasavvurları da aşan baş döndürücü bir boyuta geldi. Dünya, elimizde tuttuğumuz küçük bir alet şimdi. Herkesin avucunda dünyayı bütün birikimleriyle taşıdığı, başka boyutta bir dünyaya göçtük adeta. Başka bir boyut gibi. 30 yıl önce ölmüş bir insan ile bugünkü iletişim literatürü üzerinden asla iletişim kuramazsınız ve onu önce yaşadığı dünyanın bu olduğuna inandıramazsınız.

Bilgiye ulaşmanın sıradanlaştığı, bilgiyi kullanmanın olağanlaştığı, bilgi üretmenin merkeze oturduğu ve çoğaldığı bir internet çağındayız. İnternet beşeri münasebetlere yepyeni bir şekil verdi. Bütün ezberler bozuldu, bütün alışkanlıklar değişti. Hatta eski jenerasyon yeniye uyum sağlayamama buhranları yaşıyor.

Uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini almak üzere. Ya da eğitimin önemli kısmı uzaktan ve bilişim teknolojisi vasıtasıyla yapılacaktır. Okul belki sosyalleşme ve oyun alanı olarak kullanılacaktır sadece. Öğretmenin bile eğitimde birincil öğe olmaktan çıktığı, internet merkezli eğitim modeline istesek de istemesek de geçeceğiz. “İnsanın insanla yüzleşmesi”  gittikçe sınırlanacaktır. Bir “yüzsüzlük dünyası” da bizi bekleyen tehlikeler arasında elbette.  Yüzleşmeyince sevemeyeceğiz de sövemeyeceğiz de.

Sağlıkta yapay zeka ve sağlık teknolojisi doktorların yerini önemli oranda almış durumda. Hastayı teşhis ve tedavide cihazların elde edeceği veriler üzerinden süreç yürümeye başladı. Kişi sabah lavabodan çıkınca sağlık analizi cep telefonuna gelecek ve ihtiyaç varsa doktor tedaviye başlayacak ya da doktora gidecek. Bu gelişmeler var; sıra yaygınlaşmasında. Kimi Japon doktorlar internet üzerinden uzaktan yöntemle ameliyat yapmaya başladı.

Üretim ve tüketim paradigmasını oluşturan ticari faaliyet üretim aşamasından tüketim aşamasına kadar başta teknolojiden yararlanma olmak üzere tamamen internetten yararlanılarak gerçekleşiyor. Pazarlama, reklam, satış, sipariş, dağıtım vs tamamen internet ağı üzerinden yapıldı. İnsanlar artık ofise gidip çalışma gereği duymuyor. Evi ofise çevirmiş internet üzerinden. Para tamamen sanal olmak üzere. Taşımaya gerek kalmayacak. İkinci el eşyanızı bir saniyede pazarlayıp iki saniyede satabiliyorsunuz.

Sosyalleşme artık önemli oranda sosyal medya üzerinden gerçekleşiyor. Arkadaşlıklar, dostluklar, akrabalıklar “yüzleşmeden” yürütülüyor. Fikirlerimizi, itirazlarımızı, beğenilerimizi propagandalarımızı, tercihlerimizi, isyanlarımızı, hüzünlerimizi, sevinçlerimizi; neredeyse tamamını sosyal medya üzerinden, yani internet vasıtasıyla gerçekleştiriyoruz. Sohbet, vaiz, konser, panel, sempozyum vb. etkinlikler internet üzerinden gerçekleşiyor artık. Belki pandemi bunu biraz hızlandırdı o kadar. En hızlı ve en etkin haberleşme aracı oldu internet ve sosyal medya.

Algı operasyonları, övme- yerme kapasiteniz sosyal medyadaki gücünüz ve etkili oluşunuzla ölçülüyor artık. Orada örgütleniliyor artık. Hiç tanımadığınız ve görmediğiniz insanlarla örgütdaş, partidaş, gönüldaş olup karşı tarafa sosyal medyayı kullanma gücünüz oranında vurabiliyorsunuz. Niteliğin önemi kalmadı belki ama kaçınılmaz gerçeğimiz bu.  Sosyal medya hesabınız yoksa ne sevdiğiniz “takıma” bir faydanız oluyor ne de yerdiğiniz partiye bir zararınız…

Siyasette artık etkinliğiniz interneti/sosyal medyayı kullanma becerisiyle ölçülüyor. En etkin dünya liderleri günü birlik görüşlerini sosyal medya üzerinden ve evlerinde otururken ilan ediyorlar. Birbirlerine oradan cevap veriyorlar. Bu çok korkunç bir form. Belki süreci direk yaşıyor olmamız hasebiyle çok farkında değiliz ama internet insanlığı başka bir boyuta taşıdı/taşıyor.

Hakeza oyun ve eğlencenin merkezi durumuna gelmiş internet. İnternet üzerinden görerek sipariş; yeme kültürümüzü ve hızımızı eline almış şekil veriyor. Siz tıklıyorsunuz kapı taklıyor. Yemek sofrada.

Elhasıl internet kullanımı hayatın merkezine oturmuş hayatımızı yeniden şekillendiriyor. Müslüman dünya, özellikle de dindar kesim birçok meselede olduğu gibi internet kullanımı hususunda da önce sınır koyup sonra genişleyen sınırlarına yetişmek için yalın ayak koşuyor.

Elbette ki internet kullanımının çok hem de çok zararları vardır. Bir kere insanın birbiriyle temasının kesilmiş olması başlı başına büyük bir insanlık problemi. Mekanik ve robotik bir forma evirildi insanlık. Belki henüz bu jenerasyon bile sosyal alanda faal olabiliyor ve şanslı. Bir sonraki jenerasyon için çizilen yaşam standardı ise ürkütücü boyutta. Özellikle genç ve çocuklar için çok zararlı yönleri ve siteleri vardır internetin. Onarılmaz ahlaki ve ruhi çöküntüye sebep olacak kadar zararlı siteler var.

Ancak biz istesek de istemesek de internet hayatımızda var olacaktır. Ve biz interneti zararlı içeriklerle dolduran habis anlayış üzerinden internete de yani insanlığın en zirve icadına da yasak koyduk. Oysa yasak onun zararlı kısımlarına olmalı ve enerjimizi toptan bir karşı koyuş yerine zararlarını bertaraf edecek karşıt teknolojilere harcamalıyız.

Sporu da, sanatı da, müziği de; kötü kullananlar yüzünden mesafe koyduk. Sonra çocuklarımıza alternatifler de sunamadık. Çocuklarımız yasaklarımızı ihlal etmekle kalmadılar, saflarımızı da ihlal ettiler.

Elbette ki internet zararlı unsurlardan arındırılabilirdi. Ancak bunun için internet ağının bizde olması kontrolün elimizde olması lazımdı. Fakat bu teknolojiyi biz icat etmediğimiz için yönetmek de bizde olamazdı elbet. Tabi bunda İslam alemini yöneten zalim ve hainlerin payı büyükse de; İslami çabanın da çoğu zaman doğru pozisyon almamasının; doğru analiz ve yöntemler geliştirmemiş olmasının payı büyüktür.

Elhasıl yanlış internet kullanımı başta teknolojik bağımlılık olmak üzere(ki madde bağımlılığından daha tehlikelidir)  asosyal olma, yalnızlaşma, ruhsal çöküntü, panik atak, anksiyete bozukluğu gibi ruhi hastalıklara yol açar. Zararlı oyunlar, zararlı filimler, pornografi gibi tahribatı yüksek siteler gençlerimiz ve çocuklarımız için kurulmuş büyük tuzaklardır. Ancak interneti yasaklamakla korunamayız bunlardan. Öncelikle çocuklarımızı mahrum etmeden ilmi ve tecrübî birikimden yararlanarak bilinçlenmeli, bilinçlendirmeliyiz. Belli ve makul sınırlamalar getirmeliyiz. Uzmanlardan mutlaka yardım almalıyız.

Kendimizi ve çocuklarımızı dünyanın gelişmişliğinden mahrum etmekle Müslüman toplumun belli geri kalmışlıklarına da sebep olmuş oluruz. İçimizde var olan cevherleri heba etmiş oluruz. Çocuklarımıza, kendi internet ağlarımızı kurma ve daha mükemmelini geliştirme gibi yüksek özgüvene dayalı bilinç vermeliyiz. Bu da interneti kullanmakla mümkün elbette.

Ben ailesiyle makul ve nitelikli zaman geçiren ortalama eğitimli bir ebeveynin, çocuklarının hem sosyalleşme ihtiyaçlarını giderebileceğine hem de interneti, etkin, verimli, doğru ve kıvamında kullandıracağına inanıyorum. Tekrarlı ve nitelikli hoşça geçirilecek ortak zaman ile bu tehlike minimize edilebilir. Her ne kadar uzmanlara danışmak gerekse de onların sıralayacağı ve internette rahatlıkla bulabileceğimiz çok maddeli teşhis-tedavi reçetelerini motamot değil de, her ailenin kendi özel ve özgün şartlarına uyarlayarak uygulaması gerekir.

Sonuç olarak eğitim, iletişim, kültür, üretim-tüketim gibi temel yaşamsal biçimleri biz belirlemediğimiz sürece belirlenmiş formlarda yaşayan “yabancılar” olmaya devam edeceğiz gibi.

Kimimiz İnternetle yüzleşmeden yaşıyor; onunla hesaplaşmalı…

Kimimiz İnternetle yüzleşmeden yaşıyor; onu kullanmalı…

Kimimiz İnternetle, yüzleşmeden yaşıyor; insanla buluşmalı…

Mehmet Gülsever

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.