İslam Davetçilerine Psikoloji Notları 1

İslam Davetçilerine Psikoloji Notları 1

İslami davet şüphesiz insani ilişkiler kurularak gerçekleştirilir. Bu ilişki, sözlü-sözsüz farklı şekillerde gerçekleşebilir.

1- Psikoloji ilmi davetçi için gerekli midir?

İslami davet şüphesiz insani ilişkiler kurularak gerçekleştirilir. Bu ilişki, sözlü-sözsüz farklı şekillerde gerçekleşebilir. Dolayısıyla merkezinde “insanın” olduğu davet yolunda, davetçinin insana dair bilgi sahibi olması elzemdir. Günümüzde genelde sosyal bilimler, birey, toplum, düşünce bazında insanı ele alırken; özelde ise psikoloji, insanın davranışlarını inceleyen bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Davetçinin, davet yolunda işine yarayacağı düzeyde psikolojik bilgiye sahip olması ona yardımcı olacaktır. Karşılaştığı farklı insan mizaç ve karakterlerine karşı nasıl hareket etmesi gerektiğini, davette nasıl bir yol izlemesi gerektiğini daha kolay belirleyecektir. İnsanlara İslam’ı anlatıp sevdirmeye çalışırken İslam’dan soğutabilecek hatalar yapmaktan, bir düzeyde korunmuş olacaktır.

Özellikle kurslarda çocuklara hocalık yapan İslam davetçilerinin, çocuk psikolojisine dair bilgi sahibi olması gereklidir. Böylece ileri yaşlara gelip “Küçükken hoca bana şöyle şöyle davrandı ben de bir daha camiye gitmedim!” şeklindeki faciaların yaşanmasının önüne Allah’ın izni ile geçilmiş olacaktır.

2- Davetçi, Psikoloji Okumaları Yaparken Nelere Dikkat Etmelidir?

Öncelikle şunu söylemeliyiz ki; günümüz psikoloji alanında kullanılan kaynakların büyük çoğunluğu Batı’nın elinden çıkmaktadır. Dolayısıyla önümüze sunulan bilgiler İslam’a aykırı olabilmektedir. Bu sebeple davet yolunda araç haline getirmek niyetiyle psikolojik bilgi sahibi olmak isteyenlerin dikkatli bir şekilde “İslam süzgecinden” geçirerek okumalar yapmaları gerekir.

Kısaca birkaç yanlış temel kabule değinelim. Psikoloji alanında farklı kuramlar vardır: Psikanaliz, bilişsel yaklaşım, davranışçı yaklaşım, biyolojik yaklaşım gibi. Batı kaynaklı bu yaklaşımlarda genel olarak insan doğuştan “kötü olarak yaratılmış” kabul edilmektedir. Hâlbuki İslam insanın fıtrat üzere “temiz” yaratıldığını, ancak çevresinin onu kötülüklere sevk ettiğini söylemektedir. Bunu da şu hadis-i şeriften öğreniyoruz:  “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” (Buhârî)

Batıda ruhun olmadığı, insanın ölünce yok olduğu gibi pozitivist düşünceler yaygındır. Dolayısıyla bu düşünceler kelime anlamı “ruh bilimi” olan psikoloji ile çelişmektedir. Günümüz Batı psikolojisindeki pek çok yaklaşım, bu inançlar çerçevesinde şekillendiğinden metafizik/gaybi olan her şeyi reddeden psikologlar/psikiyatristler araştırmalarını beyin, davranış gibi deney ve gözlem yapılabilen alanlar üzerinden yürütmeye çalışmaktadır. Oysa İslam’da ruh, ölümden sonra berzah, ahiret, melekler, cinler gibi pek çok gaybi bilgiye müminlerce iman edilir. Bu sebeple davetçinin yalnızca dünyayı merkeze alan, ölümü yok oluş kabul eden bu realist ve pozitivist anlayışa karşı psikoloji okumalarını dikkatli yapması gerekir.

Davetçilerin bir diğer dikkat etmesi gereken husus ise haram ve helallerdir. Psikoloji alanı daha çok Hıristiyan ve Yahudi psikolog ve psikiyatristlerce şekillendirildiğinden İslam inancına aykırı olan hususlar “sıradan” olarak ele alınabilmektedir. Örneğin günümüzde çokça gündeme gelen LGBTİ gibi cinsel sapkınlıklar İslam’da kesinkes yasak ve haram olmakla birlikte Lut kavminin de eşcinsellik günahından dolayı helak olduğunu bilmekteyiz. Psikoloji kitapları bu gibi durumları her ne kadar “normal” olarak anlatıp “cinsel tercih” olarak ifade etseler de davetçi, hakikatin böyle olmadığını bilmelidir. Bu durum gibi başka pek çok husus da “özgürlük” kisvesi altında kitaplarda özendirilerek anlatılabilmektedir. Davetçi, bu algı operasyonlarından etkilenmeden okumalarını dikkatli yapmalıdır.

3- İslam’da Bilim ve Rasulullah’ın Örnekliği

Psikoloji (ya da genel olarak bilim), insan doğasına ilişkin gerçekleri ortaya koyabilmek için deney, gözlem gibi yollara başvurur. Metafizik bilginin günümüz bilim dünyasında pek de yeri yoktur esasen. Ne yazık ki; günümüzde birçok insanın zihninde “bilimsel” (görünür, deney ve gözlem yapılabilir) olanın daha sağlam olduğuna dair büyük bir yanılgı mevcut. Bunun sebebi ise Hıristiyan dünyasındaki kilisenin konumudur.

İnsanlardan, kafasına göre günah çıkartan, cennetten yer satan kilise, Hıristiyan inancına mensup olan insanların güvenini sarstı. Ardından Rönesans ve Reform hareketleriyle birlikte Protestanlık mezhebi ortaya çıktı. İnsanları kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kilisenin itibarı düştü. İnsanlar kilisenin bu yanlış faaliyetlerinden dolayı inançtan uzaklaşıp yalnızca bilimsel olanı, gözle görüleni, deney ve gözlem ile kanıtlananı kabul etmeye yöneldiler.

Pozitivizm, maddecilik, akılcılık gibi akımlar ortaya çıktı. Oysa İslam, Hıristiyanlıkta olduğu gibi, halkı ezen, çıkarları doğrultusunda kullanan, keyfiyetine ve menfaatine göre kurallar uyduran ruhban sınıfının bulunduğu bir din değildir. Üstelik İslam, Hıristiyanlık gibi tahrif edilmiş, kitabı değiştirilmiş bir din de değildir. İslam’da din adamlarının değil Rabbimizin ve Rasulü’nün emrettiği önemlidir.

Ne yazık ki Hıristiyan dünyasında yaşanan bu olaylar, tüm dünyayı ve daha da kötüsü bazı Müslümanları dahi etkilemiştir. Bu sebeple günümüzde bilim alanında deney, gözlem, test gibi çalışmalar sonucunda ortaya bir bilgi koyuluyor ve bu şekilde ispatı yapılan bilgi kabul ediliyor. Vahiy, bilgi kaynakları arasında sayılmıyor ve bu durum deizm, ateizm gibi yanlış, batıl inançların yayılmasına çanak tutuyor. Ancak görüyoruz ki; bilimin yakın zamanda ortaya koyduğu pek çok bilgi Kur’an ve sünnette yüz yıllar önce hazır olarak önümüze konulmuştur.

Özelde psikoloji alanını ele alacak olursak: Kur’anımız ve yürüyen Kur’an olan, her alanda bize örneklik sergileyen Rasulullah (SAV) Efendimiz, bu alanda da bize bir rota çizmektedir. Bugün bizler hayatına dair bir siyer kitabı açtığımızda aile reisliğine, baba, eş, bekâr, dul olmaya, çocuk yetiştirmeye, topluluk yönetmeye, iletişime, eğitime ve hayatın diğer pek çok alanına dair bizler için bir “model” görmekteyiz. Bu durum İslam’ın ve İslam Peygamberi olan Efendimizin (SAV) bilimle çatışmadığını hatta onun önüne geçerek bilime dahi yön verdiğini göstermektedir. Psikoloji okumaları yapmak davetçinin bu görüş açısını genişletecek ve saydığımız tüm bu alanlara yönelik çıkarımlar yapmasını sağlayacaktır biiznillah.

Bir sonraki ay İslam davetçileri için psikoloji notları kaleme almaya devam edecek, insani ilişkilerde ve iletişimde davetçinin nelere dikkat etmesi gerektiğine dair konulara değineceğiz inşaAllah.

Psk. Dan. Sümeyye Özbay | Nisanur Dergisi | Ocak 2021 | 110. Sayı

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler