Mehmet ŞENLİK

Mehmet ŞENLİK

İslam’a göre din gerçeği

İslam’da din kavramının sözlük anlamı, diğer dinlerdeki anlamıyla yakın ilgisi olmakla beraber, çok daha geniş bir anlama sahiptir. Bu kavram, Allah’ın insanlara gönderdiği İslam’ın bizzat adı olmuştur. İslam uleması, bu kullanımlardan hareketle din kavramının tanımını yapmaya çalışmışlardır. İslami kaynaklarda dinin farklı farklı tanımlarına rastlamaktayız. Ancak bu tanımların sözleri farklı olsa da, hepsinin ortak bir vurgusu vardır.

Bu tanımlardan en yaygın olanı Seyyid Şerif Cürcani’ye aittir: “Din, akıl sahiplerini Peygamberin bildirdiği gerçekleri benimsemeye çağıran ilahî nizamdır.” Şu şekilde de tarif edenler vardır: “Din, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı şeylere ulaştıran İlahi bir kanundur.” Bu tanımlara göre din, Allah’tan gelen, peygamberler tarafından insanlara tebliğ edilen, insanları kendi istekleriyle hayırlı şeylere, dünya ve ahiret saadetine götüren iman, amel ve hayatla ilgili bütün hükümleri kapsayan insanüstü bir sistemin adıdır.

Meşhur Cibril hadisinde Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, dini İslam, iman ve ihsan olarak tarif etmiştir. Allah’tan gelen din, teslimiyeti, yani en yüce otorite olan Allah’ın hâkimiyetine bağlanmayı gerektirir. Bu teslimiyetin bir gereği olarak O’ndan gelen hükümleri kabul edip onlarla amel etmek inanmanın şartıdır. Nitekim İslam kelimesi, hem Allah’a teslimiyeti, hem de bu teslimiyetle selam (barış ve huzura) ulaşmayı ifade eder.

İman etmek, peygamberlerin Allah’tan getirip tebliğ ettikleri bütün haberlerin doğru olduğundan emin olmak, onları doğrulamak da dinin gereğidir. İhsan, hem Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek, hem de adaletli olmanın da ötesinde güzel davranışlarda bulunmaktır. Bu davranışlar, amellerde, ahlakta ve Allah’ın hükümlerini uygulamakta olur.

Kur’an’da kullanılan “din” kavramı, yukarıda geçen anlam gruplarının bazen birisini, bazen hepsini birden ifade eden bir nizamın adıdır. Kur’an’ı Kerim, bu nizama yer yer ‘dinü’l-kayyim -dosdoğru din-’ (Tevbe, 36), ‘dinü’l-halis –katıksız din- Allah’a has din’ (Zümer, 3), ‘dinü’l-hak’ -dosdoğru- gerçek din’ (Tevbe, 29), ‘dinullah -Allah’ın dini-’ (Âli İmran, 83) gibi isimler vermektedir.

Diğer taraftan, Kur’an’daki “din” kavramı, hem ilahlığı hem de kulluğu ifade etmektedir. Din, yaratıcı (halik) ve kendisine ibadet edilen (mabut) Allah’a nispetle; hâkim olma, itaat altına alma, hesaba çekme, ceza veya mükâfat verme; yaratılmış (mahlûk) olan ve ibadetle sorumlu tutulan insana nispetle, boyun eğip itaat etme, zelil olduğunu anlama, teslim olma, Yaratıcının hükümlerine uyma ve ibadet etmedir. Demek ki, İslam’a göre din, kul ile Yaratıcı arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir nizam, bir yoldur.

Din kelimesi, sadece hak din için, yani özel ve dar anlamıyla İslam için kullanılmaz. Din kelimesinin geniş olarak ele alındığı ıstılahtaki veya pratikteki anlamı;  bir dünya görüşünü, bir hayat biçimini belirleyen görüşler, emirler ve yasaklar manzumesidir. Yani, üstünlüğü kabul edilen kanun ve kurallarla belirlenmiş yaşam şekline din denir. Dolayısıyla “her din bir hayat şeklidir ve her hayat şekli bir dindir” görüşü, genel itibariyle doğru bir görüştür. Nitekim İslami ıstılahta veya İslami pratikte dinin anlamı; en genel ifadeyle Yaratıcı ile insanların ve insanlar ile tüm yaratılmışların münasebetleri tanzim eden nizamdır.

Kur’an-ı Kerim’de “din” kelimesi, sağlam bir nizamı, eksiksiz bir düzeni ifade edecek şekilde kullanılır. Söz konusu bu düzen, dört unsurdan meydana gelir:

1- Hâkimiyet ve yüce egemenlik,

2- Bu yüksek egemenlik ve hâkimiyete itaat edip boyun eğme,

3- Bu hâkimiyetin otoritesi altında meydana gelen fikrî ve amelî nizam,

4- Bu nizama uymaya ve ihlasla bağlanmaya karşı bu yüce egemenliğin verdiği mükâfat veya karşı gelmek suretiyle isyan etmeğe verdiği ceza.

Kur’an-ı Kerim, bazen bu anlamlardan biri için, bazen de tüm bu dört anlamdan müteşekkil nizam için “din” kelimesini kullanır. Fıtrata hak dinin egemenliği için, bu dinin mensupları sonuna kadar mücadele etmelidir Çünkü hak dine karşı olanlar, bu dini ortadan kaldırıncaya kadar mücadele etmekten geri kalmayacaklardır Ve onlar hak dini sürekli alay ve eğlence konusu yapacaklardır. O halde hak din mensupları bunları gönül dostu edinemezler. Böyleleriyle duruma göre ya mücadele edilir yahut da onlara: “sizin dininiz size, benim dinim bana!” denilerek kesin tavır belirlenir.

Önceki ve Sonraki Yazılar