İslami naslarda kalple bilme konusu

İrfana giriş...

İslami bakış açısına göre kesin olan şey, kalbin en iyi tanıma aracı olduğudur. Eğer bu kalp temizlenmiş olsa ve temiz olarak kalsa hakikatleri keşfetmeye kadir olur.

Ayet ve rivayetlerde kalp bazen “fuad” (فؤاد) bazen de kalp  (قلب) olarak geçer.

İnsanın ulaşabileceği en yüksek makam “Kurb”, “Vesl” ve “Lika-e Rab” makamlarıdır. İnsan Kavs-i Nuzulde yüce âlemden en aşağıdaki merhale olan madde âlemine gelmiştir. Fakat Kavs-i Suud'da Kurb makamına ve Lika-e Hak makamına kadar çıkabilir.

Kuran-ı Kerim; Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Kavs-i Suud makamının mümkün olabilecek mertebelerin en yükseği olarak kabul eder. Kur'an, bu makamın mümkün olduğuna aşağıdaki ayetle dile getiriliyor:

“Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı.” (Necm:11)

Türkçe karşılığı kalp olarak geçen fuadın burada görme yetisi kullanılıyor. Bu kalbin ne denli yüce bir konumu olduğunu gösteriyor. Peygamber Efendimizin (s.a.v) mübarek kalbinin orada gördüğünün yalan olmadığını söylüyor.

Bu hakikati görme ve şuhûd olayı kalbin yeteneklerindendir. İmam Ali (as)'a sorulmuş: “Acaba Allah'ı gördün mü?” İmam cevaben buyurmuş ki:

“Görmediğim bir Allah'a mı ibadet edeyim? Âmâ gözler hiçbir zaman O'nu göremezler. Lakin imanlı kalpler O'nu görebilir.”

Kuran-ı Kerim kalbin şuhûd makamını ve hakikatlerin kalp gözüyle görülmesi durumunu sadece Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in özelliği olarak tarif etmiyor. Aksine her Müslüman ferdin gerekli merhaleleri atlattıktan sonra; ilm'ül yakîn makamına nail olduktan sonra ve bu makamı da geçip ayn'el yakîn makamına eriştikten sonra hakikatleri görebilme şerefine nail olabileceğini buyuruyor.  

“Böylece yakîn edenlerden olması (ve diğerlerini hidayete erdirmesi) için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösterdik.” (En'am Suresi:75)

Bu kalple görme olayı kıyametten öncedir. Maddi değerlere yoğunlaşmış insanların bunu görmesi olanaksızdır ve ilm'ül yakîne ulaşmaları da mümkün değildir. Ayn'el yakînden maksat yakînin kendisidir.

Kalbin keşif ve şuhûd gücünü anlatan şu örneklerle bakalım:

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'den naklediliyor ki:

“Her kim kendini kırk gün boyunca Allah için halis kılarsa Allah Teâlâ coşkun hikmet pınarlarını onun kalbinden diline doğru akıtır.”

Bu hadis irfani iki önemli konuya dikkat çekiyor.

Birincisi, kalp coşkun hikmet pınarlarının kaynağı olabilir. Yani kalp, varlığın hakikatlerini müşahede edebilir. Bir ferdin dilinden hakikatler dökülüyorsa; bu, onun kalbinin hakikatleri müşahede edebildiğini gösterir.

İkincisi, kalbin şuhûdu ve içsel keşifler ihlas ve arınma yoluyla elde edilir.

Gerçek arifler Hakikatleri keşfettikten ve bu merhaleyi geçtikten sonra müşahede ettikleri şeylerin beyan ve tefsirine geçiyorlar. İşte buna “nazari irfan” deniliyor. Nazari irfanın tefsiri ve beyanı hakikatlerin kalbi şuhûtla elde edilmesinden sonra başlıyor. Yani ameli irfan şuhûdla sona eriyor ve nazari irfan şuhûtla birlikte başlıyor.

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v)'den naklediyor ki:

“Eğer şeytanlar insanoğlunun kalplerini kuşatmamış olsaydı varlık melekûtunun bütün aynalarını görebilirlerdi.”

Bu hadiste de bazı önemli irfani nükteler beyan edilmiştir:

Birincisi: Kalp ve onun şuhûd gücü: Tıpkı bu hadise dayanarak insanın kalbi, varlığın melekûti sırlarını görebilir. Burada melekûtun görülmesinden bahsediyoruz, onun anlaşılmasından değil. Zira görme ve müşahede etme akli olarak anlama ve derk etmeden daha üstündür. Gerçekte bu ayn'el yakîn mertebesidir ve sıralamada ilm'ül yakîn derecesinden daha üstündür. Biz biliyoruz ki her şeyin melekûtu o şeyin hakikatidir. Melekûti âlem de mülk âleminden daha üstündür.

Varlığın melekûtunun görülmesi yani eşyanın hakikatinin şuhûdu tıpkı Hz. Mustafa (s.a.a)'in Allah Teâlâ'dan istediği ve arzuladığı şeydir.

“Rabbim, bana eşyanın hakikatini göster.” 

Zahiri görenler, varlığın sadece mülkünü görüyor ve onun melekûti gerçeğinden gaflettedirler. Ama insan kalbi, bazı şartları yerine getirerek ve merhaleleri geçerek melekûtu keşfedebilir.

İkincisi: Şuhûd İçin Kalbin Tezkiye ve Arınması: Bu hadisten de anlaşıldığı gibi kalbin melekûti sırlara vakıf olmasının yolu, kalbin şeytandan arındırılması yani nefsin tezkiyesinden geçiyor. Bu hadis kalbi şuhûdun, kalp gözüyle âlemlerin hakikatinin görülebilmesi imkânının olduğunu gösteriyor. Bu yola girebilmenin yolunu da hakiki manada takva ve içsel temizlik şeklinde tanımlıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar