Mehmet Ali GÖNÜL

Mehmet Ali GÖNÜL

İzlenimlerim

Geçen ay Almanya’da Duisburg kentinde düzenlenen Kitap fuarına katılıp imza günleri düzenledik. Daha doğrusu bir firmanın yayınlarımızı Almanca’ya çevirme konusunda görüşmeler yapmak üzere davet edilmemiz üzerine gidişimiz, fuara da katılmamızla neticelendi. Allah izin verirse önce Almanca bir Kur’an-ı Kerim Meali, sonrasında da bazı kitaplarımızın Almanca’ya çevrilmesi gibi çalışmalarımız olacaktır.

Doğrusu fuarda şahit olduğum ve gördüğüm manzara beni sadece Almanca değil Fransızca, İngilizce, İtalyanca hatta tüm Avrupa ülkeleri dillerinde yayın ve çeviri yapmanın lüzumiyetine götürdü. Yeni nesil ve ihtiyaçlar bunu gerektiriyor. Fuara gelen aileler de bunu sıklıkla dile getiriyorlardı.

Düşünün, yeni neslin çocukları, anaokulu Almanca veya diğer bir Avrupa dilini öğrenerek hayata başlıyor. Ana dilini veya Türkçe’yi ikinci konuma atıyor. Bir akrabama misafir oldum. İki erkek çocukları Almanca eğitim gördüklerinden aralarındaki konuşmalarında bu gözlemimi haklı çıkaran durumlara şahit oldum.

Demek ki, birinci endişe kendi kültürlerini kaybetme endişesidir. Fakat anladığım kadarıyla duyarlı olan aileler bilinçli bir gayret gösterdiklerinde, kendi kültürleri ve değer yargılarını muhafaza etmeleri, yanı sıra içinde bulundukları toplumda asimile olmadan entegreyi becermiş olmalarıdır. Bu da örnek bir duyarlılık olduğundan teşvik edilmesi gereken bir girişimdir. Bu gayeye mebni Avrupa dillerinde yayın yapma olayını zengin ve uzun vadede faydalı bir girişim olarak değerlendirmek gerek.

Almanya’da doğrusu fuara bu kadar ilgiyi beklemiyordum. Lakin 750 metrekarelik bir alanda düzenlenen ve on gün boyunca devam eden fuara günlük -yetkililerin ifadesine göre- 13500 kişi giriş yapıyordu. Bir anda içeride bulunan insan sayısı ise 3800 cıvarında idi. Fuar zamanının hem yılbaşı hem okulların tatil dönemine denk gelmesi, katılımcılar açısından olumlu bir zamanlamaydı. Her zaman ki gibi katılımcıların çoğunlukla bayan olmasını dile getirmeye gerek yok.
Tabii ki adı kitap fuarı olmasına rağmen yiyecek, elektronik, giyim ve mobilyanın da olması renkliliği artırıyordu.
Elbette ki yoğunluğun kitaba izafe olması sevindiriciydi. Zira imza günlerinin düzenlenmesi ve yazarlara konferanslar verdirilmesi ilginin boyutunu farklı kılıyordu. Vehbi Vakkasoğlu, Emine Şenlikoğlu, Oktay Usta, Sinan Yağmur ve Saliha Erdim gibi popüler ve kadim yazar ve meslek erbaplarından meşhurların olması ilgiyi celbediyordu.

Dolayısıyla katılımcı yazarların çeşitliliği katılımcı yayınevlerinin de çeşitliliğini beraberinde getiriyordu. Almanca yayın yapan yayınevlerinden tutun da Kürtçe yayınlara kadar Türkçe yoğunluklu olmak üzere muhtelif yayınevleri vardı. Hem yazar hem yayınevlerinin çeşitliliği bir kültürel zenginlik olması açısından kayda değerdi.

En çok sevindirici olan konulardan biri de kitaba olan ilginin azaldığı bir dönemde ve ilgisizlikten şikâyet ettiğimiz bu süreçte böylesine güzel bir ilgi görmek oldukça hoş bir duyguydu. Bunun son iki yılda gittikçe arttığını, fuarı düzenleyenlerden Mehmet Beyin verdiği bilgiye dayanarak yazıyorum. Okuma kültürünü gurbet elde canlı tutmaya çalışmak adına sevindim.
Sevindiğim bir diğer konu ise Almanya coğrafyasına nazaran Duisburg’un Almanya’nın ortası olması hasebiyle 500 km uzaktan dahi insanların fuara gelmeleriydi. Hatta Fransa’dan, Belçika, Hollanda’dan ailece fuara gelen katılımcılar bulunuyordu.

Bir diğer gözlemim ise katılımcıların ilgisinin yer yer bilinçli değil adet yerini bulsun diye olduğuna şahit olmamdı. Mesela bir aileyle konuştuğumda çocuklarına neler yedirdiklerinden bahsettik. ‘Vitamin ve protein değeri yüksek, leziz ve güzel yemekler yedirmek için gayret ettiklerini’ söylediler. Ebeveyn olarak bu görevleriymiş. ‘Doğru’ dedim ‘yapmanız gereken bu. Lakin bu, çocuklarınızın bedeni ihtiyacıdır. Hâlbuki insan, ruh ve bedenden meydana gelmiş bir varlıktır. Sizler ebeveyn olarak çocuğunuzun bedeni ihtiyaçları için didinirken ruhi ihtiyacını hiç dikkate aldınız mı?’ ‘Hayır, doğrusu bunu düşünmedik’ dediler. ‘Çocuğunuza abur cubur yedirir misiniz’ şeklindeki soruma ‘elbette hayır’ diye cevap verdiler. ‘Öyleyse’ dedim ‘ruhun ihtiyaçlarını karşılarken kitap okumayı bu gereklerden saydığınız andan itibaren, abur cubur kitap okutmaktansa seçici olup sağlam bir akide ve bilgiyi kişilikli bir şahsiyet yetiştirmek adına çocuğunuza vermeye ne dersiniz, bilmiyorsanız sorun’ dedim.

İnsanlar ilgiye muhtaç. İnanır mısınız, böylesi ufak sohbetler ettiğimiz katılımcılar; fuarı geziyor, tekrar gelip konuşmak için bir bahane buluyorlardı.

Doğrusu bir köşe yazısında yaşadıklarımı anlatmam mümkün değil. Fakat böylesi bir tecrübe, girişimcilik adına müspet bir gelişmeydi.


Bu vesileyle adını hatırladığım veya hatırlamadığım herkese buradan oralara kadar hususen selam ediyor, dualarında bizleri unutmamalarını diliyorum.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar