Kardeşlik Felsefemiz ve Kardeşliği Tersten Okumak

Kardeşlik denilince en az iki tarafı olan özveri odaklı hukuki bir alış-veriş veya ilişki akla ilk gelen husustur. Bu kavramı vücuda getiren taraflar, bireyler olabileceği gibi kavimler, toplumlar ve hatta devletler dahi olabilir Bunu gerçek anlamı ile tanımlayacak olursak: taraflar arasındaki ilişkilerin hakkaniyete ve adalet ilkelerine uygun olarak şekillenmesi, adalet terazisinin iki kefesinin taraflar arasında hak ve hukuk kavramlarını dengede tutması olarak tanımlanabilir ki bu tanımlamanın tam karşılığı ”Kardeşlik Hukuku” dur. Ancak günümüz İslam toplumlarında bu kavram dini bir terim olarak, kurulu düzenin dağılmamasını, devamını, güçlenmesini sağlama, toplumsal bağların çözülmesinin önüne geçmek ve sosyal dayanışmayı güçlendirmek amacı ile toplumu oluşturan farklı etnik kimlik ve kökene sahip insanların dini duygularının egemen güçler tarafından su istimal edilmek suretiyle kullanıldığı da unutulmamalıdır.
Bu tabirin çok farklı anlamları olduğu gibi çok farklı sonuçları da olabilmektedir. Bu kavram ile ilgili çoğu kişinin aklına gelen ilk anlam belki de kan bağı ile birbirine bağlı olan şahıslar veya kavim ve topluluklar arasındaki köken birliği yani aynı milliyete veya ırka mensubiyettir. Birçok kişinin aklına gelen bir diğer anlam ise siyasi görüş ve dünya görüşü açısından bireyler arasında ki fikir birliğini ifade etmektedir. Bir diğer anlamı ise Kuran-ı Kerimde de tarif edildiği şekliyle Müslümanları birbirine bağlayan ve onlar arasındaki diğer tüm bağlardan daha kuvvetli olarak kabul ettiğimiz iman birlikteliği bağıdır. Bu anlamlardan hangisini yükleyerek bu kavramı dillendirirseniz; ona uygun siyasi, sosyal ve ahlaki sonuçları ortaya çıkacaktır. Örneğin sadece İsrailoğullarını kardeş kabul ettiğinizde diğerlerini köle olarak görmeye başlarsınız, sadece Türk’leri veya sadece Kürt’leri kardeş kabul ederseniz o zaman toplumu oluşturan diğer milliyetlere mensup olanları bu kavram ile ilişkilendirerek adalet terazisinin neresine oturtacaksınız. Ya da sadece sizinle aynı felsefi-ideolojik düşünceye mensup olanları kardeş kabul ederseniz o zaman diğer düşünce-ideoloji mensuplarını nasıl değerlendireceksiniz. Özetle demeye çalıştığım şey sürekli olarak öteki olarak kabul ettiğiniz ile kardeş kabul ettiğiniz arasında siyasi, sosyal, iktisadi v.d.ilişkilerinizin şekli ve muhteviyatı arasında bir farklılık olacaksa ki olmalı burada iki tarafla ilişkilerinizde adalet ve hak eksenine uygunluk açısından denge unsuru veya kriter ne olmalı? Bu ise Pozitif Hukuk Normlarının(Uygulamadaki Yasalar) adil olma niteliğine sahip olma derecesi ile bağlantılı olarak açıklanabilecek bir durumdur. İslam Hukukunda yükümlülüklerini yerine getirmemelerinden dolayı gayri müslimler için ön görülmüş müeyyidelerin farklılığı ise Müslüman bireyler ile aynı vazifeleri yerine getirmekle mükellef olmamaları ile ilişkilidir.
Bu öyle bir kavramdır ki yukarıda belirttiğimiz anlamlardan hangisini dikkate alarak yorumlarsanız sonuçları da ona uygun şekilde tecelli etmektedir. İslam Ülkelerinde toplumsal yaşantıya hakim sistem ile kardeşlik kavramı arasında çok sıkı bir bağ vardır. Çünkü kardeşlik bağının kuvvet derecesini belirleyici kriter toplumun hukuk düzeninin dayandığı yasaların adalet ve hakkaniyet ölçülerine uygunluğu ile ilintilidir.   Diğer bir deyişle eğer bu kavramı ilişkileri doğru ve adil esaslara(İslami yönetimden gayrısı bu niteliğe haiz değildir)  dayanan idari yapılanmaya veya devlet düzenine tabi Müslümanlar arasında ki dayanışmayı ziyadeleştirmek ve hukuk düzenine uymayı pekiştirmek amacıyla dile getiriyorsanız; bu yerinde ve hakkaniyete uygun bir tarif olarak beklenen olumlu sonuçları ortaya çıkaracak ve sizlerin amacınıza ulaşmanızda oldukça önemli bir katkı sağlayacaktır. Ancak bu kavramı; diğerlerini haklarından feragat ettirmek, onların hukuki olmayan düzene ve yapılan haksızlığa karşı çıkmalarını önlemek, yanlış da olsa otoritenin dayattığı davranışları sergilemeye zorlamak ve bu yanlış ile bu zulümde diretenlere itaat ettirmek anlamında bir yönlendirme yapmak amacıyla dile getiriyorsanız,  kardeşlik adı altında en büyük zulmü ve en büyük günahı işliyorsunuz demektir. Zira Müslüman toplumların anlayışına göre zulme rıza gösteren “Dilsiz Şeytan” vasfı ile vasıflandırılmayı hak ediyorken, insanları bu zulme rıza göstermeye zorlamak için kardeşlik gibi kutsal bir kavramı/değeri kullanmak herhalde asgari bir ifade ile ”Dilsiz Şeytan’ın Ala’sı” olarak vasıflandırılabilir diye düşünüyorum ki bu günah olarak bu fiili işleyene yeter de artar sanırım.  
Son yüzyılda hatta daha önceki dönemlerde de sisteme bir şekilde entegre olmuş siyasi oluşum, siyasi parti ve çevrelerin temsilcilerinin “İslam Kardeşliği Kavramını” dini bir terim olarak dillerinden düşürmemelerinin sebeplerinden bir tanesi ve belki de en önemlisi kendilerinden veya sistemden kaynaklı lakin bu kavrama aykırı fiil ve eylemlerinin üstünü örtmek, bu fiil ve eylemlerin negatif yansımalarını toplumun gündeminin dışında tutmak ve içinde bulundukları toplumsal çözülme ile kaos çıkmazından kurtulmak niyetiyle yapıldığı artık herkesin malumudur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi eğer eylem ve işleminizde İslami manada adalete aykırılık yok ise fitnenin ve fitnecilerin planlarını bozmak ve toplumun tüm kesimlerinin aynı amaç ve hedef etrafında kenetlenmesini sağlamak için bu kavramı Müslümanlara hatırlatmanız doğru ve yerinde bir harekettir. Ama bunu yapmanız herkesin gözü önünde gerçekleşmiş hak ve adalet ölçüleri ile bağdaşmayan bir eylem veya işlemin size yansıyacak olumsuz sonuçlarını bertaraf etmek, olayın fail ve sorumlularının cezalandırılmasına engel olmak ve yapılan her haksızlığa “eyvallah” dedirtmek suretiyle insanları uyuşturmak amacını taşıyor ise bu kavramı kullanamazsınız ve kullanmaya hiçbir şekilde hakkınız da yoktur. Zira bu kardeşlik hukukunu korumak değil suçu ve suçluyu haklı gösterme ve aklama çabasıdır.
Elbette bu konu ile bağlantılı olarak son dönemde gerçekleşen bazı olaylara değinmeden geçemeyeceğim. Roboski de büyük bir katliamın ardından siyasi iktidar sorumluların cezalandırılmasını engellemek ve yargı önüne çıkarılmalarını geciktirmek için büyük bir çaba sarf etti ve bu çabasına devam etmektedir. 9 vatandaşını uluslararası sularda şehit etmiş terör devleti İsrail ile ekonomik ilişkileri hacim olarak büyümeye devam etmektedir. Okullara başörtüleri ile giden ve gitmek isteyen çocuklarımızın üstüne okuldaki diğer kendini bilmez soytarı tipli bazı öğrencileri saldırtacak ve bizzat kendileri de bu çocuklarımızı dövmeye yeltenecek kadar gayri insani davranışlar ve tavırlar sergileyen öğretmenler ve okul müdürlerini yargı önüne çıkarmamak ve haklarında adil soruşturmalar yapılmasına mani olmak için siyasi iktidar sahipleri ellerinden gelen çabayı sarf etmektedirler. Çocuğunun başörtülü okumasını istediği için Anne’yi cezalandıracak hakim ve savcılar hakkında siyasi iktidar sahipleri hiçbir işlem yapmamakta ısrarcı davranmakta hatta bir kısmını çeşitli vesilelerle ödüllendirdiği de olmaktadır. Mütedeyyin sivil toplum kuruluşlarını ve dernekleri terör örgütü olarak kabul edip bunların yönetici ve üyelerinin örgüt yöneticisi ve üyesi olarak yargılanmalarına ve cezalandırılmalarına siyasi iktidar sessiz kalmakta ki ısrarını devam ettirmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı çıkardığı yönetmelik ile çocuklarımızın ancak başı açık olarak okuyabileceğini Müslüman bir topluma dayatmaktadır. Müslüman toplumun erkek ve kız çocuklarının ayrı okullarda okumasına yönelik taleplerine karşı siyasi iktidar sağır sultanı oynamaktadır. Müslüman insanların kamuda inançlarına uygun şekilde örtülü olarak çalışmalarının önünde ki engelleri kaldırmak için siyasi iktidarın herhangi bir çabası görülmemektedir. Sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan yardımların terörü finanse etmek şeklinde yorumlanabileceği yasal düzenlemeler yapılmakta ve ADB ile AB ülkeleri ve BM gibi topluluklara üye ülkelerin terörist kabul ettiğini Voltranı oluşturmaya katkı sunarcasına terörist kabul etmek gibi bir hukuk garabetinin altında siyasi iktidara sahip olanların imzaları bulunmaktadır. Bolu, Tekirdağ ve diğer cezaevlerinde tutuklu ve mahkumlara ABD’nin Ebu Gureyb ‘te yaptığından aşağı kalır tarafı olmayan işkencelerin yapılmasına ve yapılan tüm gayri hukuki-gayri insani uygulamalara ilişkin olarak siyasi iktidar ve yetkili otoriteler tarafından yapılmış bir takibat ve başlatılmış bir araştırma-soruşturma bulunmamaktadır. Felçli ve ölüm derecesinde hastalıkları olan bir çok İslami davalardan tutuklu mahkumların içeride makul bir gerekçe olmaksızın tutukluluk halleri devam ediyor olmasına rağmen, Hükümet cenahı tarafından ETÖ ile ilişkili sanıklara yapılan ziyaretler ve onlara haksızlık yapıldığına dair söylemlerin en üst perdeden bizzat siyasi iktidar tarafından dile getiriliyor olması ile peşi sıra dışarı salınmaları ise herhalde “mesai kardeşliği” ile izah edilebilmektedir. Tüm bunlar gösteriyor ki bu iktidar “ne oldum delisine” dönmüş durumdadır. Çünkü bir tarafta sahte söylemlerle kardeşliği üstüne basa basa vurgulayacaksın; diğer taraftan ise bu kardeşliğin Asr-ı Saadet dönemindeki gerçek şekliyle tesis edilmesine baş koymuş insanlara bu zulmü reva göreceksin. Böyle bir kardeşlik anlayışına herhalde tarihin hiçbir dönemi tanıklık etmemiştir.    
İşte her köşeye sıkıştığında neye ve kime hizmet ettiklerini gizleyerek toplumdaki infial duygusunu izale etmek için kardeşlik hukukundan dem vuran; bizler et ve tırnak gibiyiz tarzında söylemler geliştirmek suretiyle bizi uyutmaya çalışan siyasi otorite sahipleri bilsinler ki bu toplum Müslüman insanlardan müteşekkildir ve zulme asla rıza göstermez ve göstermeyecektir. Yine bu Müslüman halk kardeşliğin ne olduğunu ve ne olmadığını da çok iyi bilmektedirler.  Onların seçtikleri temsilcilerin mecliste “Onay” anlamında kalkan elleriyle gerçekleşen bu haksızlıklar ve adaletsizlikler Allah katında kaybolmadığı gibi vicdanı kirlenmemiş Müslüman insanların zihninde de silinmeksizin yer etmiştir. Bu nedenle sırf namaz kıldığı için veya hanımının başı örtülü olduğu için Müslüman toplum tarafından tolere edilen bu iktidar sahipleri yaptıkları haksızlıklarda ısrarcı olmaya devam ederlerse ne Allah ne de kullar nezdinde aklanamayacakları bir zaman diliminin de olacağını bilmeli ve ona göre hareket etmelidirler. Empati kurmak suretiyle daima kendisini dürüst ve samimi bir şekilde öteki kardeşinin yerine koyarak karar vermelidirler. Acaba bu katliam Roboski de değil de Afyon, Nevşehir, Yozgat gibi Fırat ötesi bir yerleşim merkezinde veya sınır ötesinde yaşayan Türkmenlere ve Türk kökenli olduğu varsayılan diğer topluluklardan birinin yerleşim alanında vuku bulsaydı veya başörtü meselesinden dolayı cezalandırılan Anne veya dövülen çocuk ya da işkenceye maruz kalan tutuklular kendilerine ait olsaydı siyasi iktidar sahipleri ile destekçilerinin tavrı ne olurdu. Yada İslam toplumlarında olması gereken asli şekliyle iktidarda İslami hassasiyetleri olan bir parti olsaydı da herkes okullara tesettüre riayet ederek gidecek denilseydi bugün başörtüsüne karşı çıkanların söyleyecekleri ilk şey eminim ki karşı taraftan empati yapmalarını istemek olacaktı. Ancak ne yazık ki atılan bir çok olumlu adımın yanında sıraladığımız tüm bu olumsuzlukların altında terörü bitirmek, işkenceye sıfır tolerans ile inanç ve düşünce özgürlüğü sloganları ile oy avcılığına çıkan muhafazakarlıktan bir adım ötede kabul edilen bir siyasi iktidarın imzası bulunmaktadır. Tüm bu yapılanların İslam Kardeşliği kavramı ile uyuşup uyuşmadığını siz değerli okuyucularımızın takdirine bırakıyorum. Zira Bunun böyle olup olmadığı ile ilgili olarak siyasi iktidar ile sadakatleri ticari kasalarında biriken yabancı para ve altın rezervine endeksli peştemaliyesine en güzel mesajı ve cevabı halk olarak elbette ki her zaman olduğu gibi yine sizler vereceksiniz.
Sadakat derslerini Hz.Ebubekir (R.A.) Efendimizden alan sadık kardeşlerim! Bizler Müslümanım diyen herkesi hiçbir milliyet ayrımı yapmaksızın din kardeşimiz kabul ediyoruz ve aramızda kardeşlik hukukunun bir gün mutlaka tesis edileceğine de kesinlikle inanıyoruz. Bu kardeşliğimiz bizimle aynı dini inanç ve değerleri paylaşmayan ve kardeşimiz olma ayrıcalığına talip olmaksızın aramızda yaşamayı tercih eden diğer dinlerin mensuplarına hakkaniyet ölçüleri içinde muamelede bulunmamıza engel değildir. Ancak zulüm ve adaletsizlik üzerine kurgulanmış ve kurulmuş, Müslüman insanlara ve rehberlerine zulüm yapmada sınır tanımayan, onları asmaktan ve zindanlara tıkmaktan geri durmayan bir düzene entegre olmuş kişi ve kurumlarla İslam Kardeşliği noktasında bir kardeşlikten söz etmek hali hazırdaki şartlar içinde pek mümkün görünmemektedir. Ne dersiniz! Herkesin karşı tarafın gözü ile bakmak suretiyle kardeşliği tersten okumasının zamanı gelmedi mi? 
SELAM VE DUA İLE

Önceki ve Sonraki Yazılar