KEVNİ BİR AYET; MİLLET

Son günlerde gündemi meşgul eden milliyetçilik tartışmaları devam ediyor. İslami bakış açısı dışında meseleyi kendi zaviyesinden değerlendirenler, her zaman olduğu gibi büyük yanlışlara ve hatalara düşmektedirler. Oysa yaratılan her etnik unsur ve sahip oldukları dilleri Allah’ın kevni ayetlerindendir. Bu ayetler de aynen Kur’an ayetleri gibi hakikattir ve inkarı asla sözkonusu edilemez. Her birinin kendine has bazı özellikleri vardır ve birbirlerini tamamlarlar. Nasıl ki ayetler Mekki-Medeni, Mücmel-Mübeyyen, Muhkem-Müteşabih vs. şeklinde ise, (günümüzdeki anlamı ile) milletler de farklı özelliklere sahip olmakta ve  birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bu farklılık insanlık için bir çekişme ve mücadele sebebi değil, bir zenginliktir ve çok renkliliktir.

            İnsanlık tarihi boyunca nasıl ki Allah’ın kelami ayetlerini tersyüz etmiş, kendi istekleri doğrultusunda tevil etmiş ve bununla zulüm ve anarşiye sebep olmuş insanlar varsa, aynı şekilde Allah’ın kevni ayetleri olan milliyetlerinin hikmetini de tersyüz etmiş ve hikmetin zıddı olan zulümle yerini değiştirmiş, kendine üstün bir rol biçerek insanlığı felakete sürüklemiş insanlar da var olmuştur. Her durumda, ayetlere hikmetle yaklaşılmadığı, yani olması gereken yerde istihdam edilmediği zaman, bu zulme dönüşmektedir. Merhamet ve yardımdan bahseden ayetlerin kullanım alanı, mü’min, mazlum ve mahrumlar değil de zalim ve zorbalar olursa, bu başka bir zulme kapı aralar.

            Aynı şekilde şiddet ve mücadeleden bahseden ayetlerin kullanım alanı da küfür ve zulüm değil de mü’minler, mazlum ve güçsüzler olursa, işte bu da aynı şekilde bir zulme yol açacaktır. Tabi örnekler çoğaltılabilir, erkek ve kadınlar, dünya ve ahiret, mümin ve kafirlerle ilgili ayetlerin de uygulama alanı tersyüz edilirse, nimetin nikmete, azaba dönüşümü yaşanacaktır. Aynı durum kevni ayetler için de geçerli olup, her millet varlığını Allah’ın istediği noktada sürdürdüğünde nimete dönüşürken, varlığını farklı noktalara taşıyan ve Allah’ın vermediği makam ve seviyelere getirenler, zulme sebebiyet vermektedirler. Bu nedenle tüm ayetler olması gereken yerde bırakılmalı ve kullanılmalıdır. Ki bu nimetler, lütuf ve zenginlikler insanlık için huzur ve selamet olsun.

            Verdiği büyük mücadele, ödediği bedel ve eşsiz fedakarlıklar sonrasında 1960 yılının böyle bir mart ayında vefat eden Üstad Bediüzzaman’ın sunduğu reçetelerin ne muazzam olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer bu reçetelere zamanında kulak verilmiş olsa idi, bugün bu acılar ve gözyaşları olmayacaktı. Ama sunulan islami çözümler yerine ulus ve asabiyye taassubu ile uygulanan metotlar, hala akan kan ve gözyaşlarına sebebiyet verdi.

            Üstad Said-i Kürdi’nin Asar-ı Bediyye’de adlı kitapta bulunan, mensubu olduğu kürt halkına bu noktada sunduğu şu reçete ne güzel bir numunedir. Umud ederiz ki herkes milliyetine bu gözle baksın ve daha ötesini aramasın. Aksi taktirde bu, haddi aşmaya ve zulme sebep olacaktır. Şöyle seslenmektedir Üstad;  

Ya Ma’şere’l-Ekrad!, Ey Kürt topluluğu!

“Üç cevherimiz vardır ki, muhafazasını bizden istiyorlar;

Birincisi: İslâmiyet ki, milyonlarla şühedamızın kanını ona feda etmişiz.

İkincisi: İnsaniyet ki, bizi heyet-i içtimaiye nazarında (sosyal hayatta) insan gösterecek odur.
Üçüncü: Milliyet ki, seleflerimizin ruhlarını mezarda şâd ettirecek bir hediyemiz ve onlarla rabıta-i ezeliye ve ebediyemiz (geçmiş ve gelecek bağımız) olacaktır.”

            İşte Üstad’ın bu veciz reçetesinde sıralamanın nasıl olması gerektiğini ve hiçbir unsurun yok sayılmadığını görmekteyiz. İslam fıtratı üzerine doğan insan için öncelik, çatı ve üst kimlik islamdır. Herşey bu kimlik altında ancak emniyet ve adalete kavuşabilir. İslam’ın üst kimlik olmaktan çıkarılmasıdır zaten milliyetçiliği ortaya çıkaran ve insanlığa felaket getiren. İnsanlık yine bir İslam ittihadına ve kardeşliğine muhtaçtır bugün. Milyonlarla şehidin feda edildiği bu din insanlığın dünya ve ahiret saadetidir. Üstad’ın ifade ettiği gibi; “Din hayatın hayatı, hem nuru hem de esası, ihyayı din ile olur bu milletin ihyası.”

            İkinci unsur için insaniyet diyor Üstad. Yeryüzündeki her varlığa karşı fıtraten islami olarak yaklaşmadan yoksun insanların en azından insani olarak yaklaşması beklenir. Bunu da kaybeden insanlardan her türlü zulüm ve haksızlık intac edecektir. Ünsiyet ve nisyan özelliği olan insanın ünsiyet yönünü muhafaza ederek kendisi ile ilişkinin, muhabbetin kurulabilmesi beklenmektedir. Ancak insanoğlu, tertemiz fıtratını, yaratılış amacını, varlığının gaye ve hikmetini unutup nisyana dalınca, ünsiyetini kaybedip vahşileşmekte ve zulüm makinasına dönüşmektedir. İşte insaniyetimiz bizim için bir cevherdir ve onunla bizler sosyal hayatta insan vasfına yaraşır bir hayata sahip olabileceğiz. Aksi taktirde sosyal hayatta insaniyet kaybolmakta ve anarşi baş göstermektedir.

            Üçüncü unsur olan milliyet, özünde bir cevher ve nimettir. Geçmiş ve gelecek için mensubu olunan milletin önder ve rehberleri ile halkın rabıta vesilesidir. Halkının kültüründen uzak bir insanın, kökleriyle bağlantısı kesilmiş bir ağaç gibi olduğu bilinmelidir. Burada kürt halkının kendi milliyetinden kopuk, rehber ve salihlerinden habersiz olmaması vurgulanmakta, aksi taktirde aradaki bağ kesilecek ve geçmişini kaybetmiş, gelecekten nasibi olmayan bir topluma dönüşüm yaşanacaktır. Müslüman kürt halkının, sahip olduğu değerler, islami miras ve mukaddesatın bugüne taşınmasına öncülük eden selefe sadakat göstermesi ile ruhlarının şad olacağı, bu izzet ve şerefin gelecek nesillere taşınmasının da ancak böylece gerçekleşebileceği vurgulanmaktadır.

            İşte bu sıralama dikkat çekicidir. İslamiyet, insaniyet ve milliyet sıralaması sahip olunan değerlerdir ve asla inkarı sözkonusu edilemez. Bu sıralama her müslüman halk için geçerlidir. Hiçbir halkın başka bir halka tahakküm etme hakkı yoktur ve zaten bu sıralamaya uyanlar asla böyle bir yanlışa düşmeyeceklerdir. Yaşanan acı ve zulümlerin, bu sıralamayı ters yüz edenler tarafından gerçekleştirildiği unutulmamalıdır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.