Zülküf RÜZGAR

Zülküf RÜZGAR

Tam mı, kısmi mi çözüm?

Son zamanların en popüler konusu şüphesiz ki PKK’nin silah bırakması veya meşhur ismiyle çözüm süreci. Malum çözüm demek sorunun hal olması demek. Peki, gerçekten ortada Kürt milletinin yıllarca çektiği acıları sona erdirecek, geçmişin acılarını dindirecek bir çözüm söz konusu mu? Bunu, tabi net olarak zaman gösterecek. Ama bizler şu an yapılanlar çerçevesinde çözüm sürecini değerlendirerek artı ve eksilerini elden geldiğince ortaya sermek zorundayız. Aksi halde daha fazla zaman kaybetmiş olacağız ve toplumun her geçen gün daha büyük acılara müptela olmasının önüne geçemeyeceğiz. Önce tarafları ve yapmak istedikleri çözümü ele almaya çalışalım.

Biliyorsunuz çözümün bir tarafında PKK var. Herkesin bildiği gibi PKK cephesi İmralı, Avrupa, Kandil ve BDP olmak üzere dört parçalı bir yapı olarak tasavvur ediliyor. İmralı’yı Öcalan temsil ediyor. Yıllardır cezaevinde olmasından dolayı yapı üzerindeki etkisinin 1999 yılı öncesine göre epeyce azaldığını herkes gibi AK Parti ve devletin diğer erkleri de görüyor. Kanaatimce iki yıl öncesinden başlayarak çözüm sürecini ele almak gerekiyor. AKP çözüm için Öcalan faktörünü bilinçli olarak ön plana çıkardı. Çünkü Öcalan ile anlaşmak diğer parçalar ile anlaşmaktan hem daha kolay hem de daha sağlıklı.
BDP ile anlaşsan Kandil karşı çıkabiliyor veya örgütün Avrupa ayağı ile anlaşsan BDP karşı çıkabiliyor. Ama var olması gereken, hepsinin normal şartlar altında itaat etmesi gereken lider ile anlaşırsan geri kalanların tümü boyun eğmek zorunda. Üstelik BDP de yıllarca Öcalan muhatap alınsın demişti. AKP kurmayları bunu gördüler. Tahminimce çözüm sürecini iki yıl önce başlattılar. Zaten AKP ilk kurulduğu andan beri çözümü bir şekilde istiyordu. Fakat birincisi taban ve tavandaki Türk şovenizmini nasıl alt edeceğini, ikincisi de Kürt meselesinin alt yapısını kısaca Kürt milletinin yapısını çokta iyi bilmiyordu. Bu sebeplerle meselenin çözümünde pek de başarı elde edemedi.

Önce kendisinden önceki gibi ırkçı bir söylem(İç İşleri Bakanı’nın dilinden), sonra da güvenlik eksenli çözüm arayışları. Her ikisinin de çözüme katkı sunmak şöyle dursun, çözüm önündeki ana engel oldukları aklıselim sahiplerine pek de garip bir düşünce değildi. Kanaatimce AKP bunun farkına varınca son iki yıldır Öcalan eksenine indirgenen ve Kürt milletinin taleplerinden çok Öcalan iradesine endeksli bir çözümü talep eden bir PKK söylemini alkışladı, hatta kendisi oluşturdu.
Öcalan’ın avukatlarıyla ne konuştuğu sanki yıllarca bilinmiyormuş gibi avukatlar tutuklandı. Bu da yetmedi Öcalan’ın sözde dışarı ile irtibatı kesildi. Sanki PKK Öcalan ile görüşmezse ne yapacağını artık bilmeyecek ve her şey allak bullak olacaktı. PKK gibi bir yapı için bu söylem çok basit kalır. Öyleyse mesele ne idi. Bu ne tecrit, bu ne tezgâhtı. Evet, kanaatim Erdoğan cephesi veya daha büyük aktörler çözümü, dağınık halde bir tehlike arz eden bu güçleri tekrar Öcalan’a itaate zorlamak olarak gördü. Öcalan göklere çıkarıldı. Yani Osmanlıdaki gibi paşa yapıldı ve Kürtlerin gözünde kahraman haline getirilmeye çalışıldı. Sonra Öcalan ne derse, halk isteyince PKK’nin tüm güçleri ister istemez itaat edecekti.

Bu çerçevede artık PKK silah bırakır mı diye soranlara bırakmak zorunda diyorum. Öyle bir konjonktür oluştu ki PKK’nin başka şansı yok. Zaten PKK da dağlardan bıkmış artık düz ovaya inmeyi çoktan istiyordu. Peki, bu süreci istemeyen kimdi? Açıkça söylüyorum bu mücadelenin kaymağını yiyen BDP cephesi. Başta Diyarbakır olmak üzere aldığı birçok belediyede işin rantını kapmak peşinde olan bir yapı oluştu. Kendileri için bir aristokrat çevre oluşturdular. Paranın sihri onları da etkilemişti. Kardeşleri dağlarda ölürken bunun edebiyatını yaparak ciplerle gezmenin, çocuklarını en iyi okullarda okutmanın, hatların, yatların ve katların büyüsüne kapıldılar. Elbette ki bu işin içindekilerin tümü böyle değildi. Hala işi samimice yüklenenler vardı. Ama onlarda güç olmanın bedelini ödüyorlardı. Ekmek davası adı altında pastalara, rantlara sahip olanlar artık yanlarında kümelenmişti.

Peki, PKK tamamen silah bırakır mı? Dış istihbarat kaynaklı bilgiler bunun aksini söylüyor. Biliyorsunuz Kasım 2011 de Fehman Hüseyin’in talimatıyla Suriye’nin kuzeyinde Rustem Cudi adı altında bir PKK kampı oluşturuldu. Kasım 2012 den itibaren ise kimi kaynaklara göre on bin, daha sağlıklı kaynaklara ise üç bin PKK militanı kuzey Suriye’ye yerleşmiş durumda. Kaynakların belirtiğine göre plan şu: PKK tamamen silah bırakmayacak sayısı 12000 civarı olan PYD militanlarına 3000 PKK’li eklendi sayı 15000 oldu. 5000 PKK’li daha gelecek ve PYD ordusu 20000 kişilik bir ordu olacak. Yani PKK artık 8000 kişilik ordusuyla 20000 kişilik PYD askerleri içerisinde Fehman Hüseyin kontrolünde Suriye’de Kuzey Iraktaki gibi bir otonomi oluşturacak. Belli ki Irak Kürdistanı’nın müreffeh halini artık onlarda istiyor.

PKK yakın bir zamanda Türkiye’deki güçlerini çekecek. Bir kısmı Türkiye’de siyaset sahnesine inecek, bir kısım silahlı olan yapı Suriye Kürdistanı’nı kurmak için PYD bünyesinde hareket edecek, bir kısım lider kadro Avrupa’ya geçecek. Belki de Cansız suikastında hedeflenende Avrupa’da yeni idareciye, yeni yönetime, yani Karayılana yer açmaktı. İlerde birkaç yıl sonra da genel bir afla artık ortam daha da durulmuş olacak. Yani Erdoğan cephesi veya küresel güçler bu meseleyi bitiriyor. Az öncede dediğim gibi bu noktada en fazla zorlanan BDP oluyor. Ama o da halk barışı istediği için istemiyor gibi davranamaz. Mecburen kabul ediyor. Sürecin önünde duramıyor. Büyük olasılıkla siyasi sahnede de gelecek günlerde gözler şu an ki BDP asalak çizgisinden daha güçlü aktörleri ağırlamaya başlayacak. Velhasıl bakalım zaman neyi gösterecek. Bu söylediklerimizden kaç tanesi gerçekleşecek.
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.