Kur`an`ın ilme verdiği önem

Bizler bilgiyi imana konu eden bir dinin mensubuyuz. Kur’an-ı Kerim’de La ilahe illallah kelimesi yalnızca bir yerde geçer. Bu imanın ilk kapısı olan Fa’lem Ennehü ile başlar. O halde Allah’ı bilmek, O’nun emirlerini ve mesajları hakkında bilgi sahibi olmak, Allah’ı tanımak iman ile eşitlenmiş oluyor. Rabbimiz ilimsiz bir imanın yetersiz olacağını belirtiyor.

Yine hiçbir inanç sisteminin ilk satırı oku ile başlamazken Rabbimizin ilk emri oku ile başlar. Yine Alak suresinin ilk beş ayetinde anahtar kelimeler; Bilgi, öğrenme ve bilmedir.

Kur’an sadece okumayı değil, üzerinde dura dura, sindire sindire, okumayı emreder. İnsanları ezbercilikten sakındırıp, düşünen bir toplum hedefler. Yine Rabbimiz insana bilgiyi elde edebilecek, üretebilecek ve iletebilecek bir muhakeme ve tefekkür yeteneği ile yaratmıştır. İnsana eşyaya isim koyma kabiliyeti vermiştir. İşte meleklere üstün kılmasının sırrı da budur. Allah’u Teâla meleklere ilim verirken o bilgiyi üretebilecek yetenekle donatmamıştır.

Rabbimiz mesajlarını algılanmadan okunup geçilmesini istemez. İlim, iman edişimizle beraber devam etmez ise iman salih amele dönüşmez. Dönüşse dahi kişinin hayatını yönlendiremez. Besinini alamayan bir iman kalpte mahkûm olur. Kalpte mahkûm olunca o kalbi zindana çevirir. Hayata salih amel doğrultusunda yön vermez, hedef belirleyemez.

Tıpkı iki ayağı felç insanın hali gibi iman da beden de felç kalır. Nasıl ki felçli insanın ayakları vardır fakat iş göremiyorsa, hatta daha fazla yük oluyorsa iman da kalpte yük olur. İbadetlerden şevk elde edilemez, yapılan amellerden lezzet alınmaz. Kişinin İslam’ı yayma gibi bir derdi olmaz, iman taklitten ibaret kalır. Tevhid zarar görür.

Efendimiz (SAV) ‘oku’ emrini almadan önce insanlar O’nu el üstünde tutardılar. Zaten iyi bir ahlak üzereydi. Oku mesajını alır almaz iman Onun hedeflerini belirledi. Hayatını düzenleyen etken oldu. Toplumunu kurtuluşu için gecesini gündüzüne kattı. Darul Erkam Okulu’nu açıp sahabelerle İslami eğitime başladı. Yani iman ile ilmi aynı paralel çizgide götürdü. Tam 11 sene boyunca Darul Erkam okulunda aralıksız eğitim devam etti. Bunu Medine’de Mescidi Nebevi ve Suffa mektepleri takip etti.

Darul Erkam okulundan eğitilmeyen, okuduğunu üretemeyen, aktarmayan, mücadelesini vermeyen, insanlığın kurtuluşunu hedeflemeyen tek bir sahabe çıkmadı. Yani ‘ben ibadetlerimi yapayım. Benim insanları uyarma gibi, eğitme gibi bir kabiliyetim yok. Kimseye nasihat veremem. Komşularım zaten böyle şeyleri sevmez. Allah’ı anlatsam da şu kişiler dinlemez’ diyen tek kişi çıkmadı. Aldıkları ilim onlarda hedef belirledi. Dirildiler ve dirilttiler. Bu uğurda sıkıntılara katlandılar. Hatta şehid oldular. Onlar okurken yüzeysel okumadılar, bu işin edebiyatını yapmak için de okumadılar. Okuduklarını kavrayıp tefekkür ettiler. Okudukça birlikte iş yapma yeteneği kazandılar. Baskı ve şiddet karşısında sabretmeyi öğrendiler. Hoşgörü, şiddet ve adaletin sınırlarını kavradılar.

Ortaçağ karanlığında yaşayan dünyanın tüm düzenini 50 senede değiştirip Endülüs’ten Çin Seddi’ne kadar bir İslam devletini kurdular. Allah, iman edenlere yeryüzünün saltanatını bahşetti. Ortadoğu tüm dünyanın adalet, ahlak ve ilim merkezi oldu.

Karanlığa boğulmuş olan Batı, İslam İmparatorluğu’nu yıkma çarelerini aramaya başladı.  En sonunda tankla, tüfekle yenilmeyen Müslümanlar, ilimsiz bir imanla zayıflatma çaresini buldular. Sinsice ümmetin içine ayrılık tohumları ektiler. Kitabının mesajlarını algılamaktan uzaklaşan İslam ümmetinin beli bir daha doğrulmadı. Bizler düşünerek okumayı bırakınca Kur’an’daki merhemi yaramıza süremedik. Çünkü merhemi kavramayacak kadar mayıştık. İlaç elimizdeyken, iman kalbimizdeyken birçoğumuzu harekete geçirmekten aciz. Halbuki sahabe Kur’an’ın önünden Evliya olarak kalkıyordu. Hem de dünün haremileriyken. Üstelik şu anda Kur’an’ımızı bize açıklayacak binlerce eser ve fikri kitaplar varken bizler sırf işin edebiyatına mı kaçıyoruz yoksa?

Cumhuriyetten sonra okullarımızda çocuklarımıza, ahlaksız ve insanı motor olarak gören batının kitapları okutuldu. Tamamen dinsizlik üzerine bina edilen okul müfredatında hedeflenen insan tipi laik, post modern insan tipi oldu. Bugün bir yandan bilim adına ürettiği silahlarla Müslümanları katleden Batı, diğer yandan da özgürlük adına nesillerimizi ahlaksızlaştırdı ve vicdansızlaştırdı.

Batı her şeyin en modernini üretse de vicdan üretmekten aciz kaldı. Çünkü vicdan ancak Allah’a iman etmekle üretilir.

Rabbimiz dilerse şu vicdansız, ahlaksız insan yaratma müptelası olan Dünyanın saltanatını devirmeye kadirdir.

Bizler yeter ki Kur’an ilmini okuyalım. Dinimizi doğru algılayıp, salih amele dönüştürelim. Kuran’ın mesajlarına göre hedef belirleyelim. Bu okuduklarımızın içindeki ilacımızı iyi alıp, yerinde uygulayalım. Sahabe’nin oku emrini alır almaz, sindire sindire okuduğu gibi okuyalım. Kıssalarda günümüzün zilletinin ilaçlarını belirleyelim. Oradaki övülen ve yerilen karakterleri tespit edelim. Ve ‘Acaba Rabbim bana bu ayetle neyi murad etmiş olabilir’ düşüncesiyle okuyalım.

İşte o zaman Rabbimiz şu sıkışıp kaldığımız dünyada bizlere yeniden yerin ve göğün saltanatını bahşedecektir inşallah.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar