Kurtlar sofrasındaki Suriye

Suriye’de yaklaşık iki yıldır devam eden çatışmalar yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne, on binlerce insanın yaralanmasına ve milyonlarca insanın evinden, yurdundan ayrılarak ülke içinde ve dışında perişan bir şekilde muhacir olmasına sebep oldu.
Beşar Esed ve muhalif grupların birbirlerine karşı üstünlük sağlayamamasından dolayı ülke tam bir yıkım yaşamakta, kadim İslam şehirlerinden olan Şam ve Halep gibi şehirlerin hali tüm Müslümanların yüreğini yakmakta. Soruna çözüm bulmak amacıyla İran’ın ev sahipliği ve öncülüğünde Tahran’da 18-21 Kasım tarihlerinde Suriye Ulusal Diyalog Bulaşması gerçekleşti. Buluşmaya Esed yönetimini temsilen Suriye Başbakan yardımcısı Ali Haydar ve bazı parlamenterler katılırken; muhalefetten Araplar, Kürtler, Hıristiyanlardan değişik grup ve hareketlerin temsilcileri katıldı.

Gazeteci sıfatıyla izlediğim bu buluşmada değişik kesimlerin temsilcileriyle birebir görüşme ve Suriye sorununu değerlendirme fırsatım oldu. Temsilcileri dinledikçe Suriye’deki sorunun ne kadar derin, çetrefilli ve karmaşık olduğunu bir kez daha gördüm. Suriye muhalefetinin homojen ve tek parçadan değil de yüzlerce irili ufaklı gruptan oluştuğunu ve bunların kendi aralarında bir ittifaktan uzak olduğunu gördük.

Bütün bu grupları silahlı mücadeleyi savunan ve savunmayanlar diye ikiye ayırabiliriz.

Silahlı mücadeleyi savunan gruplar geçen hafta Amerika, Türkiye, Suudi, Mısır ve diğer bazı Arap ülkelerinin de desteğiyle Katar’ın başkenti Doha’da toplandılar. Bu gruplar Suriye Konseyi (SUKO) adını verdikleri oluşumu oluşturarak eski Şam Emevi Cami imamı Muaz El Hatip’i başkan olarak seçtiler. Bu gruplar Beşar Esed’in kesin gitmesini istemekte ve İran’a mesafeli olarak durmaktalar.

Silahlı mücadele yerine uzlaşma ve diyalog taraftarı olan kesimler ise; Tahran’daki bu buluşmada bir araya geldiler. Bu oluşum; İslami, komünist, Hıristiyan ve Kürtlerden oluşan grupları içerisinde barındırmakla beraber Suriye’ye dışarıdan bir müdahaleye karşı, Doha’daki toplantıya ve Türkiye’ye tepkililer. Bu gruplar şu ana kadar silaha başvurmamış. Bu açıdan bakıldığında Tahran buluşmasının Doha’ya alternatif olduğunu söylemek yanlış olmaz. Buraya katılan grupların bir kısmı Doha’ya çağrıldıkları halde gitmediklerini, bir kısmı ise çağrılmadıklarını ifade ettiler. İranlı yetkililer ise tüm tarafları Tahran Buluşmasına çağırdıklarını fakat gelmediklerini dile getirdiler.

Temsilcilerle yaptığımız görüşmeler ve izlenimleri kısaca anlatacak olursam:

Suriye, on yılllardır Esed ailesinin diktatörlüğünde idare ediliyor. Hiçbir muhalefetin ne sağ ne sol ne de İslami yapının oluşmasına izin verilmedi. Var olan aşiretlerin bile farklı bir yola girilmesine izin verilmedi. Bırakın ülke geneline yayılmış bir muhalefetin oluşması veya liderlerin yetişmesi; yerel bazda muhalif bir aşiretin, âlimin, hatibin yetişmesine dahi izin verilmedi. Var olan yerel aşiret liderleri veya şahsiyetler ancak Baas Partisinde siyaset yapabildiler. Dolayısıyla insanlarda teşkilatlanma, örgütlenme, istişare etme kültürü oluşmadı. Var olan yüzlerce grubun bir geçmişi yok, oluşan veya oluşturulmaya çalışılan muhalif grup ve liderlerin geçmişi en fazla altı ay, bilemedin bir yıldır.

Muhalif grupların ciddi manada ideolojik alt yapıları, teşkilatlanma ve örgütlenme tecrübeleri yok, kabulleri, başkan veya liderlerinin karizma ve halk nezdinde kabulleri yok. Bir köyde muhtar seçimi gibi herkes masada söz sahibi olmak için öne çıkmakta, fayda ve zararı şahsi çıkarlarına göre değerlendirmekte. Buna güzel bir örnek olması açısından başımdan geçen bir olayı sizinle paylaşmak isterim. Toplantının öğleden sonraki kısmına basın pek ilgi göstermedi ve genelde lobide şahıslarla röportaj yapmakla yetindiler. Bu esnada yaşlı bir Arap aşireti lideri, İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi ile sarılıp tokalaştı. Bu anı sadece ben makinemle fotoğrafladım. O şeyh, benden fotoğrafı bir cd’ye atıp kendisine vermemi ısrarla istedi. Kendisine şu an mümkün olamayacağını söylememe rağmen saatlerce peşimi bırakmadı. En sonunda fotoğrafları bilgisayara yükledikten sonra telefona blotoot ile gönderdim. Şeyh, bu fotoğrafı büyütüp evine asacağını söyledi. Bu olay şunu gösteriyor ki bu tür şahsiyetlere bir iltifatla dahi çok şey yaptırılabilir. Ki sonuç bildirgesinde yapılan itirazlardan bazıları da ‘neden ismimiz geçmiyor’ meselesiydi.

Birçok temsilci şunu dile getirmekte: dışarıdan görülen Suriye ile içerdeki gerçekler farlıdır. Paran varsa, adamın, silahın da var. Para için de dış kaynağın olmalı. Birçok güçlü gösterilen grubun kökü dışardadır. Dışarıdan destek alanlar, basına çıkarılmakta, cilalanmakta, parlatılmakta ve lider olarak tanıtılmaktadır. Hâlbuki gerçek hiç de öyle değildir. Bunların ne tabanları var ne de halk tarafından tanınmaktalar.

Kürt bölgelerinde şu anda 17 farklı grup var. Bunların öne çıkanı PYD olsa da bu Kürtlerin hepsinin temsilcisi olduğu manasına gelmiyor. Bunun tek nedeni; farklı oluşumların geçmişte Esed tarafından şu anda da PYD tarafından kurulmasına ve güçlenmesine izin verilmemesidir. Türkiye’de olduğu gibi PKK, Suriye’de de kendisinden başka oluşuma izin vermemekte, silahlı gücünü burada da kullanmaktan çekinmemekte.

Yerimiz müsait olmadığından ayrıntılara fazla girmeyeceğim. Kısacası birlik ve beraberlikten yoksun, muhalefet ve örgütlenme kültürünün henüz yeni yeni oluştuğu Suriye halkının işi çok zor. Bazı temsilciler ‘Esed giderse Suriye; Afganistan ve Somali’den daha beter olur. Çünkü Beşar’a alternatif yok ve muhalifler birbirlerini yerler’ sözleriyle endişelerini dile getirdiler. Amerika, Türkiye, değişik Arap ve Avrupa ülkelerinin desteklediği yüzlerce başın ve yapının olduğu ve dış güçlerin hesaplaşma arenası olan bir Suriye’ye Allah yardım etsin.
Önceki ve Sonraki Yazılar