Marksizm’den İslam’a giden yolda Roger Garaudy 2

Marksizm’den İslam’a giden yolda Roger Garaudy 2

Garaudy, komünist fikirleri savunmaya devam eder ve 1945’te Fransız Komünist Parti Merkez Komite üyeliğine getirilir. Her iki Kurucu Mecliste de (1945-1951) Tarn Milletvekili olarak vazife yapar.

Garaudy, komünist fikirleri savunmaya devam eder ve 1945’te Fransız Komünist Parti Merkez Komite üyeliğine getirilir. Her iki Kurucu Mecliste de (1945-1951) Tarn Milletvekili olarak vazife yapar. Garaudy, 1952 yılında Sorbonne Üniversitesi’den edebiyat dalında, 1954’te de SSCB Bilimler Akademisi’nden Maddeci Bilgi Teorisi (Théorie Matérialiste de la Connaissance) adlı doktora teziyle bilim dalında doktor unvanı alır.

Garaudy, Marksist estetik ve Marksizm üzerine yazdıklarıyla artık bu felsefenin öncü bir düşünürü olur. Fransa’da komünist sistemin ateşli savunucusu olan Garaudy üniversiteden siyâset kürsülerine kadar Fransızlara ve Batı dünyâsına Marksizm’i anlatır. Bu dönemde Ona göre ‘İnsanların kurtuluşu yoksul ve zengin arasındaki sınıf farkını yok eden, insanların eşitliğini  kabul eden Marksist bir hayat tarzından başkası değildir.’ Fransız komünistleri onu ideolojik bağlamda Marksizmin idolü sayarlar.  Marksist felsefe adına, Komünist ideoloji adına nerede bir miting, konferans veya seminer varsa orada Garaudy boy gösterir. Komünistler, ona olan güvenini şu sözlerle ifade ederler; “Karl Marks’ın bütün eserleri kaybolsa Garaudy onları yeniden yazabilir.”[1] Gençlik yıllarında ruhi arayışının ilk basamağı olan Katoliklik ve Hıristiyanlığa karşı kalemi ve konuşmalarıyla karşı koyar ve bir mücadele pratiği geliştirir.

Roger Garaudy, 60’lı yıllarda çok faaldir. O bu dönemde Fransız Parlamentosu’nda milletvekili, Millet Meclisi Başkan Yardımcısı, Milli Eğitim Komisyonu Üyesi, Senatör ve Ferrand ve Poitiers Üniversitelerinde öğretim üyesi olarak görev yapar. Fransız Komünist Partisi siyâsî büro üyesi seçilir ve büro şefi olur. Marksizm üzerine yazdığı kitaplarla bütün dünyada kendisinden söz ettirir. Bir müddet Marksist İnceleme ve Araştırmalar Merkezi’nde müdürlük yapar. Bu vazifesi sırasında Hıristiyanlarla diyaloğu başlatır. Aforozdan Diyaloğa(1965), Yirminci Yüzyıl Marksçılığı(1966) adlı eserler bu çerçevede yazılan eserlerindendir.[2]

Roger Garaudy; Kafka, Aragon ya da Saint-John Perse gibi bilinen düşünürler hakkında araştırma ve inceleme yazıları yazar. Fidel Castro, Stalin, Jean-Paul Sartre, Bachelard, Picasso, Chagall ve Pablo Neruda gibi pek çok devlet adamı, felsefeci ve sanatçıyla yüz yüze görüşür, onlarla fikri mülahazalar çerçevesinde tartışırdı. Bu kişilerin tamamına yakını siyasi, dini ve estetik planda 20. yüzyılın oluşumuna katkıda bulunan kişilerdir. Garaudy, bu yazışma, görüşme ve tartışmalarını daha sonra Şahitlerim adıyla kitaplaştırır. Garaudy’ye gönderilen mektuplar, 20. ve 21. Yüzyılı ideolojik bağlamda tanıma adına önemli belgelerdir. Birçoğu kişiye özel olan bu mektuplarda Romain Rolland, diyalog ve iman; Sartre, marksizim-varoluşçuluk ilişkileri; Levy-Strauss, marksizm ve yapısalcılık konularını öne çıkarır.[3] Yazışmalar, mektuplar ve tartışmalar Garaudy hakkında hep şu noktayı sabitliyor:

Garaudy’nin hayatın anlamını arayış çizgisinde ve yarınlara dair umut dolu beklentisinde hep istikrar olmuştur; çünkü hayaller içinde yalanlara sarılıp hayata devam etmeye ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya karşıdır. Eksik veya yanlış bir şeyle karşılaştığında genellikle “Hayır! Bu böyle olmamalı!” diyebilmiştir.

1950’li-1960’lı yılların gençliği için idol olan ve yazdığı eserlerle gençleri bunalıma sürükleyerek Avrupa’da kendisini okuyan birçok gencin intiharına sebep olan Jean-Paul Sartre[4] ile yaptığı tartışmalar kayda değerdir. Roger Garaudy, Sartre’a meydan okur, Sartre de ona olumlu cevap verir ve tartışma yapmayı kabul eder. İki düşünür, günlerce bu tartışmaya hazırlanır. Tartışma, Fransa’nın entelektüel kesimi ve üniversite gençliğinin hazır olduğu bir salonda yapılır. Dinleyiciler, salona sığmayınca sokakları dolduran dinleyici kitlesi bu tartışmayı hoparlörlerden dinler. Tarih, Marksist ve Materyalist felsefesinin bu iki öncüsünün tartışmasını 7 Aralık 1961 olarak kaydeder. “Marksizm ve Varoluşçuluk” konusu ekseninde ‘Tabiatın bir diyalektiği var mıdır?’ Garaudy, Sartre’ı kendi tezleriyle alteder ve bu münazaradan kazanan olarak ayrılır. Simone de Beauvoir[5], bu neticeyle deliye döner ve hırsını Sartre’den şu cümlelerle çıkarır:

“Ben sana bu tartışmaya girme, bu adamla münazaraya oturma dememiş miydim? Bak işte, oyuna geldin! Halkın önünde yenik düştün!’[6]

Marksist ilkeler açısından ‘eşitlik ve adaleti’ ciddi anlamda önceleyen bir pratik geliştiren Garaudy, yönetsel olarak zirvede olduğu bu dönemde Komünist Parti’yle görüş ayrılığı yaşar. Bu görüş ayrılıkları zamanla sert bir muhalefete dönüşür. Garaudy, partiye yönelik yaptığı eleştirilerin dikkate alınmadığını görünce partiden fiilen kopar ve bir süre sonra Fransız Komünist Partisi’nden atılır. Garaudy’i bu noktaya getiren gelişme ve sebep önemlidir:

Roger Garaudy, kendini ve hayatın anlamını bulmaya çalıştığı her dönemde ilkeli olmayı bir prensip sayar. 1968 Çekoslovakya olaylarında SSCB bu ülkeye müdahil olur. Varşova Paktı üyeleri, Sovyetlerin bu askeri müdahalesini onaylamazlar; fakat Fransız Komünist Partisi, bu müdahaleyi doğru bulur ve destekler.  Garaudy, hem Sovyetlerin Çekoslavakya’ya müdahalesini hem de Fransız Komünist Partisi’nin bu tavrını yanlış bulur; Komünist Parti’yi Stalinci metodlara başvurmakla suçlar. Garaudy, bu esnada gezi amaçlı Sovyetlerde bulunmaktadır. Bu gelişme üzerine buradaki gezisini yarıda keser ve Fransa’ya geri döner.

Yoksullar, varoşlar ve ezilmişler üzerinden bir ‘eşitlik’ ilkesi üzerine makam ve imkan edinen Komünist yöneticiler aslında reel eleştirilere hiçbir zaman açık değiller. Garaudy’nin bu eleştirisi onlar açısından kabul edilemezdi. Garaudy, bir tabuyu yıkmak ve aşmak isterken çağdaş ideolojik ilahlar eliyle kurban seçilir. Garaudy, tek başına kalsa da doğru bildiğini haykırır. Bir nevi ‘Donkişotluğu’ kendine rehber edinir.[7]  “Bir başka ülkeye zulmeden sosyalist midir? Defolun!” cümlesiyle biten bir bildiriye imza atar. Bu cümle üzerine Fransız Komünist Partisi’yle neredeyse pamuk ipliğine bağlı olan ilişkilerini tümden koparır. Şubat 1970’te Fransız Komünist Parti kongresinde bir konuşma yapar. Aslında bu konuşma bir veda konuşmasıdır:

“Bu kürsüde son defa öfkeyle değil, hüzünle konuşurken, şunu ifade etmek gereğini duyuyorum: Sorunları ortaya koyanlardan bazıları uzaklaştırılsalar bile, bu sorunlar, hayatın akışı içinde ortaya çıkmaya devam edeceklerdir.”[8]

Yazıları ve konuşmalarıyla Komünizme yüzbinler kazandıran, Marksist felsefenin önde gelen teorisyenlerinden olan Garaudy Şubat 1970’te FKP siyâsî bürosundan ve Mayıs 1970’te de parti üyeliğinden atılır. Komünist Parti’den atılan Garaudy kendini bir kuyuya düşmüş gibi hisseder ve mana arayışının üçüncü aşamasına kapı aralanır. Bazı güzel tevafuklar ona ilk defa düşünsel kabuklarını ciddi manada kırma imkanı verir. Önce Afrika’yı tanımaya çalışır. Garaudy, komünist ve Marksist ilkeleri yeniden oluşturacak entelektüel bir bilgiye sahip olsa da  işin hakikati o, o güne kadar Hıristiyan Batı kültürü dışında ciddi manada başka bir kültür tanımamıştır. O, bu tarihten itibaren Marksizm ve Hıristiyanlık sentezinde bir dünya görüşü inşa etme çabasındadır. Araştırmalarını ‘Sömürgeci Batı ve Komünizm Çıkmazı’ konuları üzerine yoğunlaştırır.[9] O, bunu hatıralarında şöyle anlatır:

“O ana kadar yalnızca Avrupalıydım. Sadece doğum yeri olarak değil, kültür olarak da, yaşama tarzı olarak da. Bu maske bana hayatımın bir bilançosunu çıkarmamı ihtar ediyor. Felsefe profesörü olarak, bütün meslek hayatımı batılı olmayan düşünceyi tanımadan geçirmekte olduğumu fark ettim. Nitekim Çin, Hint, İslam felsefelerini, Afrikalılar’ın veya Amerika’nın yerlilerinin dünya görüşlerini hiç mi hiç bilmiyorum.”[10]

Garaudy, Hıristiyanlıkla Sosyalizmin ortak noktalarını araştırıp yazmaya çalışır ve bu geniş kitlelerin ilgisini çeker.[11] Medeniyetler arası bir diyalog oluşturabilmek için UNESCO’nun desteğiyle akademik bir Enstitü kurar. Garaudy, bu dönemde üniversitedeki profesörlüğüne geri döner. Emekliye ayrılınca telif çalışmalarına hız verir. Bu dönemde her biri dünya çapında akis bulan “Ertelenen Özgürlük (Liberdé en Sursis), Marksçılar ve Hıristiyanlar Karşı Karşıya (Marxistes et Chrétienes Kace á Kace), Sosyalizmin Büyük Dönemeci (Le Grand Tournant du Socialisme), İşte Gerçekler (Toute la Vérité), Erkek Sözü(Parole d’homme), Umut Projesi (Projet Espérance), Yaşayanlara Çağrı (Appel aux Vivants) ve Kadının Yükselişi İçin (Pour l’avénement de la Femme) adlı kitaplarını yazar.[12] Birçok ülkede konferanslar verir, panel ve ilmi münazaralara katılır. Uluslararası siyaset ve yanlış yaklaşımlar konularında sık sık bildiriler hazırlar ve bu bildirileri basın aracılığıyla kamuoyuna duyurur.[13]

Roger Garaudyı’nin hayatın anlamına dair arayışı limandan limana sürer ve ruhundaki fırtınalar bir türlü dinmez. Bu arayışlar onu 1982 yılında kelime-i şahadet getirerek Müslüman olmaya kadar götürür. 1973’te Afrika gezisi verimli ve olumlu geçer. Oradan yepyeni bir insan olarak döner. Ve bunu şu cümlelerle ifade eder:

“Beşeri sanat ile ilahi sanat ve onun dili olan tabiat sanatı arasındaki ilişki bana hiçbir zaman bu denli canlı görünmemişti. Günün yüzü, bir sanat eseridir, aynen bir heykel gibi; sabahın çıplak yüzü, bir tecellidir, tıpkı bir yasemin gibi.

Beşeri sanat bana Allah’ın yaratılmışlardaki işaretlerini okumayı öğretti. Büyülü bir alemde yaşadım; orada nesneler, duyularımızın her biri aracılığıyla, kutsal bir kitabın kelimelerine dönüşüyor. Dili, Allah’ın bizimle konuştuğu bir lisan oluyor… Görünüşten görüntüye, tezahürden tecelliye geçiliyor… Her şeyin bir anlam ve bir mesaj olup çıktığı bu teatide, hayatımız artık ferdin hayatı değil, aksine hayatın bütünü oluyor…”[14]

Garaudy, senelerce yaptığı araştırma, inceleme ve karşılaştırmadan sonra 8 Nisan 1983 günü Libya’nın Bingâzi Karyünes Üniversitesinin konferans salonunda İslâmiyeti kabul ettiğini açıklar. Roger Garaudy’in Müslüman oluşu haberi Batının sanat, edebiyat ve siyâset çevrelerinde büyük bir şaşkınlığa yol açar. Bir zamanlar, Komünizm ve Marksizm’in fikir danışmanı olan Garaudy’nin İslam’ı bir hayat düsturu olarak kabul etmesi Kremlin’deki iktidarı sarsar.[15] Garaudy’i, Müslüman olmaya sevk eden başlıca etkenleri şunlardır:

*İslam’ın hem dünyaya hem ahirete dönük güçlü söylemleri
*İslam’ın hem maddeye hem manaya hükmetmesi,
*İlim ve çalışmanın her halükarda önemsenmesi ve teşvik edilmesi,
*İslam’ın hayatı imanla anlamlı kılması ve güven toplumu inşa etmesi,
*İslam’ın kendinden önceki vahiy ve peygamberleri kabul eden cihanşumûllüğü,
*Medine’de Hazret-i Muhammed (a.s.m)’in etrafında oluşan saadet toplumunun kan, toprak, menfaat ve pazar üzerine değil iman ve sevgi temelli oluşu,
*Medine İslam devletinin açık, şeffaf ve eleştirilere imkan veren yönü,
*Yeni dünyâ düzeni düşüncesi adı altında empoze edilmek istenen sömürgeciliğin meydana getirdiği şiddet, haksızlık ve adâletsizlikler düzeninin aksine İslam’ın en yakınların aleyhine de olsa adaleti emretmesi,
*Batı’daki İnsan Hakları Beyannâmesinin eşitlik, adâlet vurgusunun kağıt üzerinde kalması ve Batının en mükemmel düzen olarak dünyaya ısmarladığı demokrasinin aslında mal, mülk sâhipleri ve zenginler için var olduğu gerçeği,
*İslam’ın ‘renk, cins, makam ve imkan’ ayrımını reddetmesi ve muammelede bütün insanları bir tarağın dişleri gibi kabul etmesi,
*İslam’ın ‘isrâfı, gösterişi ve lüksü yasaklayan; kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan; biriken sermâyeyi fakire ölçülü ve ahlâk hükümleri içinde aktaran; fâizi, tembelliğe sebeb olduğu için yasaklayan ve gayrimeşrû serveti böylece imhâ eden bir sistemler manzûmesi’ olması
*İslâm’da, halîfe ile kölenin aynı hakka sâhib olması ki bu Hz. Ömer’in kölesi ile Medine’den Kudüs’e giderken deveye sıra ile binmesi olayında somut halini bulmuştur.
*Marksizm ile kapitalizmin insanı sömüren sistemler olmasına mukabil İslâm’ın insana prestijini iâde eden bir semâvî din olması…[16] (Devam edecek…)

[1] Özfatura İlhan, “Komünist militandan Müslüman aydına Roger Garaudy”, Türkiye Gazetesi, 30.08.2003.

[2] Aydın Cemal, “Roger Garaudy”, TDV İslam Ansiklopedisi, s. 463-466.

[3] Garaudy Roger, Şahitliklerim, (Çeviren: Cemal Aydın) Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, İstanbul 2015.

[4] Jean-Paul Sartre, Fransız yazar ve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle bilinen biri. Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl’ı düşünceleriyle etkilemiştir.

[5] Simone de Beauvoir, Jean Paul Sartre’ın nikahsız eşidir.

[6] Garaudy Roger, Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum Hatıralar, s. 176-177.

[7] A.g.e, s. 25.

[8] A.g.e, s. 233.

[9] Özfatura, a.g.k.

[10] Garaudy Roger, Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum Hatıralar, s. 245-246.

[11] Roger Garaudy, https://www.biyografi.net, Erişim: 13.06.2019

[12] Öztürk, a.g.e.

[13] Acıyan Muhammed, “Vahşi Batı ve Roger Garaudy -1”, Konya Yeni Gün Gazetesi, 09 Eylül 2015 tarihli yazı.

[14] Garaudy Roger, Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum Hatıralar, s. 255-256.

[15] Süveydi Abdullah, Hak Sözün Vesikaları, Hakikat Kitabevi, İstanbul 2014, s. 398.

[16] Garaudy Roger,

İlgili Haberler

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler